Federasyon Başkanı olsaydım... (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Federasyon Başkanı olsaydım... (İlker Yıldız)

05-10-21 08:58
Türkiye Basketbol Federasyonu Genel Kurulu ve dolayısıyla da federasyon başkanlığı seçimi, büyük olasılıkla Kasım ayında Ankara'da yapılacak. Şu ana kadar federasyon başkanlığını açıklayan üç aday var, adaylar; 26 Ekim 2016 tarihinden itibaren TBF başkanlığını yürüten Sayın Hidayet Türkoğlu, 30 Mart 2015-26 Ekim 2016 tarihleri arasında TBF başkanlığını yapan Sayın Harun Erdenay (1968) ve ilk kez TBF başkanlığına aday olan Sayın Erman Kunter (1956).

TBF başkanlığına aday olan değerli isimlerin sayısının geçtiğimiz seçimlere göre artış göstermesinin, ülke basketbolumuz adına sevindirici ve faydalı olduğunu düşünenlerdenim. Adayların icraatlarını ve basketbolumuzun yeniden ivme kazanması adına yapmayı planladıklarını açıklamalarını da yakından takip ediyorum. Yaklaşık 35 yıldır tutkunu olduğum ve yakından takip ettiğim basketbolun, beş yıla yakın süredir de yazarlık yapmak suretiyle içerisindeyim. Basketbolu seven hemen herkesin aklından geçirdiği gibi, ben de TBF başkanı olsaydım neler yapardım düşüncesini birçok kez aklımdan geçirmişimdir. Bununla ilgili yazımı da sizlerle paylaşmak istedim. Umarım düşüncelerimle ve yazılarımla bir nebze de olsa ülke basketbolumuza katkıda bulunabilirim.

1) Şahsi husumetler ve liyakat

Ülke basketbolumuzda ciddi bir kutuplaşma olduğu bir gerçek, yıllardır da bu kutuplaşmaların vermiş olduğu olumsuzluklar neticesinde basketbolumuz istenilen yerden çok uzak durumda. Adeta ülke basketbolumuzun gelişimine ve istenilen yere ulaşmamasına en büyük engel durumunda olan başlıca konu kendi içimizde birliği sağlayamamamızdır. Basketbolumuzdaki bu kutuplaşmaların temelinde, basketbola bakış açılarımızın farklılığı ya da basketboldaki düşünsel derinlik farklılıklarından kaynaklı sebeplerden çok, şahsi anlaşmazlıklardan kaynaklı olduğunu üzülerek görüyoruz. Bu da ülke basketbolumuzun en iyi şekilde yönetilmesinde ciddi problemlere yol açıyor. Adeta birbirimizle mücadele etmekten, güç gösterisi yapmaktan ve birbirimize karşı bazı şeyleri ispatlamaya çalışmaktan sıra ülke basketbolumuzdaki sorunları görmeye ve çözümlemeye gelmiyor.

Göreve gelen herkesin, kendisine yakın isimlerle çalışmak istemesi çok doğal bir durum. Ancak doğal olmayanı ise görevlendirilen kişilerden daha yetkin kişilerin olmasına rağmen, adeta arkadaş çevresi gibi bir gruplaşma ve görevlendirmenin olmasıdır. Basketbolda hiçbir şekilde doğru bulmadığım jenerasyon kavramının, sadece takımlar düzeyinde değil, yöneticiler düzeyinde de gerçekleştiğini görüyoruz. Görüldüğü gibi yanlış kavramsallaştırma, er ya da geç her düşünceye sirayet ediyor ve yanlış gidişata yol açıyor. Ülke basketbolumuzun selameti açısından ve yönetimsel açıdan görevlendirmelerin bir jenerasyon şeklinde değil, liyakatin ön planda olduğu ve en iyilerin bir araya gelerek sağlanmasıyla gerçekleştirileceğine inanıyorum. Sonuç olarak, federasyon yönetimleri kendi şirketlerini yönetmiyorlar (yönetselerdi kişisel husumetler bu ölçüde niteliğin önüne geçmezdi!), koskoca ülke basketbolunu yönetmeye talip oluyorlar. Seçildiğiniz görevde en iyiyi yapabilmek adına; en iyilerle çalışmanız ve ülke basketbolumuzu layık olduğu şekilde en iyi yerlere getirme bilinciyle hareket etmenizle sağlanacaktır. Şahsi husumetler ve anlaşmazlıklar, üstlenmiş olduğunuz vazifenin sorumluluğunun önüne geçmemelidir. Son 30 yılda ülke basketbolumuzdaki en büyük sorun olarak gördüğüm bu meseleyi, çözüme kavuşturulması gereken en önemli konu olarak görüyorum.

2) Basketbola bakış açımızdaki körlük

Basketbolumuzdaki sorunların en başında hiç kuşkusuz basketbola olan bakış açımızın ve yaklaşımımızın yanlışlığı gelmektedir. Basketbola bakış açımız, basketbol ile ilgili alacağımız kararlarda birinci derecede etkili olacağı şüphesizdir. Bunun için de derinlikli ve çok yönlü bilgi birikime sahip olmakla birlikte, bu derinliğe sahip değerlerle çalışmak ve bu derinlikte değerler yetiştirmeyi ön plana koymamız gerekir. Hangi alanda olursa olsun, hele de günümüzde tek boyutlu yani sadece basketbolu parkeden ibaret gören anlayış ile ülke basketbolumuzu istenilen ve beklenilen düzeye çıkarmamız mümkün değildir. Bu nedenle basketbolun yönetiminin, sadece basketbolu profesyonel düzeyde oynamış olanlara emanet edilmeyeceğini de artık kabul etmeliyiz. Son 30 yıldır bunun sonuçlarını hep birlikte görüyoruz. Basketbolumuz bir yere kadar yakaladığı ivmeyi, bir yerden sonra devam ettiremedi; bunda kişisel anlaşmazlıklar kadar, karar vericiler arasında düşünsel anlamda o noktayı aşacak entelektüel birikime sahip olanların eksikliğinin de etkili olduğundan söz edebiliriz. Bu nedenle muhakkak teori ve pratiği bir arada harmanlayarak, ülke basketbolumuza seviye atlatacak olan düşünsel derinliğe de ihtiyacımız var. Kısacası, basketbolun içinden gelmiş ama entelektüel derinliği olmayan ve basketbolda değer üretememeye başlayan anlayışlara karşın; bakış açısıyla derinlik katan, değerler üretmeyi merkeze alan ve ülke basketbolumuza mertebe atlatacak olan düşüncelere de ihtiyacımız var. Basketbolumuzdaki sorunların önemli bir diğer sebebi de; sadece oynadıkları basketbol geçmişiyle yetinen ve kendini geliştirmeden uzak olan anlayış yani “Basketbol Körlüğü” gelmektedir.

Bu fasit daireden basketbolumuzun tek çıkış yolu; basketbola bakış açımımızın “sporcu merkezli”, daha da özetleyerek söyleyecek olursak insan merkezli olması gerekiyor. Çünkü, “nitelikli antrenörler” ve “büyük oyuncular” yetiştiremediğimiz müddetçe, ülke basketbolumuz da milli takımlarımız da istenilen seviyeye gelemeyecektir. “Nitelikli antrenörler” ve “büyük oyuncular” yetiştirmek için ise kısa vadeli değil, uzun vadeli ve insan merkezli yaklaşımlar belirlememiz gerekiyor. Netice itibariyle değerler yetiştirmek bir eğitim meselesidir; uzun vadeli bir süreci kapsar ama kalıcı ve istikrarlı başarıları da beraberinde getirir. Bunun bir adım ilerisi de ülke basketbolumuzdaki önceliklerimizin kulüp takımı merkezli değil, Milli Takımlar merkezli olması gerekliliğidir. Bu sayede basketbolumuzdaki öncelikler hiyerarşisini hem netliğe kavuşturmuş oluruz hem de kulüp menfaatlerinden kaynaklı kutuplaşmalar yerine, milli takımlarımızın kapsayıcı birlikteliği ile enerjimizi doğru yöne sevk etmiş oluruz. Basketbola (sporun her branşına) olan bakış açımızı hep birlikte Milli Takımlar merkezli olarak değiştirirsek, basketbolumuzdaki sorunların da büyük ölçüde ortadan kalktığını göreceğiz. Sonuçta uzun vadede kazanan hep birlikte bizler ve basketbolumuz olacaktır… Bu da ülke sporumuzda hem birleştirici bir rol oynayacak hem de gerçek anlamda dünya çapında büyük değerler yetiştirerek, A Milli Takımlar seviyesinde istikrarlı başarılar elde etmenin yolu açılmış olacaktır. Dünya çapında sportif başarı da en önemli kıstas hemen her alanda olduğu gibi ürettiğiniz değerler ve A Milli Takımlarınızın başarılarıdır, bunu unutmamalıyız.

3) Eleştirel düşünce eksikliği

İster arkadaşımız olsun, isterse de akrabamız olsun, kimse eleştiriden muaf değildir. Hatta eleştirel düşünme sayesinde (namuslu olmak kaydıyla) hem eleştiriler yönelttiğimiz kişilere hem de ülke basketbolumuza ciddi katkılar sunmuş oluruz. Ülke basketbolumuz adına birçok değerli ismin yapması gereken de bu; ülke basketbolumuzda derinlikli düşünce gelişimine ve sonrasında da nitelikli dönüşüme imkan sağlamaktır. Eleştirel düşünme eleğinden geçmeyenler, düşünsel anlamda gelişemez ve derinliğe kavuşamazlar. Sonuçta da her şeyi şahsına yapılmış olarak algılayıp, kırılgan hale gelirler. Birçoğumuz eleştirel düşünce okulundan geçmediğimiz için, her eleştiriyi kişiselleştiriyoruz.

4) Basketbolumuzun Ana statüsü!

Türkiye Basketbol Federasyonu Ana Statüsü Birinci Bölüm Genel Hükümler Amaç Madde 1 - (1) Bu Ana Statünün amacı; ülke genelinde her yaştaki vatandaşın basketbola ilgi ve sevgisini artırıcı çalışmalar yapmak, basketbolun her bakımdan gelişmesini sağlamak, bu amaca yönelik olarak ülke genelinde yapılanmak, bu faaliyetleri ulusal ve uluslararası kurallara uygun olarak diğer ilgili kuruluşlar ve yerel yönetimler ile işbirliği içerisinde bağımsız olarak yürütmek, Türkiye’yi basketbol konusunda yurtiçinde ve yurtdışında temsil etmek üzere kurulmuş bulunan, özel hukuk hükümlerine tabi, bağımsız statüye ve tüzel kişiliğe sahip Türkiye Basketbol Federasyonunun teşkilat, görev ve yetkilerine ait usul ve esasları düzenlemektir.

İkinci Bölüm: Federasyonun Teşkilatı, Görev ve Yetkileri Kuruluş ve görevleri Madde 5 - (1) f) Türkiye’yi basketbol ile ilgili tüm konularda ve ilgili kurullarda yurt dışında temsil etmek, uluslararası kuralların ve talimatların uygulanmasını sağlamak,

Kulüplerimizin ve federasyonlarımızın kuruluş amaçlarının başında, her yaşta vatandaşımızın (özellikle de gençlerimizin) nitelikli spor yapması, sosyalleşmesi, sporu sevmesi, sporun içinde daha uzun süre kalması gibi konular merkezi yer teşkil etmektedir. Gençliğe fayda sağlama ve onlara değer katma birinci öncelikli meselemiz olmalıdır. Sportif faaliyetlerdeki asıl amacımızın ve ülke sporumuzun gelişmesinin, gerçek anlamda yerli oyuncularımıza alan açmakla ve onlara göstereceğimiz değerle yakından ilişkili olduğunu unutmamalıyız. Asıl amacı gözden kaçırır ve kulüp taraftarlığını her şeyin önüne koyarsanız, bu da bizleri kulüp fanatizmine doğru götürür. Kulüp takımlarımızın ilke gözetmeksizin “başarı putu” anlayışını her şeyin üstüne koymaya başlarsak; sporun birleştiriciliğinden çok, ayrıştırıcılığına maruz kalırız. Kulüp takımları arasındaki rekabet, fanatizme; değer üretimi yerine de sadece kazanma putuna sürüklüyorsa, kısa vadede kazandıklarımızın ötesinde uzun vadede kaybettiklerimiz çok daha fazla olacaktır, tıpkı şimdilerde basketbolumuzda olduğu gibi. Oysa kulüplerimiz kuruluş amaçlarına ve tüzüklerine uygun şekilde diğer kulüplerle olan rekabetini ülke sporumuza katkı noktasında değer üreterek de gösterebilir. Bu değer üretimi sayesinde diğer kulüplerimiz de değer üreterek rekabete iştirak edeceklerdir. Bunda en önemli yönlendirici ve yönetici olarak da TBF gelmektedir. TBF, ülke basketbolunun yurtdışında temsili ve ülke basketbolumuzun niteliğinin en önemli göstergesi olan A Milli Takımlarımızın yurt dışında temsilini önem sırasında birinci dereceye koyarsa, bu sayede ülke basketbolumuzun geleceğini de kulüplerimizin insafına bırakmamış oluruz.

5) Büyük oyuncular yetiştirmek ve Milli Takımlar

Basketbolumuzdaki öncelikler hiyerarşisinde ilk sırada muhakkak A Milli Takımlarımızın başarısı, büyük oyuncular ve büyük antrenörler yetiştirme anlayışı gelmesi gerektiği düşüncesindeyim.

Basketbolumuz adına üzülerek söylemeliyim ki, büyük bir çoğunlukla alt yapılarda doğru ve iyi bir eğitim verilmek yerine, günü kurtarma ve göz boyama adına "oyuncu merkezli anlayış" yerine "sonuç merkezli anlayış" hâkim durumdadır. Doğal olarak da üst düzey basketbolcular yetiştirmemiz de tesadüflere kalıyor. Sistemli bir şekilde değerler yetiştirmenin en önemli adımı, basketbola bakış açımızla direkt olarak ilgilidir. Eğer değerler yetiştirmek istiyorsak, ona göre de planlamalar yaparız; eğer istemiyorsak da ona göre günü kurtarma adına göz boyamaktan öteye gidemeyiz. Eğer gerçekten değerler yetiştirmek ve kalıcı başarılar yakalamak istiyorsak; çalışacağımız antrenörlerden tutun da oyuncu seçimine ve tesis eksikliklerini gidermeye kadar odaklanacağımız merkez noktamız, bu ülkenin değerleri yani gençlerimiz merkeze konularak olmalıdır. Böylece dünya çapında büyük oyuncular yetiştirmeye başlarken; yöneticisinden tutun da antrenörüne ve malzemecisine kadar herkesin de o yönde nitelikli hale geldiğine şahit oluruz. Bu da her spor branşında olduğu gibi basketbolda da zirve noktası olan A Milli Takımlarımızın istikrarlı başarılar elde etmesini sağlamış oluruz. Ülkemizden yani kendi değerlerimizden büyük oyuncular yetiştirdikçe ve A Milli Takımlar düzeyinde istikrarlı başarılar kazandıkça; ülke genelinde basketbola olan ilginin de sevginin de arttığını görürüz.

A Milli Takımlar düzeyinde müsabaka ayrımı yapmadan her maçın çok önemli olduğunun bilinciyle hareket edersek; sportif alandaki öncelikler hiyerarşisini, milli formanın değerini, toplumsal bütünleşmeyi, sportif ciddiyeti, istikrarlı sportif başarıları ve spor branşlarındaki kulüp fetişizminin önüne geçmeyi de sağlamış oluruz.

Hiçbir kulüp takımının ya da hiçbir zümrenin başarısı, Milli Takımlarımızın ve özellikle de A Milli Takımlarımızın başarısından daha önemli olamaz. Ancak gerek erkekler gerekse de kadınlar kategorilerinde başta Euroleague olmak üzere Avrupa Kupaları'nda veya ligde başarılı olup, kendi taraftarını memnun etme anlayışıyla milli takımları geri plana atan her türlü düşünceye ve yaklaşıma sonuna kadar karşı olacağımı bir kez daha ifade etmek isterim. EL veya herhangi bir Avrupa Kupası'nda başarılı olmak için sınırsız yabancı oyuncular, devşirme oyuncular ve başka ülke milli takımlarından oynamasına rağmen yerli statüsünde oynayan (bu oyuncularımız muhakkak Türk oyunculardır ama yerli statüsünde oynamamalılardır) oyuncuları kadrolarından bulundurmak için akla gelmedik yollar arayıp da Türkiye A Milli Takımlarımız için değer üretmeyen veya değerlerimizin gelişimine de imkan sağlamayan kulüplerimizin, Türk basketboluna gerçek anlamda bir fayda sağlamadıklarını geç olmadan anlamaları gerekiyor.

Bunun yanında milli takım antrenörleriyle yapılan sözleşmeleri ve ücretlerin açıklanması, tazminat maddesinin konmaması, primlerin kaldırılması, alt yaş kategorilerinde elde edilen başarıların reklam aracı haline getirilmemesi, “12 dev adam” ve “potanın perileri” gibi reklam kokan sloganlar yerine A Erkek Milli Takım veya A Kadın Milli Takım ifadelerinin kullanılmasına özen gösterilmesi, A milli takımlarımızın geleceğini kulüplerimizin insafına bırakmayacak şekilde milli takım merkezli anlayışı hakim hale getirilmesi, A Milli takımlarla ara kamplar yapılması ve lig fikstürünün bu ara kampların yapılmasına imkan sağlayacak şekilde düzenlenmesine özel ehemmiyet gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Kadın basketbolumuzun görev yetkilendirmesinde, bu alanın yetkin kişilerince yapılmasına da özellikle önem verilmesi gerekiyor.

6) Oyuncu yetiştiren kulüpleri teşvik sistemi

Oyuncu yetiştiren kulüpleri teşvik sistemini çok daha verimli hale getirerek, ülke basketboluna değerler yetiştiren kulüplerle, diğerleri arasındaki farkı da ortaya koymamız gerekiyor. Muhakkak öz kaynaklara önem veren kulüplerin yaşamasını ve çoğalmasını sağlayacak sistemler de geliştirilmelidir.

Ülke basketbolumuzun özellikle son 10 yılda yaşadığı ciddi ivme kaybındaki en temel etkenlerin başında hemen hemen çoğu kulübümüzün altyapılara istenilen düzeyde önem vermemesinden kaynaklı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kulüplerimizin tamamına yakını yarışmacı kulüp olmayı ve kısa vadeli başarılar elde etmeyi; üreten ve uzun vadeli başarılar hedefleyen kulüp olmaya tercih ettiklerini üzülerek görüyoruz. Şunu unutmamak gerekir ki, başrol karakterleri yabancı olan hikâyeler bizim hikâyelerimiz olamaz. Hikâyenin sizin olabilmesi için hikâyenizin kahramanlarının da sizin içinizden birileri olması gerekir. Kahramanlarını kendinize ne kadar yakın hissederseniz, o hikâyenin değeri de o kadar artar. Bu nedenle kendi hikayelerimizin sayısının arttıracak ve teşvik edecek her türlü sistemi hayata geçirmemiz gerekiyor. Çünkü ülke basketbolumuzu ayakta tutan asıl dinamikler, kendi hikayelerini yazan kulüplerdir.

Kulüplerimizin en önemli gider kalemlerinden biri olan oyuncu sözleşmelerindeki ödemelerde yaşadıkları sorunların başında yerli oyunculardan çok, yabancı oyuncuların kontratları gelmektedir. Parasını alamayan yabancı oyuncular neredeyse istedikleri vakit çekip gidebilirlerken, Türk oyuncular ise alamadıkları paraların yanında transfer bile yapamayarak mağdur duruma düşürülmektedirler. Bütün imkanlar yabancı oyunculara açıkken ve kulüplerimizi onların sözleşmeleri zorlarken, hala yabancı ısrarı ve yabancı hayranlığını anlamış değiliz! Yetiştirici kulüpleri sadece maddi anlamda desteklemekle kalmayıp, aynı zamanda yetiştirici kulüplerin ligdeki başarıya da ortak olabilecekleri bir sistemin kurulması gerekiyor. Bu sayede yetiştirici kulüplerdeki yönetici, antrenör, oyuncu ve diğer emek sarf edenler hem daha iyi motive edilmiş olur hem oyuncuların erken kulüpten ayrılmayıp gelişimlerini daha iyi sağlanmış olur hem de diğer kulüpleri de bu anlayışın içerisine dahil etmiş oluruz. Lig başarılarının ve şampiyonluklarının oyuncu yetiştirmekle birlikte de olabileceğini gösterirseniz, diğer kulüp yöneticilerinin kısa vadeli başarılar elde etme adına yüksek bütçeler ile kulüplerini borç batağı içerisine sokmasına da engel olmuş olursunuz. Kısacası başarının yetiştirici bir kulüp olmakla da gelebileceğinin örnekleri, Türk basketboluna çok şey katacaktır. Özellikle de yöneticilerin basketbola bakış açılarında olumlu anlamda zihniyet dönüşümü sağlanacaktır. Yabancı oyuncu sayısı konusunda en çok söz hakkı olan kulüpler, Altyapı Milli Takımlarına ve A Milli Takımlara en çok oyuncu veren kulüpler olmalıdır.

7) Kulüplerin denetlenmesi

Kulüplerin finansal fair-play açısından takibinin yapılması, bu şartlara uymayan kulüplerin vaktinde uyarılması açısından çok önemlidir. Ayrıca bu denetlemelerle ilgili istatistiki bilgilerin hatta kulüp ismi verilerek de belli aralıklarla paylaşılması, ülke basketbolumuzun sağlam adımlarla yere basması açısından da şarttır. FIBA’da açık ara en çok dosyası olan kulüpler, ülkemizin kulüpleri olduğunu unutmamalıyız. Kulüplerimizin bu duruma gelmesinde kuşkusuz yeterli denetlemelere tabii tutulmamalarının da payı olsa gerek. Sezonun ortasında ligden çekilen, ligin hemen başında lige katılamayacağını belirten, oyuncularına ve çalışanlarına ödeme yapamaz hale gelerek birçok emekçiyi mağdur eden kulüp anlayışlarına müsaade edilmemesi her açıdan gereklidir. Bu nedenle kulüplerin başta finansal fair-play olmak üzere, TBF tarafından tavizsiz bir şekilde denetlenmesi, ülke basketbolumuzun selameti açısından bir zorunluluktur.

8) Bölge Antrenörlüğü uygulaması

Ülke çapında basketbolda birliğin, düzenin ve gelişimin aynı anda ve olabildiğince yakın seviyede sağlanması adına bölge antrenörleri sistemini hayata geçirilmesi faydalı olacaktır. Bölge antrenörlerini; entelektüel birikime sahip olması, gelişime açık bir düşünce yapısına sahip olması, basketbolu sadece parkeden ibaret görmemesi ve basketbola geniş açıdan bakabilmesi, iletişiminin çok iyi olması, oyuncu merkezli bakış açısına sahip olması (altyapılarda doğru basketbol oynatmadan alınmış olunan Türkiye derecelerinin bir önemi yok), antrenörlük geçmişinde üst düzey oyuncular yetiştirmiş olması, adaletli ve güvenilir olması, basketbolu tutkuyla sevmesi gibi kriterlere göre belirlenmesi yerinde olur düşüncesindeyim.

Bölge antrenörleri; tam zamanlı ve birçok imkana sahip olacakları, TBF tarafından her yıl sonunda yapılacak olan değerlendirmeler sonrasında ve kendilerinden beklenen görevleri layığıyla yaptıkları sürece sözleşme yapılarak devam edecekleri, özlük haklarına sahip (maaş, sigorta vs.), federasyonun en az ayda bir yapacağı toplantılar ile ülke genelindeki basketbolun ne durumda olduğunu ve her bölgenin sorunlarını kendi koşulları içinde çözüme kavuşturabilmeyi, okul ve kulüpler arasında işbirliğinin sağlanmasını, sorumlu olduğu bölgede gerçekleştirilecek antrenör eğitimlerinde hem daha sıcak hem de daha kuvvetli bağlar kurarak yerinde eğitimlerin de sağlanmasını, bir merkezden verilen eğitimler dışında bölge antrenörleri tarafından da bütün antrenörlerin hatta okullardaki beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin de gelişimlerine katkı sunacak eğitimler verilmesi, potansiyelli oyuncuları gerek antrenmanlarda gerekse de maçlarda izleyerek ve onlarla da toplantılar yaparak çok yönlü şekilde takiplerinin yapılmasını sağlayacak şekilde adeta TBF’nin gözü ve kulağı olmaları ile ülke basketbolumuzda önemli bir açığın kapatılacağını düşünüyorum.

Eğitim bitimsiz bir süreçtir ve sadece merkezi eğitimlerle nitelikli antrenörlerin gelişimi ve daha da önemlisi onların yaşadığı zorlukların neler olduğu, onların doğru basketbolla maddi açıdan külfetsizce tanışabilmeleriyle sağlanması, antrenörlerin kendilerine değer verildiğini hissetmelerini bu sayede sağlanacaktır.

9) Abdi İpekçi Spor Kompleksi

Abdi İpekçi Spor Kompleksinin ya da benzer bir tesisin en kısa sürede tamamlanarak ülke basketbolumuzun hizmetine sunulması büyük önem arz etmektedir. TBF’nin böyle bir komplekse olan ihtiyacının karşılanması ile basketbolumuzdaki birçok sorunun da ortadan kalkacağından eminim. Bu tesis hem TBF’nin idari anlamda rahatlamasına hem milli takımlarımızın kamp sürecinin daha iyi planlanmasına ve kolaylaşmasına hem “sporcu genetik araştırma merkezi” hem “oyuncu gelişim merkezi” hem de “antrenör gelişim merkezi” olarak çok amaçlı olarak kullanılmasına imkan sağlayacak ve her anlamda TBF’ye büyük bir vizyon katacaktır.

Bu merkezde görev alacak antrenörlerin mümkünse; matematik, geometri, edebiyat, psikoloji, felsefe ve pedagojiden anlayan ya da ilgi duyan kişiler olmasına da ayrıca önem verilmelidir. Disiplinler arası ya da disiplinler üstü bir bakış açısıyla basketbola yaklaşım sağlanmadan, basketbolumuzun sorunlarının çözüme kavuşması ve dünya çapında bir organizasyon haline gelip, değerler üretmemiz mümkün değildir.

10) Yabancı oyuncu sayısı

TBF, 2018-2019 sezonu ile birlikte BSL’de yabancı oyuncu sayısının altıdan beşe indirilmesine karar vermişti. Bu kararın kesinlikle çok doğru olduğuna inanıyorum, hatta artık yabancı oyuncu sayısının bir daha azaltılarak, dörde indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Benzer şekilde KBSL, TBL ve TKBL’de de yabancı oyuncu sayısının bir azaltılmasının birçok faydası olacağı da şüphesiz.

Yabancı oyuncu sayısının 6’dan 5’e düşürülme kararı sonrasında, birçok yeteneğimizin basketbolda gelişimlerini sağlama imkanları bulduğunu da somut bir şekilde görüyoruz. Sayın Aydın Örs’ün de ifade ettiği gibi, ben de TBSL’de yabancı oyucu sayısının 5’den 4’e düşürülmesi ile hem milli takımlarımızın hem de kulüplerimizin bu durumdan kârlı çıkacağına inanıyorum. Bu sayede kulüplerimiz yetiştirici olma hüviyetlerini tekrardan kazanarak, yerli oyunculara olan değer de artacaktır. Kulüplerimiz, kuruluş amaçlarına uygun olarak öncelikle Türk gençlerine imkanlar sunarak, ülke basketbolumuza değerler kazandırmayı bir sorumluluk olarak görürlerse; bu sayede kulüplerimiz hem sürdürülebilirlik açısından hem de gerçek anlamda bir kurumsal kimlik kazanma adına önemli bir adım atmış olacaklardır. Kulüplerimizin önceliklerini iyi tespit etmeleri sonucunda, ülkemizde üst düzey oyuncuların sağlıklı bir şekilde gelişimlerinin sağlanmasıyla birlikte, nitelikli oyuncu havuzu genişleyecek ve ülke basketbolumuz da başta milli takımlar olmak üzere her alanda istikrarlı bir şekilde başarıdan başarıya koşacaktır.

Yabancı oyuncu sayısının, bütün profesyonel basketbol liglerimizde bir oyuncu daha düşürülmesi ile inanıyorum ki birçok kulübümüz öz kaynaklarına dönme adına uzun vadeli planlar yapacaktır. Çünkü dört yabancı oyunculu bir sistemde takımlar arasında fark yaratan ayrıntı, yerli oyuncuların niteliği ve sayısı olacaktır. Bu öze dönüş için açılan imkân sayesinde birçok kulübümüz yerli oyuncuların fark yaratacağının bilincine vararak, oyuncu yetiştirmeye ve o oyuncuları nitelikli hale getirecek bireysel oyuncu gelişim çalışmalarına odaklanacaklardır. Bu sayede kulüpler arasında “yerli oyuncun kadar konuş” anlayışı gelişecek, üst düzey oyuncu yetiştirme ve geliştirme basketbolumuzda tatlı bir rekabet haline gelecektir. Evet, yabancı oyuncu sayısı sadece bir (1) azaltılsa bile ülke basketbolumuzda olumlu anlamda bir zihniyet dönüşümü gerçekleşebilecektir. Ayrıca liglerimizdeki devşirme oyuncu statüsüne ve yabancı oyuncu statüsüne açıklık getirilmesi de gerekiyor. A Milli Takımımızda oynama şartını sağlayamayan oyuncular, yabancı oyuncu statüsüne alınmalıdır.

Altyapılarda devşirme oyuncu oynatabilmenin, ciddi şekilde kurallara bağlı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurallar hem devşirme olarak gelen çocuğun ve ailesinin iyiliği için hem de öz kaynaklara gerçek anlamda yatırım yapan kulüplerimiz ve oyuncularımızın iyiliği için gereklidir. Devşirme oyuncu yaklaşımının amacından uzaklaşmaya başladığını ve süreç içerisinde suiistimallere uğrayarak; basketbolumuzda hazırcılığa ve tüketime alıştırmanın başka bir türü olabileceğini düşünüyorum. Belki de altyapılardaki devşirme oyuncu anlayışının, A takımlardaki devşirme oyuncu anlayışından daha da tehlikeli olabileceğini de söyleyebiliriz. Bu yaklaşım, değer üretme adına sorunlu olan basketbolumuzu daha da sorunlu hale getirecektir. Çünkü A takım düzeyindeki devşirme anlayışı sonuç odaklı bir anlayıştır ve A takım düzeyinde de zaten sonuç odaklı bir anlayışın hâkim olması doğaldır. Ancak altyapılardaki anlayış sonuç odaklı değil, süreç odaklıdır. Siz altyapılarda da sonuç odaklı anlayışı meşru hale getirirseniz, o vakit altyapı kavramının da içini iyice boşaltmış olursunuz. Altyapının toplum bilim karşılığı olarak: “insanın üretime yönelmiş çaba ve bilgisini, üretimde kullanılan araçlarla üretim yöntemlerini ve üretim ilişkilerini içine alan ekonomik temel için kullanılan genel kavram.” açıklaması karşımıza çıkmaktadır. Bunu basketbola uyarladığımızda nitelikli oyuncu yetiştirmek ve her açıdan değerler üretmek olarak ifade edebiliriz. Tabii bunu yaparken de başta kendi ülkenizin ve şehrinizin dinamiklerinden yararlanarak gerçekleştirme yoluna gitmelisiniz. Bunların tamamı adına gerekli çabayı gösterdiyseniz, nitelikli basketbolcu arama açısından dünyanın bir ucuna gitmenize de gerek kalmayacaktır. Kulüp olarak kendi bulunduğunuz ya da destek gördüğünüz bölgede nitelikli çalışmalar yaparsanız, bu çalışmalar komşu bölgelere de sirayet ederek ülke çapında genel bir nitelik artışına gidilmesini sağlamış olursunuz. Ama kendinizi bu açıdan sorumlu ve mesul görmezseniz, haksız bir rekabet ortamı oluşturur ve farkında olmadan sürdürülebilirliğin ana kaynağı olan yetiştirici kulüp ruhunun da zarar görmesine sebep olursunuz.

11) Altyapı antrenörlerinin özlük hakları

Antrenörlerin ve özellikle de altyapılardaki antrenörlerin özlük haklarının iyileştirilmesi (sigorta, çalışma saatleri, aldıkları ücret vs) ve asıl emekçilerin mağdur edilmemesi için ciddi çalışmaların yapılması gerekiyor. Basketbolumuz adına altyapılardan dünya çapında büyük oyuncular çıkmasını hepimiz istiyoruz ama bu oyuncuları yetiştirecek olan antrenörlerimize hem yatırım yapmıyoruz hem de onlara 2-3 bin lira maaşı bile çok görüyoruz. Sonrada neden ülkemizde oyuncu yetişmiyor diye hayıflanıyoruz. Oyuncuyu yetiştiren asıl emekçilere kıymet vermemekle aslında basketbolumuz adına bindiğimiz dalı kesiyoruz, doğal olarak da nitelikli ve istenilen sayıda oyuncular yetiştiremiyoruz.

Ülke basketbolumuzda da tıpkı futbolda olduğu gibi yetiştirici bedeli getirilmesi gerekiyor. Bundan hem kulüplerimizin hem de o oyuncunun yetişmesinde emeği geçen antrenörlerin yararlandırılması gerekiyor. TBF resmi sitesinde her oyuncunun ilk lisanstan itibaren oynadığı kulüpler ve altyapı antrenörlerinin isminin yer alması ve böylece de yetiştirici bedeline hak kazanan antrenörlerin belirlenmesiyle ülke basketbolumuzda çok önemli bir gelişim sağlanacağını düşünüyorum. Bu sayede hem yetiştirici kulüp ve yetiştirici antrenörlüğün cazip hale gelmesi sağlanır hem de özellikle antrenörlerimizin aracılara(!) karşı muhtaç olma durumu ortadan kaldırılmış olur. Böylece “oyuncu merkezli anlayış” ülke basketbolumuzda hakim duruma gelerek, büyük oyuncular yetiştirmek ve buna bağlı olarak da A Milli Takımlar düzeyinde istenilen yere gelmemiz de sağlanmış olacaktır.

12) Yabancı antrenör kriterleri

TBF tarafından 13 Temmuz 2018 tarihinde açıklanan "Sözleşmeli Basketbol Antrenörleri Çalışma Usul ve Esasları Talimatında Değişiklik Yapılmasına Dair Talimat"ta belirtilen Yabancı antrenör kriterleri, ya kaldırılmalı ya da benzer şekilde yerli antrenör kriterleri de getirilmelidir.

Yabancı Antrenör Kriterlerinin getirilmesindeki en önemli amaçlardan biri, Türk antrenörlerin korunması ve ülke basketbolumuzda birçok değerli antrenörün kendini göstermesine imkan sağlanmasıydı. Böylece yerli antrenörlerimizin de ülkemizde görev alan birçok yabancı antrenör kadar nitelikli olduklarını göstermelerine fırsat verilmiş olunacaktı. Ancak ne gariptir ki benzer hassasiyet yerli oyuncularımız konusunda yeterince gösterilmemektedir. Oysa benim gibi birçok basketbolseverin yerli antrenörlerimizden beklentisi, kendilerine verilen önemin bir benzerini kendileri tarafından yerli oyuncularımıza da verilmesiydi. Ama maalesef bu beklentilerimizin hemen hemen hiçbirinin gerçekleşmediğini üzülerek görmekteyiz.

Yabancı Antrenör Kriterleri getirildikten sonra liglerimizde başantrenörlük fırsatı yakalayan birçok antrenörümüzün, genç yerli oyuncuların formayı yabancı oyunculardan kapması gerektiği şeklinde demeçler verdiklerine üzülerek şahit oluyoruz. Bu demeçleri veren değerli yerli antrenörlerimize sormak gerekiyor; "Yabancı Antrenör Kriterleri" getirilmeseydi, acaba sizler TBSL ve TBL seviyesinde başantrenörlük fırsatını bulabilecek miydiniz?

Ayrıca şunu da belirtmeden geçmeyeceğim ki, yerli antrenörlerimizin birçoğu maalesef yerli oyuncu oynatma konusundaki hassasiyetlerinin, yabancı antrenörlerin göstermiş oldukları hassasiyetten çok da farkları olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Türkiye Ligleri olsun, Euroelague olsun, BCL olsun, EuroCup olsun hangi seviyede olursa olsun, eğer bir antrenör gerçekten yerli oyuncularımızı oynatmak ister ve bu sayede de kendisini ülke basketbolumuza katkı sunma adına sorumlu hissederse, rahatlıkla yerli oyuncularımızdan her lig seviyesinde oynayan önemli oyuncularımızın da olabileceğinden kuşkum yok. Ancak, Türk oyuncularımıza sorumluluk verme adına yabancı kalan birçok yerli antrenörlerimizi gördükçe, hayretler içerisinde kaldığımı da özellikle ifade etmek istiyorum. Geçtiğimiz sezon BSL’de yerli oyuncularımıza en çok süre ve sorumluluk veren antrenörlerin ilk sıralarında yabancı antrenörlerin olduğuna şahit olduktan sonra; antrenörün pasaportunda yabancı yazmasından çok, zihniyet olarak ülke basketbolumuza yabancı olmasının kriter olarak alınmasının çok daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Bununla birlikte ülkemizdeki profesyonel liglerde görev alan yerli antrenörlerin, kendilerini geliştirme yönünden de yeniliklere açık olması gerekiyor. Muhakkak takımların başarılarında taktik stratejiler çok büyük önem arz ediyor ama bundan daha da önemlisi, oyuncuların ruhunu anlamak ve yaratıcılık özelliklerini ortaya çıkaracak bir ortam oluşturmaktan geçtiğini de bilmemiz gerekiyor. Sayın Ergin Ataman, antrenörlerimize yeni dönemde olması gereken antrenör prototipini de son yıllarda çok net bir şekilde göstermiş oldu. Bunu hala anlayamayan antrenörlerin ise miâdının dolduğunu da söyleyebiliriz. Bu nedenle antrenörlerimizin, zamanın ruhunu iyi anlamaları da gerektiğini düşünüyorum.

13) Basketbol ve okullar

Okullarda basketbolun yayılımı adına okul sporları ile işbirliği yapılması ve okul organizasyonlarının sayı ve müsabaka sayısının arttırılması hem basketbolun tabana yayılışını hem gençlerin basketbolda yer alma süresinin uzamasını hem de elit basketbolcu adaylarının sayısını arttıracaktır. Bununla birlikte üniversiteler liginin niteliğinin arttırılması ve hatta bölgesel ya da il olarak eğitim-öğretim sürecine yayılacak şekilde ortaokullar ligi ve liseler ligi düzenlenmesi çok faydalı olacaktır. Şunu unutmayalım ki hemen hemen bütün kulüp sporcularının oyuncu havuzu okullardan sağlanmaktadır. Okulları basketbolun içerisine çekmek demek, hem basketbolu okulların içine sokmak hem de oyuncu havuzunu genişletmek demektir. Ayrıca okul spor salonlarının kullanımı meselesinin de tekrardan ele alınması adına yetkililerle görüşmelerin yapılması da faydalı olacaktır.

Basketbol ve okullar ile ilgili bir diğer meselede, hatırlanacağı gibi 16 Ağustos 2018 tarihinde; Türkiye Basketbol Federasyonu, Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı işbirliği ile ülkemizde “Haydi Sahaya” basketbol seferberliği başlatılmıştı. “Haydi Sahaya Projesi” sayesinde Türkiye Basketbol Federasyonu, özel sektör, kamu ve sivil toplum örgütleri işbirliği neticesinde, Türkiye’nin 81 ilinde Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi okullara basketbol sahaları yapımı gerçekleştirilmeye başlanmıştı. Bu projeyi, ülke basketbolumuz adına çok yerinde ve çok güzel bir gelişme olarak nitelendiriyorum. Bu projenin devamının artarak devam ettirilmesi ile birlikte; hem okullara basketbol girmiş olacak hem basketbola olan ilgi artmış olacak hem basketbola olan sevgi çoğalacak hem de basketbolun gelişimi hızlı bir şekilde sağlanmış olacaktır.

14) Antrenör Gelişim Programları

Antrenör geliştirme programlarını sadece TBF, Eğitim Kurulu ve TÜBAD bünyesinde yapılan eğitimler ve seminerler olarak düşünmeyip, Gençlik Spor Bakanlığı ve Üniversiteler ile işbirliği yapılarak uyum içerisinde gerçekleştirilerek, özellikle üniversitelerde yüksek lisans ve doktora programlarının açılması sağlanabilir. Ülke basketbolumuzun en önemli sorunları başında gelen antrenör niteliği sorununa da bir ölçüde çözüm bulunmuş olacağı düşüncesindeyim. Daha önceki maddelerde belirttiğim gibi ayrıca bölge antrenörleri vasıtasıyla antrenör eğitimlerinin yerelleşmesi de sağlanarak; daha hızlı, daha kolay ve maddi açıdan daha külfetsiz bir antrenör eğitim ortamı sağlanabilir.

15) Bölgesel Ligler

BGL’nin amacından sapmaya başlayan kısımlarının düzenlenmesine ve işlevselliğinin artmasını sağlamanın yanında, basketbolu ülke çapına yayma adına en önemli unsurların başında gelen bölgesel liglerin tekrardan hayata geçirilmesinin bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Bölgesel Ligler sayesinde geçmişte ülkemizin en ücra köşesine kadar giden bir basketbol heyecanı vardı. Basketbolun özellikle önce yatay, sonra da dikey gelişimi adına en önemli imkanların başında gelen Bölgesel Ligleri yok saymanın acı faturasını, basketbolun git gide sadece büyük şehirlere sıkışmasıyla yaşadık ve yaşıyoruz. Basketbolumuzun ruhunu ve coşkusunu geri getirmek adına, Bölgesel Liglerin tekrardan hayata geçirilmesi gerekiyor.

16) Yönetici eğitimleri ve kriterleri

Kulüpler düzeyinde yaşadığımız en önemli sorunların başında kuşkusuz yöneticilerin basketbola olan yaklaşımlarındaki yanlışlıklar ve bilgi düzeylerinin yetersizliği gelmektedir. Bu nedenle yönetici ve

yönetici adaylarına, mevcut TBF’nin çok doğru bir şekilde hayata geçirdiği “Yönetici Eğitimi ve Sertifikalandırma” zorunluluğunun getirilmesi gerekiyor. Bu sayede hem yöneticiler görev tanımlarını hem de ülke basketboluna olan sorumluluklarını çok daha iyi bilmiş ve nitelik yönünden çok daha iyi bir düzeye gelmiş olacaklardır.

Türkiye Voleybol Federasyonu tarafından hazırlanan ve resmi youtube sitesinde yayımlanan "Hepimiz Aynı Takımdayız / Türk Voleybolu'nun 60 Yılı Belgesel Filmi"ni izlediğimizde Türk voleybolunun özellikle de kadın voleybolumuzun dünya çapında istikrarlı bir şekilde yakaladığı başarıların temel kaynağını da kesin bir şekilde tespit etmiş oluruz kanaatindeyim. Ülke voleybolumuzun başarısının sırrı; Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF), voleybol kulüpleri ve yöneticileri, sporcular, voleybol basını, emektar voleybolcular, voleybola yatırım yapan iş insanları, sponsorlar ve bütün voleybol paydaşlarının aynı takımın bir parçası olarak hareket etmeleridir. Bu belgesel filmde en çok dikkatimi çeken konuşma ise Vakıfbank Spor Kulübü Başkanı Osman Demren'in: "Önemli olan oyuncularımızı üst seviyeye çıkarmak konusundaki adım adım giden uygulamanın başarıyla devam etmesidir" şeklindeki sözleri oldu. Benzer şekilde Eczacıbaşı Spor Kulübü Başkanı Faruk Eczacıbaşı da milli takımlar düzeyinde voleybolcular yetiştirmeyi kulüplerinin kuruluş gayelerinin başında zikretmesinden gerek basketbol gerekse de futboldaki başarısızlıklarımızın temel nedenlerinin başında, kulüp yöneticilerimizin büyük çoğunluğunun vizyonu daha doğrusu vizyonsuzluğunun olduğunu net bir şekilde anlıyoruz.

17) Şeffaflık

Federasyonun gelirleri ve giderleri madde 32 ve madde 33’de de belirtildiği şekilde, TBF’nin bütün faaliyetlerinin ayrıntılı ve şeffaf bir şekilde gerek resmi web sitesinden gerekse de basın yoluyla paylaşımının yapılmasının, her açıdan TBF’ye olan güveni de arttıracağını düşünüyorum.

TBF çalışanlarının sayısı, görev dağılımı ve aldıkları ücretler, dağıtılan ödül miktarları ve primler, sponsorluk anlaşmaları ve gelirleri, TV yayın gelirleri ve dağıtımı gibi hemen bütün alanlarla ilgili bilgilerin açıklıkla paylaşılması, kuşkusuz şeffaflık ilkesi açısından da çok yararlı olacaktır. Milletvekillerimizin maaşlarının ne kadar olduğu hakkında bilgilendirilmelerin çok açık bir şekilde yapılmasında bir beis görülmezken, TBF çalışanlarının aldıkları maaşların açıklanmasında da bir beis görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Federasyon olarak bu şeffaflığın sağlamasının en temelinde, toplum vicdanını yaralayıcı ücretlendirmelerden kaçınmanın önemi gelmektedir.

18) Oyuncuların sorunları

Özellikle yerli oyuncularımızın gerek profesyonel liglerde olsun, gerekse de alt liglerde olsun; eğitim, gelişim ve sözleşmelerinde yer alan maddelerde belirtilen haklarını vaktinde alabilmeleri adına yardım alabilecekleri imkanların sağlanması gerekmektedir. Bunun da en iyi şekilde TBF tarafından sağlanması gerekmektedir.

Genç ve yetenekli oyuncularımızın erken yaşta yurt dışına transfer olmalarına sebep olan ülke basketbolumuzdaki yetersizliklerin, ana sebeplerinin de detaylı bir şekilde araştırılıp, acilen çözüme kavuşturulması gerekiyor.

19) TBF Lisesi

Ülkemizde her bölgede en az bir adet TBF Lisesi (TVF ve TFF’de olduğu gibi) açılması gerektiğini düşünüyorum. Bu liselerde hem basketbol hem de eğitimin bir arada en iyi şekilde sürdürülmesi sağlanarak, yetenekli gençlerimizin basketbol ile eğitim arasında tercih yapmalarının da önüne geçilmiş olacaktır. Bu liseler sayesinde eğitim, basketbola feda edilmezken; basketbol ile okulun birlikte sürdürülebilirliği sağlanılarak, nitelikli basketbol paydaşlarının yetişmesi de sağlanmış olacaktır. Buradan nitelikli insanlar, nitelikli basketbolcu adayları, nitelikli yönetici adayları, nitelikli antrenör adayları, kısacası nitelikli basketbol paydaşlarının yetişmesi sağlanacaktır.

Bu okullardaki eğitim-öğretim müfredatı içinde matematik, geometri, edebiyat, felsefe sadece bir ders olarak değil; ayrıca bu alanlarda mütalaalı şekilde kitaplar okunarak, derin düşünen ve eleştirel bakış açısına sahip paydaşların yetişmesi sağlanmalıdır. Basketbol üzerine yazılan yerli ya da yabancı birçok eser, bu gençler tarafından okunması sağlanılarak, maddiyat merkezli düşünce kısırlığı yerine; kendini tanıyan ve bilen şahsiyetli ve karakterli basketbol paydaşları yetişmesi sağlanacaktır.

20) Pilot takım uygulamaları

Fransa’da, Polonya’da, Rusya’da uygulandığı gibi milli takımlar düzeyinde pilot takımlar kurularak, liglere katılımların sağlanması ile yetenekli gençlerimizin hem doğru basketbol eğitimi hem de müsabaka tecrübelerinin artması sağlanacaktır. Bunun bir benzerini de kulüpler düzeyinde de gerçekleştirmek gerekmektedir. Kulüplerimizin pilot takım uygulamalarını teşvik eder ve gerekli kolaylığı sağlarsak, değer üretimini hem teşvik etmiş oluruz hem de sağlamış oluruz. Pilot takımda oynayan bir oyuncunun A takımda istenildiğinde oynayabilmesini, yani ligler arasında geçiş sağlayabilmeye de muhakkak imkan tanımalıyız. Çifte lisans uygulaması ile sınırlı geçişler yerine, genç oyuncuların A takıma geçişlerini tamamen kolaylaştırıcı hale getirmeliyiz.

21) Tektipleşme sorunu

FIBA ile Euroleague Basketball arasında 2017 yılından itibaren süren anlaşmazlıklar nedeniyle gerek 2019 FIBA Dünya Kupası Elemeleri’nde gerekse de 2022 FIBA Avrupa Basketbol Şampiyonası Elemeleri’nde birçok ülke; NBA oyuncularından hiç yararlanamazken, Euroleague oyuncularından ise geçmişte olduğuna nispeten çok az yararlanabildi. Oysa basketbolu hatta bütün spor organizasyonlarını en keyifli kılan organizasyonlar; milli takımlar düzeyinde gerçekleşen organizasyonlardır. Dünyanın bir numaralı spor organizasyonunun Olimpiyat Oyunları olmasındaki temel neden de dört yılda bir ülkelerin olimpik branşlarda adeta gövde gösterisi yapmalarıdır. Ülkeler bu sayede sportif alanda ürettikleri değerleri ve buna bağlı olarak da spordaki nitelik düzeylerini birbirleriyle karşılaştırma imkânı bulmaktadırlar. Basketbolda da en ilgi çeken müsabakalar hiç kuşkusuz milli takım organizasyonlarıdır. Bu sayede hem ülkeler arası spor organizasyonlarındaki değer üretimi karşılaştırmalarının yapılma imkânı bulunur hem de o ülkenin vatandaşları arasında ortak bir duygu birliği sağlanır. Milli takımlar arasında gerçekleşen müsabakaları bu denli silik hale getirme çabasını; küresel aklın bir yansıması olarak görüyor ve hiçbir şekilde tasvip etmiyorum. Bununla birlikte de küreselleşmiş bir NBA ve Euroleague ağına bizleri mahkûm edip, tek tipleşme ve tekelleşmeye doğru bir dayatma tehlikesinin varlığından da söz etmemiz gerekiyor.

Dünya basketbolunu tektipleştirme ve milli takım ruhunu öldürme adına yapılan bu tekelleşmeye karşı refleks gösteremeyen ülkeler ise maalesef yavaş yavaş milli takımlar düzeyinde elde edilen başarılar yönünden gerilemeye başladılar. Bunu en belirgin şekilde görebilmek adına basketbol kültürüne sahip olan ülke milli takımlarının, normal şartlarda basketbol adına kendileriyle boy ölçüşemeyecek olan ülkelerin seviyesine düşürülmeleri olarak gösterebiliriz.

Özellikle Avrupa basketbolunda milli takımlar organizasyonlarını değersizleştirmeye götüren tektipleşme ve tekelleşmeye karşı da federasyon olarak geç olmadan tedbirler alınması gerektiğini düşünüyorum. Bu konu ile ilgili özellikle bazı ülke federasyonlarının ciddi tedbirler aldığı görülürken, bizim de benzer şekilde gerekti tedbirleri almamız ülke basketbolumuzun geleceği açısından çok önemli bir adım olacağı kanaatindeyim.

22) Kanonlaşma meselesi

Matbaa ile birlikte kitapların seri üretimi başladıktan itibaren başlı başına bir edebiyat cumhuriyeti yani kısacası bir kimlik aidiyeti sağlandığını görüyoruz. 17. yüzyıldan itibaren bir grup için en önemli ortak nokta x kitabını okumuş olmak olarak görülmeye başlandığını söylersek abartıya kaçmamış oluruz. Mesela Fransız denilince “Sefiller”i okuyan kişi veya Alman denilince de “Genç Werther'in Acıları”nı okuyan kişi tanımı yapılmaya başlanmıştır. Nasıl edebiyat alanında ortak kitaplar bir birliktelik ya da vatandaşlık tanımını sağlanıyorsa, benzer şek

basketbola da aktarabiliriz. Basketbolda da içimizden birilerinin yazdığı ve ortak okuyacağımız nitelikli eserlere ihtiyacımız var. Bununla birlikte basketbolumuzda önemli isimleri saymamız istense kimleri sayardınız sorusuna verilecek cevaplarda da bir birliktelik sağlamamız gerekiyor. Basketbolu bir meslek haline getiren herkesin muhakkak basketbolumuzdaki önemli değerlerimizi tanımaları ve onların basketbol felsefelerini bilip, bu duayenlerin fikirlerinden ilham alarak onların düşüncelerini de aşma çabası içerisinde olacak şekilde ülke basketbolumuza katkı sunmaları çok önemlidir. Bu sayede ülke basketbolumuz adına kanonlarımızda genişlemeyi sağlayacak önemli bir adım atılmış olacaktır. Öncelikle başta antrenörlerimiz olmak üzere, bütün basketbol paydaşlarımızın; Cavit Altunay, Samim Göreç, Yalçın Granit, Armağan Asena, Aydan Siyavuş, Ali Hurşit Baytok, Aydın Örs, Önder Selen ve Seyfi Kuştimur gibi basketbolumuzun ana direklerini her açıdan tanımış olmaları gerekir. Bu aynı zamanda basketbolumuzda ortak bir yol çizme anlamında da önemlidir. Kanon, toplumu inşa eden yönünü, içinden geçen bireyleri bir şekilde ikna etme kapasitesinden kazanıyor. Bütün kuşaklar aynı klasiklerle besleniyorlar. Bu nedenle de basketbolumuz adına kanonlaşma sorununu çözdüğümüz an, birçok sorunumuzun da kendiliğinden çözüme kavuşacağı kesindir.

Kanonla ilişki bir düşünme formudur aslında. Kanon, nasıl belleği genişletirse düşünme kapasitesini de genişletir. Tersinden söyleyelim: kanonsuzluk düşünme yeteneğinin sınırlı ve daha niteliksiz-kısır bir kullanımıdır. Kanonla bağlantı, sizin kendinizi bulma sürecinizin bizatihi kendisi olabilir. Sizin 'olma' alternatiflerinizi geliştirebilir, çeşitleyebilir. Ne kadar çok kaynakla kanonik bir bağlantı kurarsanız, sizin 'olma' spektrumunuz, estetik olarak kendine göre üslubu tarzı olan, diğerlerinden tamamen farklı olarak gözüken durumlarınız o kadar çeşitlenir. Kanon, yüzde yüz olmasa bile en azından ciddi bir kapsama alanı olan “yani çok geniş ve farklı kesimleri kapsayabilen yapıtlar olursa söz konusu olan” bir şeydir. Bu da bir kalabalıktan birlik üretmenin en temel gereklerindendir. Basketbolumuzdaki birliği, bütünlüğü ve gelişimi sağlayacak en önemli unsur; kanonlaşmadır.

Yabancı kaynaklı (özellikle de ABD) basketbol kitaplarının sayısının ve niteliğinin, ülkemizde basketbolla ilgili yazılan kitaplara göre çok daha fazla ve iyi düzeyde olduğunu görüyoruz. Amerika’da oynanan basketbolun dünya çapında önemli bir yer teşkil etmesiyle eş değer olarak, basketbol ile ilgili yazılı eserlerin sayısı ve niteliğinin de üst düzeyde olmasının tesadüf olmadığı da bir gerçek. Yazılı eserlerin çokluğu ve niteliği aynı zamanda o alana duyulan ilgiyi ve nitelikli bakışı da yansıtmaktadır. Bu ilgi ve nitelikli bakış doğal olarak o alanı da nitelikli hale getirmektedir. Amerika’da basketbolun niteliğine katkıda bulunan unsurların başında da yazılı kaynaklar çok önemli bir yer teşkil edip, adeta basketboldaki dış bellek görevini yerine getirmektedir.

Mevcut TBF yönetiminin ülke basketbolumuz adına yapmış olduğu en güzel ve en kalıcı çalışmaların başında gelen Türkiye'nin Basketbol Aşkı (Mehmet Yüce ve Fethi Aytuna, 2019) ve Türkiye Basketbol Tarihi (Mehmet Yüce ve Fethi Aytuna, 2019) kitapları sayesinde nesiller arasında bir bağ kurulacağı da bir gerçektir. Benzer şekilde her TBF yönetiminin bu tür nitelikli işlere imza atmaya devam etmesi, basketbolumuzu kuşkusuz daha da nitelikli hale gelecektir.

23) 12 DABO

12 DABO çalışmalarının kesintisiz bir şekilde yılın 12 ayında da faaliyette olacak şekilde (Korona salgını öncesinde yılın yarısı kadar bir sürede çalışmalar gerçekleştirilebiliyordu) ve şimdi olduğu gibi ücretsiz olarak devam ettirilip, biri yatay (basketbolu tabana yayma) ve biri de dikey (elit oyuncuların seçimi, eğitimi ve gelişimini kulüplerle birlikte sürdürmek) olmak üzere detaylı bir planlamaların yapılması, 12 DABO çalışmalarını daha da verimli hale getirecektir. Özellikle basketbolun ülke geneline yayılımı ve yeni yeteneklerin keşfi adına, 12 DABO’nun önemli bir görev üstlenerek, basketbolumuzdaki bazı eksiklikleri kapatacağı da bir gerçektir. Bu nedenle de ticari bir unsur olmaktan uzak; ülke çapında basketbolun yaygınlaşması, sevilmesi, gelişmesi ve doğru basketbolun uygulanması adına çok faydalı bir organizasyon haline getirilebilir.

24) TBF Akademi

TBF'nin çalışmaları arasında en değerli gördüğüm alanların başında TBF Akademi çalışmaları geliyor. TBF Akademi çalışmalarıyla, ülke basketbolumuzda gerek yönetici gerek antrenör gerekse de hakem olmak üzere, bütün paydaşların niteliksel artışının sağlanması adına çok faydalı çalışmalara imza atılıyor. Muhakkak eksiklikler ve eleştirilecek noktalar olacaktır, ancak TBF Akademi çalışmalarının ne kadar değerli olduğunu, kısa süre sonra hep birlikte olumlu sonuçlarını alarak göreceğimizden eminim. Basketbolumuzdaki paydaşların nitelik yönünden gelişimi ancak eğitim ile çözümlenir, bunun için de TBF Akademi gibi değerli çalışmalara çok ihtiyacımız var. Bu nedenle TBF Akademi’nin çalışmalarının artarak devam etmesin adına imkanlar sağlamaya devam edilmelidir.

25) MHK

Ülke basketbolumuzun dünya seviyesinde gerçek anlamda iyi bir yer edinebilmesi için diğer bütün paydaşlar alanında da üst sıralarda yer almamız gerekiyor. EuroLeague’de takımlarımızın yerli oyuncularımıza yabancı kalmalarına benzer bir durumun hem hakemlerimiz hem de başantrenörlerimiz için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. EL’de görev alan hakem sayımızın da pek yeterli olduğundan söz edemeyiz. Ayrıca geçtiğimiz sezonlarda hakem hataları ve kararlarından dolayı sıkça sıkıntılar yaşandığı da bir gerçek. Bu nedenle MHK’nin atama ve görevlendirmelerde çok daha hassas davranması ve eğitimleri daha nitelikli hale getirmesi önem arz etmektedir. Basketbolumuzdaki paydaşların tamamının nitelik yönünden iyi duruma gelmesi, basketbolumuzu da şüphesiz daha nitelikli hale getirecektir.

26) Basketbol çalıştayları

Basketbol paydaşlarının yıl boyunca en az bir kez bir araya geleceği şekilde gerek yerel gerekse de ulusal çapta çalıştaylar düzenlenmesi basketbolumuza yeni bir soluk getirecektir. Çalıştaylarda katılımcıların konuya göre seçiliyor olması ve amacın doğru tespitinin çok önemli olmasından kaynaklı olarak, çok değerli fikirlerin ve uygulamaların ortaya çıkacağına inanıyorum. Bu da ülke basketbolumuza çok şeyler katmakla birlikte, paydaşların da nitelik anlamında gelişeceği de bir gerçektir.

27) Arşiv ve istatistik

“İkinci Bölüm: Federasyonun Teşkilatı, Görev ve Yetkileri Kuruluş ve görevleri Madde 5 - (1) h) Basketbol ile ilgili arşiv ve istatistik çalışmalarını yapmak, eğitici film, slayt ve broşür hazırlayarak, bu konuda basın ve televizyon kuruluşlarıyla işbirliği yapmak”

Mevcut Türkiye Basketbol Federasyonu’nun ülke basketbolumuz adına unutulmayacak iki şaheser olan “Türkiye’nin Basketbol Aşkı” ve “Türkiye Basketbol Tarihi” eserlerini ülke basketbolumuza kazandırdıkları için kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır. Bu sayede ülke basketbolumuzun geçmişi ile bugünü arasında sürekliliği sağlayarak, tarifsiz bir şekilde basketbol kültürümüzün gelişimine katkıda bulundular. Bu da TBF yönetimimizdeki değerli isimlerin ufkunun genişliğini gösteriyor. Bir basketbolsever olarak kendilerine minnettarım.

TBF resmi sitesinde başta A Milli Takımlar kısmı olmak üzere, bilgiler ve kupalarda detaylı istatistiklere ulaşılmasına imkan sağlanması, profesyonel oyuncuların tamamının bütün sezonlardaki detaylı istatistiklerine kolay bir şekilde ulaşılması, her oyuncunun altyapı da dahil olmak üzere bütün sezonlardaki bilgileri ile birlikte, altyapılardaki (belli yaş ve belli süre) antrenörlerinin de bilgilerine ulaşabilmeye imkan sağlanması çok yararlı olacaktır.

TBF resmî sitesinde yer alan “Milli Takımlar” bölümünde özellikle A Milli Takımlarımızla ilgili kısımların daha fazla zenginleştirilmesi gerekiyor. Buna göre; A Milli Takımlarımızın oynadığı bütün maçlara (yer, tarih, kadrolar, istatistikler, hakemler, turnuva, rakip takım kadroları gibi), A Milli Takımlarımızda yer almış olan bütün oyuncularımızın altyapı milli takımları dahil millilik sayılarına ve milli takım istatistiklerine rahatlıkla ulaşabileceğimiz hale getirilmesi sağlanmalıdır.

28) Basketbol ve sokaklar

Oyuncu yetiştirmede yaşadığımız sıkıntıların diğer önemli etkenlerinden birisi de basketbolun her geçen gün sokaklarımızdan çekilmesidir. Şimdilerde ise maalesef hem sokaklarda oynayan çocuk sayısı çok az hem de sokaklardaki potalar bomboş. Korona virüs salgını ile birlikte bu durumun çok daha vahim bir hal aldığını söyleyebiliriz.

Sokağın samimi, doğal ve sıcak ortamı yerini son yıllarda aşırı kalıplaşmış ve mühendisleştirilmiş ortamlara terk etmiş durumda. Hatta artık sokağın amatör ama özgürleştirici ruhu, mühendisleştirilmiş ve tektipleştirici anlayışlar tarafından aşağılayıcı bir şekilde bayağı görülmeye bile başlandığını söyleyebiliriz. Oysa her ikisi de el ele götürülebilir ve birbirlerinin eksikliklerini tamamlayabilirlerdi. Zannedersem kapitalist zihniyet, sokak basketbolunu küçümseyerek onun alanına da hâkim olmak istediğinden dolayı, sokağın ruhunu esir almaya çalıştı ve kısmen bunda da başarılı oldu. Şimdi sokaklarda basketbol yok denecek kadar az. Sonuçta sokakların sınıfsal ayrımdan uzak basketbol ruhu yerine, kapalı mekânlara hapsolmuş ve ruhunu kaybetmeye yüz tutmuş bir basketbol ile karşılaşma tehlikesini iliklerimize kadar yaşıyor hale geldik!

Sporda ve özelde basketbolda oyuncu yetiştirme, sadece kapalı alanlara hapsedilmeyecek kadar önemlidir. Sadece salonlara hapsedilen basketbol, açık alanların ufku ve gönlü ferahlatan menfaatsiz çalışma ortamlarının önünü tıkamış durumda. Çoğu veli, birçok sporun sadece parayla yapılabileceği algısına sahip olmaya başladı. Oysa gerçekte çocuklarımızın spor yapması için bunca paraların dökülmesine gerek olmayabilir. Maalesef öncelik spor değil de ticari kaygı olunca, sonuç olarak bu algı dayatması hepimize empoze edilmekte.

Oysa basketbol başta olmak üzere bütün sporlar ehil ellerde tekrardan gerçek yeri olan sokaklara da yayılmalıdır. Öncelikle doğru bir temel eğitim verildikten sonra, kalıplara hapsedilmeden sokakların cıvıl cıvıl ortamında çocukların basketbollarını tabii olarak geliştirmelerine imkânlar sunulması gerekiyor. Bu da her okul ve her sokakta basketbol oynanabilecek sahaların yapılmasından geçiyor. Bu açık alanlar sayesinde çocuklar hem kendilerini çok daha da fazla özgür hissedecek hem her anlamda daha üretken olacak hem de çok daha yaratıcı olacaklardır. Spor salonları tabiî ki çok gereklidir ama bir çocuğun bütün spor eğitimini kapalı alanlara sıkıştırmanın da doğru olmayacağını ifade etmekti. Basketbola ve spora bir de bu gözle bakalım istiyorum. Yani sporcu yetiştirirken, samimiyet ve özveriyi unutmamıza sitem ediyorum.

Basketbol aslında her yerde; sokakta, okul bahçesinde, garajda, evin içinde, balkonda, odamızda vs. kısaca her yerde olmalıdır. Ne zaman basketbol dar bir bakış açısına ve dar bir alana sığamayacak hale gelir, işte o zaman gerçek basketboldan tekrardan söz edebiliriz. Bu farklı ve derin olduğunu düşündüğüm anlayış sayesinde, ülke olarak ne oyuncu havuzu darlığı sıkıntımız kalır ne de oyuncuların fundamental eksikliği sorununu yaşarız. Federasyon olarak, diğer kurumlarla işbirliği içerisinde sadece okullara değil, hemen her sokağa ya da mahalleye de basketbol sahaları yapılmasını öncelikler arasına almamız gerekiyor. Özellikle sokak basketbolu organizasyonlarının ve 3x3 basketbol turlarının federasyon tarafından destek ve teşvik görmesi, basketbolun ülke geneline yayılması ve gelişimi adına çok gereklidir düşüncesindeyim.

Birbirinden değerli federasyon başkanı adaylarımıza şimdiden seçim sürecinde başarılar diliyor, bu sürecin sonunda kazananın Türk basketbolu olmasını temenni ediyorum. Her şey Türk basketbolu için…

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla. 

Yorumlar Okunma: 2821