Ebbinghaus ve Ataman (Efe Can Önal) - BasketFaul.com

Ebbinghaus ve Ataman (Efe Can Önal)

04-05-21 19:03
Başlık Laso ve Ataman olacaktı, kardeş yanlış yazmışsın diyebilirsiniz. Hakemlere bakıyorum orada da yok Ebbinghaus, kimsin sen? Sabredin.

Soldaki görselde de sağdakinde de turuncu olan Ataman. İşler kötü gittiğinde onun etrafındaki mavileri hemen Lasolaştırıyoruz soldaki gibi. İşler iyiyken de hemen küçültüyoruz onları ve Ataman’ı yüceltiyoruz haliyle, etrafındakilere de alt klasman muamelesi yapıyoruz. Ama Ataman hep aynı Ataman ki biz bunu çok atlıyoruz. Bu iki görselde de turuncu olan hep aynı büyüklükte, bunu göz ardı ediyoruz o da Ergin Ataman’ın ya da oraya kimi koymak isterseniz onun değeri. İnsanlara hep etrafındakilere başkalarına göre mi değer vereceğiz yoksa özünde nasılsa ona göre mi davranacağız, bunun ayrımını yapmak lazım ki bu da insanların hayata bakış açısını belirliyor ya da Nietzsche’nin tabiriyle “Perspektivizm” . Buradan insanlar değişemez demek gibi bir niyetim yok, konu değerle ilgili. Basketbol rekabet oyunu bir kıyas olmazsa olmaz belki ama bunu fanatik duygulardan arınıp yapmak lazım ve işin özüne, felsefesine inmek lazım, pratiğe kapı açar felsefe bu yüzden değerlidir. Yıllardır “ekollll , ekollll” diye bağıranların felsefe bilmemesi belki de temeli atamamamıza sebep olabilir ki ekole ihtiyaç var mıdır o da ayrı bir soru. Liyakat, anti-nepotizm ve felsefe. Meta-basketbol yani bu işler neyse. Gelelim maça, daha doğrusu öncesine;

Seri 2-0 olunca bir şekilde 3-0 ya da 3-1 olacağını bekledik hepimiz, hele ki son 5 dakikaya çift farkla girilen maçları yaşadıktan sonra. 3.maçta Ataman’ın molayı bilerek geç aldığı ve hem oyuncularına güvenini gösterdiğini hem de kaybedersek bu bize ders olsun her şey bu kadar kolay olmamalı gibi bir şekilde haklı çıkabileceği bir senaryo öngörüldü. 4.maçta da aynı döngü gerçekleşince bu sefer Laso’nun ağır bastığı ve bu seviyelerde daha önemli bir antrenör olarak görülmesinin sebepleri dillenmeye başladı. Oysa Ataman aynı Ataman’dı. 2019 yazında Efes-Fener serisi 1-1 iken şöyle bir yazı yazmıştım: "Ockham’ın Usturası ve Akrasia" . Ki onun Efes ile ilgili hala güncelliğini koruduğunu düşünüyorum. Oradan direkt alıntılıyorum: “ Bazı takımların B planı; A planını daha efektif kılmak üzerine olmalıdır.” Efes böyle bir takımdır. A planını keskinleştirme konusunda ustalaşmıştır. Ya bir B,C,D,E planı lazım böyle olmaz diyenlerde var fakat eğer koşullara uyum sağlamak zorunda değilsen ve koşulları kendin belirleyebiliyorsan işte o zaman A planını keskinleştirebilirsin ki bu zamana kadar da böyle yaptı Efes, basit olanın güzelliğini gösterdi bizlere.

Şimdi gelelim maça; uzun tutmayacağım çünkü özünü kavradığınızı düşünüyorum:

Singleton’ın boyalı alan gücü ile rakibin alan savunmasını ekarte etmeyi başardık ve ondan sonra belli bir ritmde iç-dış dengesini kurduk ancak Larkin’in şutları sokamaması ve topa baskıda yumuşak kalması sonucunda ilk yarı boyunca geriden takip eden taraf olarak kaldık. Madrid’in ilk yarıda farkı çift hanelere çekememesinin sebebinin de Tavares’i oyuna katmak için verdiği mücadele olduğunu düşünüyorum ki orada oyunu dengeledik Sertaç’ın etkinliğiyle.

2.yarıya 19-3 ile başlayınca artık heralde hepimiz yine bir şekilde son topa gideceğimizi biliyorduk çünkü Madrid’in de psikolojisini ve gücünü göz ardı etmemek lazım. Laprovittola başta olmak üzere ne zaman kısalara topla oynamak için izin versek onlar topu çok rahat paylaşıp boş şutları ve doğru opsiyonları bulmayı başardılar. Larkin’in kenarda olduğu sekansta farkı yakalamış olsak da bu maçın sonunu onunla oynamamız gerekiyordu ki Ataman çok çok keskin dönüşleri seven bir isim değil. Bugün bir anda hadi Buğrahan’ı oynatayım demeyecekti ki demedi. Pleiss-Sertaç-Dunston üçlüsünün sürelerini biraz denkleştirdi ve Ataman’ın alışık olduğumuz 4 numara katkısı da Singleton’dan gelince galip geldik. Ek olarak Garuba’nın adam değişme özelliğini de kullanmasını izin vermediğimiz hücum düzenlerini tercih edince Final Four kapısı açıldı. Bu arada Usman Garuba’yı da “yaa adamlar bak 19 yaşında çocuğu oynatıyor” diyerek yüceltmek pek mantıklı değil keza ben orijinal yaşının o olduğunu düşünmüyorum çoğu devşirme oyuncu da olduğu ve sizlerin de bildiği gibi.

Gelelim baştaki soruya. Hermann Ebbinghaus yukarıdaki görselle beraber göreceli büyüklük algısını optik illüzyon yoluyla gösteren 19.yüzyılın önemli psikologlarından, özellikle unutma ve öğrenme eğrileri ile öne çıkmıştır, ilgilileri daha detaylı şekilde araştırabilirler.

Hani diyoruz ya ders almak, hatalardan, geçmişten ve hep kıyaslıyoruz. İyi mağlubiyet diyoruz mesela Efes’in Madrid deplasmanındakilere ama bence hayat öyle değil. Efes belki de serideki en kötü oyununu oynadı yani pek de ders almadı bazı noktalarda. Simon’un o üçlüğü girmese ve kaybetsek Ergin Ataman bugün olduğundan daha kötü koç olmayacaktı, şu anda da olduğundan daha yüce bir konumda değil, bu isimleri tabulaştırmadan haklarını vermek lazım. Skordan ya da isimden ziyade felsefe unutma kardeş.

Nietzsche ile bitirelim: “İnsan unutmayı bir türlü öğrenemeyip de hep geçmişe bağlı kaldığı için şaşar durur kendine de: İstediği kadar ileri ve çabuk yürüsün, zinciri ile birlikte yürür, hızla akıp geçen olaylarla bağlıdır gene de”. Unutan iyileşir, Ataman unuttu ve iyileşti. Sıra bunu da unutup kupayı almakta. 

Yorumlar Okunma: 3140