Devşirmeler çözüm mü?-2 (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Devşirmeler çözüm mü?-2 (İlker Yıldız)

18-03-21 15:13
Geçtiğimiz günlerde Sayın Cem Akdağ’ın “Uzunlar geç gelişir (1)” başlıklı yazısını Basketfaul’de keyifle okuduktan sonra, Sayın Akdağ’dan bu konu ile ilgili devam niteliğinde yazılar geleceğini bekliyordum. Konu ile ilgili devam niteliğinde yazılar geldi ama bu yazılar Sayın Akdağ’dan değil, birbirinden değerli başka isimlerden geldi. İlk olarak Sayın Akdağ’ın yazısından bir gün sonra “Uzunlar geç gelişir (2)” başlıklı yazısı ile Sayın Haydar Kemal Ateş konuya katkıda bulundu. Daha sonraki gün ise “Uzun olmak zor iştir (2)” yazısı ile Sayın Hayri Solmaz konuya katkıda bulundu. Şimdiden konu ile ilgili dördüncü yazıyı kim yazacak diye meraklanmıyorum desem yalan olur. Bu tür yazıların basketbolumuza hem önemli bir konuyu gündeme getirme adına hem o konu ile ilgili değerli isimlerden katkıların gelmesi adına hem de eleştirel düşünceyle birlikte basketbolumuza fikri bir derinlik kazandırma adına önemli bir katkı sağladığını düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde Gelişim Koleji Genel Menajeri Sayın Namık Yazlar’ın “Devşirmeler çözüm mü?” başlığıyla yayımlanan yazıyla ilgili ben de kendi düşüncelerimi içeren bir yazı yazmanın faydalı olacağını düşündüm ve konuya katkıda bulunmak istedim. Eminim ki bu konu hakkında yazılacak diğer yazı ve düşüncelerle birlikte, basketbolumuzdaki önemli bir meseleye daha farklı açılardan yaklaşılmış olunacaktır.  

Yazılarımı takip edenler bileceklerdir ki, başta ING Erkekler Basketbol Süper Ligi olmak üzere profesyonel basketbol liglerimizde yabancı oyuncu sayısının gereğinden fazla olduğunu eleştiriyor ve bu nedenle de ülke basketbolumuzda değer üretme açısından bir ivme kaybı yaşadığımızı dile getiriyorum. Liglerimizdeki yabancı oyuncu kuralı, yerli oyuncularımızın süre ve sorumluluklarını olumsuz yönde etkilemekten ziyade yerli oyuncularımızın gelişimlerine katkı sağlayacak en makul şekle dönüştürülmesi gerektiğinin bir zorunluluk haline geldiğini sıklıkla ifade etmeye çalışıyorum.  Bunu da ölçülebilir somut verilerle, günlerce uğraşarak hazırladığım istatistiklerle somut bir şekilde ortaya koymaya çalışıyorum. TBSL’de yabancı oyuncu sayısının üç sezon önce 6’dan 5’e indirilmesi sonucunda; Alperen Şengün, Şehmus Hazer, Furkan Haltalı, Berkan Durmaz, Berk İbrahim Uğurlu, Sertaç Şanlı, Ahmet Buğrahan Tuncer, Doğuş Özdemiroğlu, Akif Egemen Güven, Ege Arar, Berk Demir, Can Uğur Öğüt, İsmail Cem Ulusoy gibi birçok yerli oyuncumuzun basketbol kariyerleri adına ne kadar önemli sıçramalar yaptıklarına hep birlikte tanık oluyoruz. Benzer durumu TBL’de, KBSL’de ve TKBL’de de görüyoruz. Ben asıl önemli gelişimin gerek BSL’deki gerekse de KBSL’deki yabancı oyuncu sayısının bir oyuncu daha düşürülmesiyle yaşanacağını düşünüyorum. Bu sayede de hep birlikte basketbolumuzdaki asıl önemli niteliksel gelişmelerin; aritmetik olarak değil, geometrik olarak artacağını göreceğiz. 

Yabancı oyuncu sayısında yapılacak değişikliğin, sadece bir çıkarma işlemi olarak addedilmemesi gerekir. Bu aynı zamanda düşünsel olarak da basketbolumuzun önceliklerini belirlememize ve basketbolumuza bir anlamda çeki düzen vermemizi de sağlayacaktır. Çünkü yabancı oyuncu sayısının makul bir noktaya çekilmesi demek, büyük sportif başarılar kovalayan kulüplerimizi de ülke basketbolumuzun gerçek sorunlarının çözümüne ortak etmek demektir. Şu an baktığımızda liglerimizde yer alan birçok kulübümüz, üzülerek söylemeliyim ki ülke basketbolumuzun altta yatan sorunlarına gitgide yabancı kalmaya başladırlar. Başta BSL’de olmak üzere liglerimizdeki kulüplerin birçoğu gerçek anlamda altyapı organizasyonunun nasıl olması gerektiğinden habersizler. Varsa yoksa A takımların galibiyeti ve kupaları gündemlerini meşgul etmekte. Basketbolumuzun en önemli sorunu; basketbola olan bakışımız ve yaklaşımımız ile ilgilidir. Çünkü kulüplerimizin yöneticilerinin birçoğu maalesef spor kültüründen çok uzak bir düşünce yapısına sahipler. Bu da sporun gerçek ruhundan uzaklaşmamıza ve değer üretmek yerine, tüketim merkezli bir yönetim anlayışına saplanmamıza neden oluyor. 

Kulüplerin ülke sporuna değer katmalarını sağlamada en önemli yönlendiricinin hiç kuşkusuz o spor branşının federasyonları olmalıdır. Bu nedenle de kulüpleri ve yöneticileri ülke sporuna gerçek anlamda katkıya yönlendirecek olan da belirleyeceği talimatlarla federasyonlardır. Federasyonların alacağı kararların kulüplere örnek olması gerekir. Mustarip olduğumuz ya da her fırsatta şikâyet ettiğimiz konu olan; kulüplerin yönetimsel problemleri ve sürdürülebilirliklerinin olmayışıyla ilgili sorumluluğu başta federasyonlar olmak üzere bütün basketbol paydaşlarının alması gereklidir. Alınacak en doğru karar ise değerler üreten yetiştirici kulüplerin sistem içinde yaşayabilmesini ve üretime devam edebilmesinin sağlanmasıyla gerçekleşecektir. Ülke sporumuza hiçbir değer katmayan, kısa vadeli başarılar için öz kaynakları feda eden ve bir tek üst düzey oyuncu bile yetiştiremeyen kulüplerdeki hâkim anlayışın, ülke sporumuza da hâkim olması durumunda genel anlamda değer üretemeyen bir kısırlaşmanın içerisinde kendimizi bulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamız da kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle de ülke sporumuzun gelişimi adına asıl çabayı ve emeği sarf eden, kısacası değer üreten anlayışın aynı zamanda da ülke sporumuz adına dümende de olması gerekir.

Bizler, A takımlarda yabancı oyuncu sayısı azaltılsın ve bu sayede kendi evlatlarımız gelişim imkanları bulsun ki yerli kahramanlar çıkararak o spor branşı birçok küçük kalp için cazip hale gelsin diye çırpınıyoruz. Bir de bakıyoruz ki son yıllarda altyapılarda devşirme oyuncu furyası ortaya çıkmış! Öncelikli olarak kendi ülkesinde, kendi şehrinde, kendi semtinde ve kendi mahallesinde bulunan yetenekleri keşfedip ve elinden tutarak; yeni Hidayetler, Mehmet Okurlar, İbrahim Kutluaylar, Ömer Onanlar, Hüseyin Beşoklar, Kerem Tunçeriler yetiştirmesini beklediğimiz kulüplerimizin birçoğunun, gözlerinin önünde duran değerleri keşfetmek ve onları yetiştirmek yerine, binlerce kilometre ötedeki ülkelerde oyuncular keşfetmelerini hayretler içerisinde takip ediyorum. Bu duruma güleyim mi ağlayayım mı onu da bilemiyorum! Kulüplerimizin kendi ülke zenginliklerimize kör olup da başka ülkelerdeki zenginlikleri nasıl görebildiklerine de şaşıyorum! Yüzyıllar önceki İpek Yolu ve Baharat Yolu gibi ticaret yolu güzergahları, modern dönemle birlikte farklı bir yol güzergahlarına mı dönüştürüldü diye de düşünmeden edemiyorum! 

Ülkemize göç eden ya da mülteci olarak sığınan; Afganistanlı, Suriyeli, Iraklı ve Afrika’nın çeşitli ülkesinden gelenler başımızın tacıdır ve ülkemize sığınan bu insanların sosyal ve sportif faaliyetlerden de yararlandırılması pek tabiidir. Göçmen ve mülteci olarak ülkemize gelenler arasından birçoğunu birkaç yıl sonra spor kulüplerimizde başarıyla yer aldıklarını göreceğiz. Ülkemize gelen bu insanların sportif imkanlardan yaralanmalarının sağlanmasıyla; binlerce kilometre uzaktan küçük yaşlarda anne ve babasından ayırarak ülkemize getirilen ve altyapılarda devşirme oyuncu statüsünde oynatılması meselesinin birbirinden farklı olduğunu düşünüyorum. Ben yerli ve milli unsurlara yani bu topraklara yatırım yapmayarak, işin kolayına kaçan ve üç-dört yaş küçültme oyuncuları getirerek hem onları aile ortamından koparmanın hem de buradaki gençlerimize yatırım yapan kulüpleri zor duruma düşürmenin doğru olmadığını ifade etmek istiyorum. 

Yetiştirici kulüplerin ülke basketboluna değerler kazandırabilmek için birçok emekle adeta nakış nakış ördükleri bir düzene karşı; birilerinin önerisiyle binlerce kilometre uzaktan yaşları küçültme olan oyuncularla başarı uman anlayışın bir olabileceğini bana kimse kabul ettiremez. “Taş yerinde ağırdır” misali, ülkemizin her şehrine basketbolu yayıp, potansiyelli oyuncuların kendi şehrinde en azında genç yaş kategorisine kadar kalmalarını sağlayacak projeler üretmeliyiz. NBA’de EL’de oynayacak vaadiyle adeta umut tacirliği yapılarak, çok küçük yaşlarda aile sevgi ve şefkatinden mahrum bırakılarak atlatılması belki de imkânsız psikolojik travmalar yaşamasına sebep olunan birçok gencimiz varken; ailesinden ayrı olarak, binlerce kilometre uzağa ve kendi kültürlerinden de bir o kadar uzak olan bir kültüre gelen gençleri garantisi olmayan bir basketbol içerisinde öğütmenin de doğru olmayacağını hatta vebalinin olacağını düşünüyorum. Ülke basketbol tarihimizin son 35 yılını yaşayarak görmüş ve öncesini de basketbol tarihimiz adına okumadık eser bırakmayacak şekilde en iyi bilenlerden biri olarak şunu da söylemeliyim ki; altyapılar için devşirilen oyuncuların birçoğunun A takım düzeyinde istenilen seviyeye hiçbir zaman ulaşamadığı da bir gerçek. Bununla ilgili birçok örnek verebilirim. Ancak yazının uzaması ve amacı dışına çıkması ihtimalinden dolayı da şimdilik yazma gereği duymuyorum. Eğer değerli okuyucularımızdan bunu talep eden olursa, birileri tarafından çok büyük potansiyel diye altyapılarda yıllarca oynatılan ve gerek yaş gerekse de fiziksel avantajlarından dolayı alt yaş kategorilerinde üstünlük kuran ancak hiçbir vakit üst düzey oyuncu olmayan devşirme oyuncularımızın detaylı listesini de hazırlayabilirim.

Altyapılarda devşirme oyuncu oynatabilmenin, ciddi şekilde kurallara bağlı olması gerektiğini düşünüyorum. Bu kurallar hem devşirme olarak gelen çocuğun ve ailesinin iyiliği için hem de öz kaynaklara gerçek anlamda yatırım yapan kulüplerimiz ve oyuncularımızın iyiliği için gereklidir. Devşirme oyuncu yaklaşımının amacından uzaklaşmaya başladığını ve süreç içerisinde suiistimallere uğrayarak; basketbolumuzda hazırcılığa ve tüketime alıştırmanın başka bir türü olabileceğini düşünüyorum. Belki de altyapılardaki devşirme oyuncu anlayışının, A takımlardaki devşirme oyuncu anlayışından daha da tehlikeli olabileceğini de söyleyebiliriz. Bu yaklaşım, değer üretme adına sorunlu olan basketbolumuzu daha da sorunlu hale getirecektir. Çünkü A takım düzeyindeki devşirme anlayışı sonuç odaklı bir anlayıştır ve A takım düzeyinde de zaten sonuç odaklı bir anlayışın hâkim olması doğaldır. Ancak altyapılardaki anlayış sonuç odaklı değil, süreç odaklıdır. Siz altyapılarda da sonuç odaklı anlayışı meşru hale getirirseniz, o vakit altyapı kavramının da içini iyice boşaltmış olursunuz. Altyapının toplum bilim karşılığı olarak: “insanın üretime yönelmiş çaba ve bilgisini, üretimde kullanılan araçlarla üretim yöntemlerini ve üretim ilişkilerini içine alan ekonomik temel için kullanılan genel kavram.” açıklaması karşımıza çıkmaktadır. Bunu basketbola uyarladığımızda nitelikli oyuncu yetiştirmek ve her açıdan değerler üretmek olarak ifade edebiliriz. Tabii bunu yaparken de başta kendi ülkenizin ve şehrinizin dinamiklerinden yararlanarak gerçekleştirme yoluna gitmelisiniz. Bunların tamamı adına gerekli çabayı gösterdiyseniz, nitelikli basketbolcu arama açısından dünyanın bir ucuna gitmenize de gerek kalmayacaktır. Kulüp olarak kendi bulunduğunuz ya da destek gördüğünüz bölgede nitelikli çalışmalar yaparsanız, bu çalışmalar komşu bölgelere de sirayet ederek ülke çapında genel bir nitelik artışına gidilmesini sağlamış olursunuz. Ama kendinizi bu açıdan sorumlu ve mesul görmezseniz, haksız bir rekabet ortamı oluşturur ve farkında olmadan sürdürülebilirliğin ana kaynağı olan yetiştirici kulüp ruhunun da zarar görmesine sebep olursunuz. 

Bilindiği gibi Letonya'da düzenlenecek FIBA 2021 19 Yaş Altı Erkekler Basketbol Dünya Kupası organizasyonuna katılacak 16 ülke takımı arasında 19 Yaş Altı Milli Takımımızda yer alacak. Türkiye Erkekler Basketbol Süper Ligi (BSL), Türkiye Basketbol Ligi (TBL) ve Türkiye Basketbol 2. Ligi (TB2L) olmak üzere ülke basketbolumuzun en üst üç liginde bu sezon forma giyen 2002 ve 2003 doğumlu yani 19 Yaş Altı Milli Takımızda yer alabilecek yaştaki genç oyuncularımızın gerek liglere gerek illere gerekse de bölgelere göre istatistiğini çıkardığımızda oluşan tablonun her şeyi özetlediğini söyleyebiliriz (“U19 Milli Takım oyuncu havuzu” başlıklı yazımda konu çok daha detaylı bir şekilde dile getirilecektir). Aşağıdaki tabloda olduğu gibi 2002 ve 2003 doğumlu oyuncuların kulüplerinin bölgelere göre dağılımında Güneydoğu Anadolu Bölgesi %1,32 ve Karadeniz Bölgesi %3,95 gibi çok düşük bir yüzdeye sahipken, basketbolu ülkemizdeki her bölgeye ve her şehre yaygınlaştıracak projeleri hayata geçirmemizin çok daha doğru hamle olacağını düşünüyorum. Kendi öz kaynaklarına değer vermeyene, kimsenin de değer vermeyeceğini unutmamalıyız!

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla.
 
 
2020-2021 sezonunda ING Erkekler Süper Ligi (BSL), Türkiye Basketbol Ligi (TBL) ve Türkiye Basketbol 2. Ligi (TB2L)’nde süre alan 2002 ve 2003 doğumlu oyuncuların kulüplerinin bulunduğu illere ve bölgelere göre dağılımı
S
ŞEHİR
BÖLGE
KULÜP
SAYISI
OYUNCU
SAYISI
TOPLAM
KULÜP SAYISI
TOPLAM
KULÜP SAYISI (%)
TOPLAM
OYUNCU SAYISI
TOPLAM
OYUNCU SAYISI (%)
1
İstanbul
Marmara Bölgesi
12
33
19
51,35%
43
56,58%
2
Bursa
5
8
3
Kocaeli
1
1
4
Yalova
1
1
5
Ankara
İç Anadolu Bölgesi
6
10
8
21,62%
20
26,32%
6
Kayseri
1
9
7
Konya
1
1
8
İzmir
Ege Bölgesi
1
2
4
10,81%
5
6,58%
9
Aydın
1
1
10
Manisa
1
1
11
Muğla
1
1
12
Mersin
Akdeniz Bölgesi
1
3
2
5,41%
4
5,26%
13
Adana
1
1
14
Samsun
Karadeniz Bölgesi
2
2
3
8,11%
3
3,95%
15
Kastamonu
1
1
16
Gaziantep
Güneydoğu Anadolu Bölgesi
1
1
1
2,70%
1
1,32%
GENEL TOPLAM
37
76
37
100,00%
76
100,00%

 

Yorumlar Okunma: 2170