Basketbolun Sert Çocuğu: Vladimir Stimac... (Doruk Sözen) - BasketFaul.com

Basketbolun Sert Çocuğu: Vladimir Stimac... (Doruk Sözen)

17-03-21 20:11
2.11 boyunda, 116 kiloluk bir dev olmasına rağmen, kariyerinin başından beri karınca gibi çalışmış, iş ahlakını her şeyin önüne koyan bir isim var karşımızda. Sadece ülkemizde 7 farklı takımda forma giymiş, hiçbir zaman yeni maceralara atılmaktan korkmamış bir isim. Sırp ekolünün vücut bulmuş hali olan pivotun bununla gurur duyduğu da aşikar. Biz de kendisiyle kariyerini, Türk ve Sırp basketboluna dair görüşlerini ve geleceğe dair planlarını konuştuğumuz kısa ama net bir sohbet gerçekleştirdik. İşte karşınızda basketbolun sert çocuğu, Vladimir Stimac.  
 
Mr. Stimac 87’de Belgrad’da doğup, büyümüş birisi olarak Yugoslav Savaşlarının hayatınızda ciddi bir etkisi olduğunu düşünüyorum. O zamanları ve savaşın senin üzerindeki etkilerini nasıl anlatırsın? 
 
Ben Belgrat’ta doğup büyüdüm yani sıcak savaş alanlarında hiçbir zaman bulunmadım. Ama öyle bir zamanda Belgrat’ta yaşamak da oldukça zordu. Ambargolar, protestolar gibi bir sürü problem vardı ve çok zorlayıcıydı. Fakat dediğim gibi hiçbir zaman sıcak çatışmanın olduğu bölgelerde bulunmadım. Aile üyelerimden orduda olanlar vardı tabi. Mesela amcam, Sırp ordusuyla birlikte Vukovar’da görev almıştı. 

Anlıyorum fakat o dönemde doğmuş birçok Sırp oyuncu basketbolun onlar için tek kaçış yolu olduğunu söylüyor. Senin için de durum bu muydu?  
Açıkçası hayır. Çünkü büyüyüp 15-16 yaşıma gelince artık savaş etkisini kaybetmişti ve çalışıp çalışmamak tamamen bana kalmıştı. Yine de şunu söyleyebilirim ki biz Sırp basketbolcular genelde hep stresliyizdir çünkü kolay kolay vazgeçmeyiz. Hepimiz gerçekten karakterli ve zorlu oyuncularızdır, burası kesin.
 
Kariyerimde çok fazla önemli takımda forma giydim fakat sanırım Fenerbahçe onların arasındaki en büyüğüydü.
 
Artık basketbol kariyerine dönelim. Henüz 18 yaşındayken ülkeni terk edip Litvanya’nın yolunu tuttun. Sırbistan’daki basketbol kültürüne ve bir sürü üst düzey basketbol okuluna rağmen neden böyle bir yolu seçtin?  
 
Dürüst olmak gerekirse 87 jenerasyonundaki en yetenekli oyuncu ben değildim. İlgi odağı olan oyuncular başkalarıydı, ben değil. Benim içinde bulunduğum durum için çok iyi bir özlü söz vardır bilir misin? Şehirde sonuncu olacağına, köyde birinci olmak daha iyidir. Beni yanlış anlama Zalgiris çok büyük bir kulüp fakat ilk gittiğimde zaten 2. Takımda, LKL 2. Liginde 1 sene oynadım sonra 1. Takıma yükseldim. Özet olarak bu yol benim için en idealiydi. 
 
Türkiye’deki yabancı sınırlaması, ülke basketbolunun gelişimi açısından olumlu. 

Hem Litvanya hem Sırbistan’ı gözlemlemiş hem de uzun seneler Türkiye’de yaşamış bir basketbolcu olarak karşılaştırmalı bir soru sormaya en uygun kişilerden birisi olabilirsin. Oralardaki basketbol yapılanmasına baktığımız zaman genç oyuncuların küçük takımlarda çok daha rahat şans bulabildiğini ve bu takımların büyük takımlar için bir nevi oyuncu fabrikası rolü üstlendiğini görüyoruz. 
 
(Henüz sorumu bitiremeden araya giriyor.) Dürüst olmam gerekirse Türkiye’deki basketbolcular gerçekten çok şanslılar. Çok daha iyi para kazanıyorlar, etrafındaki insanlar gerçekten onlarla çok iyi ilgileniyor, ayrıca yabancı sınırlaması da var. Sırbistan’daki durum kötü demiyorum fakat son zamanlarda ilgi odağı yabancı oyunculara daha çok kaydı. Bu durum hiç hoşuma gitmiyor çünkü ben bir Sırp’ım, biz bir basketbol ülkesiyiz ve küçük bir ülke olmamıza rağmen oyuncu yetiştirme konusunda olağanüstü işlere imza attığımızı düşünüyorum. Biliyorsun NBA’de, Euroleague’de oynayan sayısız oyuncumuz var. Neden yabancı oyunculara bu tarz bir ilgi olduğunu anlıyorum tabi ki sonuçta ben de sizin ülkenizde bir yabancıyım fakat ne olursa olsun Türkiye’de bir limit var sonuçta. Ayrıca tekrar belirtmek istiyorum ki Sırbistan’a kıyasla buradaki yerli oyuncular gerçekten çok iyi para kazanıyor. Partizan ya da Kızılyıldız’da oynamadığınız sürece maalesef ki maddi olarak çok bir karşılık alamazsınız. Fakat bunun çok boyutlu ve üstüne konuşması çok zor bir konu olduğunu belirtmeliyim.
 
Yine de gördüğüm kadarıyla Sırbistan’da gençlerin daha üst düzeyde mücadele etmesi için daha çok şansı varmış gibi geliyor. Türkiye’ye kıyasla daha kolay şans bulabiliyor diye düşünüyorum. 
 
Hayır. Hiç kolay değil. Oradaki koşulları, yolları, zorlukları bilmiyorsunuz. Bundan dolayı Sırbistan’da ana sahnede kendine yer edinebilmiş herhangi bir oyuncu kesin belirli bir seviyenin üzerindedir. NBA olmasa bile Eurolegue’de, Eurocup’ta şans bulur. O kadar farklı mücadeleler veriyoruz ki. Oradan çıktıysanız kesin çetin ve güçlü bir oyuncu oluyorsunuz. Gerçi günümüzde çok daha iyi durumda fakat benim zamanımda bambaşka bir hikayeydi.
 
Beşiktaş’ta da harika zaman geçirdim. Koç Ufuk Sarıca oradayken gerçekten çok özel bir oluşumduk.
 
Ben cevabımı aldım sanırım. İstersen senin kariyerine geri dönelim. Asıl kendini gösterdiğin Valmiera’daki 07/08 sezonundan sonra, belki de kariyerinde en özel yere sahip kulüp olan Kızılyıldıza ilk defa transfer oldun. Buna rağmen orada uzun süre hiç kalamadın. Hep ayrılıp geri döndün. Onlarla olan özel ilişkini ve neden oranın demirbaş oyuncularından biri olamadığını açıklar mısın? 
 
Kızılyıldız benim için profesyonel kariyerimin dışında da çok özel bir kulüp. Ailem Kızılyıldız taraftarı, ben de çocukluğumdan beri onları destekliyorum. Anlayacağın orası çok başka bir hikaye. Keşke dünya şampiyonu olsalar. (Gülüyor) Neden takımdan ayrıldığıma gelecek olursak... Biliyorsun ben çok fazla takım değiştirdim. Bu hayat benim hayatım ve ne yaparsam yapayım değiştiremem. Şu an olduğum yeri ve yaşadıklarımı seviyorum da. Sadece bir değişiklik yapacak olsam o da bu kadar fazla kulüp değiştirmemek olurdu. Bu beni biraz üzüyor ama günün sonunda eğer hak ettiğiniz saygıyı görmediğinizi düşünüyorsanız ayrılmak zorundasınız. Spesifik isim vermeyeceğim. Ben birçok yere yedek hatta belki üçüncü opsiyon olarak katıldım. Sezon sonunda ise çoğu zaman asıl uzun haline gelmiş olurum. Fakat sezon bittikten sonra tekrar masaya oturulduğunda çabalayarak, bileğimin hakkıyla kazandığım saygıyı bana göstermezlerse ayrılmaktan başka çarem olmaz. Genelde de durum hep bu oldu.
 
Fenerbahçe’nin 16/17 sezonundaki kadrosu belki de Avrupa’nın son 5-6 senede gördüğü en iyi takımdı.
 
Peki uzun süre oynamak için bir takım seçsen bu Kızılyıldız mı olurdu? 
 
Tabii ki. Ayrıca dürüst olmam gerekirse Beşiktaş’ta da harika zaman geçirdim. Koç Ufuk Sarıca oradayken gerçekten çok özel bir oluşumduk. Şampiyonluk için oynuyorduk. Gerçi bunu söylememin sebebi sadece iyi sonuçlar almamız değil. Takımın kimyası tutuyordu, asistan koçlar, koç herkes bana çok yardımcı oluyordu. Mesela şimdi Karşıyaka’da çalışan Engin Gençoğlu ile çok çalışırdık. Ama Beşiktaş’ı bilirsin her sene bir öncekinden farklıdır. Kalmak istedim fakat orada sürekli bir şeyler değişiyor. Yöneticiler, antrenör ekibi vs. Bu da bir sürü problem doğuruyor haliyle.
 
Hazır o sezondan söz açılmışken final serisinin son maçındaki Fenerbahçe’nin efsane geri dönüşünün hikayesini kısaca senden de dinlemek isterim. 2 dakika kala 14 sayı öndeydiniz fakat maçı kaybettiniz. Fenerbahçe’li oyuncuların ağzından bir sürü hikaye dinledik. Peki sizin tarafınızda neler yaşandı? 
 
Bahsettiğimiz takımın son 5-6 yıldaki en iyi Avrupa takımı olduğunu unutmamak lazım. Kadroda Bogdan, Vesely, Udoh gibi isimler var üstüne üstlük benchte de Obradovic oturuyor. Gerçekten bir takım için olabilecek en iyi senaryo. Geçen sene Obradovic’le tanıştım ve onun neden en iyi olduğunu anladım. O bu dünyadan değil. Birlikte sadece 3 ay geçirmiş olsak da bana öğrendiğim şeyler açısından 1 yıl gibi hissettirdi. Her gittiği takımı Avrupa’nın en iyisi yapmasının bir sebebi var. Detaylara verdiği önem inanılmaz. Keşke bütün genç basketbolcu ve antrenörler onunla en azından bir antrenmana çıkabilse. Gerçekten çok özel ve inanılmaz birisi. Geçtiğimiz sezon uzun rotasyonunda yaşadıkları sıkıntı sayesinde onunla çalışma fırsatı yakaladığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.
 
Peki Fenerbahçe ile 3 aylık kontratını uzatma imkanın varken neden ayrılmayı tercih ettin?
 
Evet ayrılmayı seçtim çünkü oradaki yapıyı anlamıştım. Zaten orada olmamam gerekiyordu. Zorunluluktan sisteme dahil edilmem Željko için de oldukça zordu ve ben bunu anlayışla karşıladım. Takım için her şeyimi verdim fakat 3 ayın sonunda oradaki görevimi tamamlamıştım. Onunla çalışma ve Fenerbahçe’de oynama fırsatı yakaladığım için onur duyuyorum. Fenerbahçe gerçekten inanılmaz bir kulüp. Taraftarlar çok ateşli. Kariyerimde çok fazla önemli takımda forma giydim fakat sanırım Fenerbahçe onların arasındaki en büyüğüydü. 
 
Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan bahsettiğimiz için ikisi özelinde soruyorum. Birinde takımın yıldız oyuncusuyken, diğer tarafta benchten gelip enerji katman bekleniyordu. Rolün değişmesine rağmen mental olarak her zaman hazır olmayı nasıl başarıyorsun?
 
Bu sorunun cevabı için de yine en başa dönmemiz lazım. Söylediğim gibi biz Sırplar sert oyuncularız. Ne durumda olursak olalım her şeyimizi veririz. Ayrıca şunu da söyleyebilirim ki kaybetmekten hiç haz etmeyiz. Basketbol söz konusu olduğunda zor insanlar olduğumuzu söyleyebilirim.
 
Obradovic bu dünyadan değil.
 
O zaman basketbolun sert çocuklarıyla olan milli takım anılarına geçelim. Sırbistan milli formasıyla 3 finalde boy gösterdin fakat hepsini kaybettiniz. Kaybetmekten bu kadar nefret eden bir grup oyuncu bunu nasıl karşıladı? 
 
Hatırlatma için teşekkürler. Açıkçası içlerinde kaybetmememiz gereken tek final İstanbul’dakiydi. O kadar fazla sakat oyuncumuz vardı ki. Zorunluluktan Bogdan 40 dakika boyunca oyun kurucu olarak oynamıştı. Rakibimiz Slovenya Dragic ve Doncic’le çok güzel bir basketbol oynuyordu ve sonuna kadar hak ettiler. Yanlış anlaşılmak istemem. Sadece Teodosic, Bjelica, Jokic gibi isimler gelebilseydi, bambaşka bir hikaye yazılırdı. Bu durumun pozitif yanı ise hep finale çıkıyor olmamız. Gerçekten özel karakterlerden oluşan, özel bir jenerasyona sahibiz. Bir aile gibiyiz, herkesin görevini bildiği, çok çalışan bir aile.
 
Basketbol oynamamış insanların, basketbolla ilgili kararlar almasını aklım almıyor.
 
Biz senin kariyerine geri dönelim o zaman. 2009 draftlarına katılacaktın fakat sonradan adını çektin. NBA hiç senin için gerçek bir opsiyon oldu mu? 
 
Hayır. Ben kendime karşı da gerçekçi olan bir insanım. Tamam Avrupa’da üst seviyede oynayabiliyorum fakat orası için gereken belirli özelliklere sahip değilim.
 
Avrupa’nın en üst düzeyinde basketbol oynamış birisi için alışık olmadık cümleler kullandın. “Etrafımda benden yetenekli daha fazla oyuncu vardı.” gibi. Daha eski bir röportajında da “Euroleague’de oynamaya başlamadan önce kendimle ilgili şüphelerim vardı.” dediğini not almışım.
 
Kendimden hiç şüphe duymadım. Fakat biliyorsun bazı insanlar gerçekten acımasız olabiliyor. Özellikle basketbolu hiç oynamamış ama bir şekilde önemli yerlere gelmiş insanlar. Bu tarz insanlar özellikle gençlere karşı çok acımasız oluyorlar. Hiç oynamamış ama biliyor (Sarkastik). Bana kalırsa bu insanların bu camianın içinde bulunmaları çılgınca. Sırf bu yüzden daha önceki röportajlarımdan birisinde bana emeklilikten sonra ne yapacaksın diye sorduklarında, basketbolun içinde kalır mıyım emin değilim dedim. Tabi ki kalmayı çok isterim fakat birlikte çalışacağım insanlar yüzünden tereddüt ediyorum. 
 
Anlıyorum. Açıkçası bu soruyu sorarken bu tarz düşünceleri motivasyon kaynağı olarak kullanıyorum tarzı bir cevap vermeni bekliyordum. 
 
Tabi ki bunu kendimi motive etmek için kullanıyorum. Ama bu o insanları umursadığımdan değil. Asıl saçma olan o kişilerin basketbolda farklı yerlerde karar merci olarak görev alması. En kötüsü de bu.
 
Bahçeşehir organizasyonu, Euroleague seviyesinde rahatlıkla bulunabilir.
 
(Süremizin bitmeye yakın olduğu hatırlatılıyor bana) Madem öyle içinde bulunduğumuz sezonla ilgili konuşmaya başlayalım. Monaco ile imzaladın fakat hiç maça çıkmadan Çin’e transfer oldun. Bu süreci biraz daha açabilir misin? 
 
Tamamen ekonomik. Bir fırsat çıktı ben de değerlendirdim. Biliyorsun Çin’de inanılmaz bir para var.
 
Peki ya Bahçeşehir. Seni buraya gelmeye motive eden neydi? 
 
Dürüst olmak gerekirse ilgilendiklerini duyduğumda oldukça heyecanlandım. Çünkü bu kulüp her zaman belirli bir seviyenin üzerinde ve hep tepeye oynamaya çalışıyorlar. Büyük isimleri getiriyorlar. Kariyerimde çok farklı Euroleague takımlarında bulundum ve samimiyetle söyleyebilirim ki Bahçeşehir organizasyon olarak o seviyede rahatlıkla bulunabilir. Ayrıca kulüp çalışanları gerçekten işini çok iyi biliyor. Basketbolla ilgili alanlarda çalışanlar hep eline top değmiş kişiler. Bu gerçekten çok önemli. Saydığım sebeplerden dolayı Bahçeşehir’in geleceğinin parlak olduğunu söyleyebilirim. 
 
Son sorumuza gelecek olursak. Kariyerinde kalan son 4-5 yılında en büyük isteğin ne?
 
Kazanamadığım tek kupa Euroleague. İstediğim her şeyi başardım şu ana kadar. Basketbolda alabileceğiniz en prestijli madalyaya sahibim. Olimpiyat madalyasına. Bunu söyleyebilecek çok fazla oyuncu yok. Bu yüzden kendimi şanslı sayıyorum. 
 

Yorumlar Okunma: 1324