Uzun olmak zor iştir (3) Hayri Solmaz - BasketFaul.com

Uzun olmak zor iştir (3) Hayri Solmaz

17-03-21 14:18
Geçenlerde Cem Akdağ’ın “Uzunlar geç gelişir (1)” başlıklı yazısını görünce ikinci bölümü de gelecek zannetmiştim. Sonrasında Haydar Ateş’in de bu konudaki fikirlerini “Uzunlar geç gelişir (2)” başlıklı yazısında okuyunca yanıldığımı anladım.

Acaba “uzunlar geç gelişir” önermesi de bir yanılgı mıdır? Ya da ne kadar doğrudur? Hem doğru, hem değil, ya da biraz doğru, biraz değil… Yaşanılan dönem, bulunulan ortam, antrenörün yaklaşımı ve bilgisi, oyuncunun genetik, entelektüel, fiziki, sosyal özellikleri, işin ciddiyeti, takımın ihtiyaçları, kısa ve uzun vade hedefler gibi onlarca bağımlı ve bağımsız değişken var.

Kapanlı tarafından bugünkü kompozisyon ödevim olarak tarafıma tevcih edilen, “uzunlar geç gelişir” konusunda pek de somut fikirlerim olmamakla birlikte, deneyimlerden de örnekler sunup bugünkü ödevimden çakmamayı hedefliyorum.

“Uzun” kimdir? En basit anlamıyla 2.00 metrenin üzerindeki oyuncudur denebilir. 1980’lerde ve öncesinde 2 metrelik adam beton gibi çakılı pivot oynarken, bugün topu yere vurabilen, oyun kuran, uzak atış yapan, çembere gidebilen, kısacası sadece “oyuna tabii olmayıp, oyunu yönlendiren eleman” da olabiliyor uzunlar. Bakınız; Doncic, Micic (nedense sonu “ic” ile bitenler; tesadüf olsa gerek)… Hatta Magic Johnson gibi mükemmel örnekler de hafızalarda. Çağdaş basketbolda şarjöründeki mermi sayısını çoğaltan, tek yönlülükten çok yönlülüğe adım atan, “tahmin edilemez” özelliklerini artıran oyuncular makbul, bu durum uzunlar için daha da geçerli. Eskidendi sadece sırtı dönük top alıp dibe dönerek şut atan ve yine sadece ortaya dönerek tek dribling sonrası turnike atan uzunlar. 2020’lerde uzunlardan istenenler daha farklı ve daha fazla. Daha fonksiyonel, daha atletik, daha uzun sürelerle kısanın karşısında kalabilen ve daha çabuk ve daha ve daha…

Tabii ki işin doğası gereği uzunlar daha geç gelişiyor: Bir kere yere daha uzaklar… Yıllaar öncesinden bir anı: Takımımızın (Yenişehir Yıldız Takımı) fırlama kısası sıçrayarak panyaya değmeye çalışır, acemi uzunu da “ohoo, ne var ki bunda” diyerek neredeyse parmak ucunda yükselip hafifçe sıçrayıp panyaya değer ve belki de hayatındaki ilk büyük ders niteliğindeki cevabı alır: “Sen yere kaç saniyede değebiliyorsun lan sırık?!?”

Büyüme çağındaki el-ayak koordinasyon eksiklikleri, kinematik özelliklerin tam oturmaması, hala kısalara daha çok topla oynama şansı verilmesi (çünkü hala etrafta çok daha fazla kısa oyuncu var ve hepsi cevval olmak için kılı kırk yarıyor) uzunlar için handikap. Ayrıca, az sayıdaki uzunun serbestçe eteğindeki taşları dökmesindense, kendilerine dikte edilen “kısıtlı” ve “sınırları neredeyse tamamen tanımlı” oyunu oynaması isteği gibi uzunların karşısında kapı gibi duran bir dolu engelden de söz etmeden olmaz; yani antrenörlerin koyduğu engeller...

Biri yıllar önce, biri de tesadüf bugün yaşadığım iki olayla bitiriyorum.

Yıllar öncesinde, antrenmandaki şut performansı gayet iyi olan, ancak maçlarda tövbe billah uzak atış için çembere bakmayan, kötü şut stilli, ancak yüksek isabet sezgili, pozisyonu 5 numara olan bir oyuncum vardı. Ne kadar uğraştıysak şut attıramadık, taa ki play-off’un son maçında zurnanın zırt dediği yere kadar. Maçın sonu kafa kafaya iken ve kimse ondan beklemezken kaldırdı üçlüğü çemberin göbeğine fırlattı, herkes şaşkın, coşkunun, sevincin dibine vurmuşuz… Öğrendik ki, önceki antrenörlerinden biri şut idmanlarına bile almaz, haltere yollarmış çocuğu. Kıssadan hisse: Ey antrenörler, oyuncularınızı edinilmiş güçsüzlük ya da öğrenilmiş çaresizlik esiri yapmayın, ufuklarını açın, geliştirin.

Gelelim ikinci hikâyeye. Bugün İstanbul’dan yılların emekçisi bir antrenör arkadaşım aradı, uzunca konuştuk. Konu tabii ki altyapı. Laf lafı açtı, 15 yaşında 2.10 boyunda bir oyuncu adayından bahsetti; sahipsiz kalışından, önerildiği baba kulüplerden, “hazır değil, bizde oynayamaz” vetosu yediğinden bahsetti. Bu sefer de kızgınlığın ve hiddetin dibine vurduk… Kıssadan hisse: Ey antrenörler, armut piş ağzıma düş politikası kimseyi bir yere ulaştırmaz…

Uzun olmak zor iştir. Erken ya da geç gelişsin, olmazsa olmaz. Niyet, uzunları geliştirmek olursa da tadından yenmez 

Yorumlar Okunma: 1220