Gözlerimiz geçen seneki Efes'i ararken (Doruk Sözen) - BasketFaul.com

Gözlerimiz geçen seneki Efes'i ararken (Doruk Sözen)

30-12-20 16:00

Zirveye çıkmış her takımın hikayesi bir başkadır. Sonraki sezonda karşılarına çıkan temel zorluklar ise aşağı yukarı benzerlik gösterir. Rehavete kapılma, doygunluğa ulaşmış oyuncuları motive etme, yıldızların daha da şişen egolarını idare edememe gibi takım içi dinamiklerden kaynaklı sorunlarla başa çıkmaları gerekeceği gibi, rakiplerin maçlara ekstra motivasyonla çıkması ve oyun planlarının daha iyi analiz edilip, antitezlerinin bulunmasını kapsayan dış etkenlerle de mücadele etmek zorundadırlar. 2000’lerin başındaki efsane Lakers kadrosu kendisini ego savaşlarına kurban verirken, son senelerdeki Warriors hegemonyası ise oyuncuların yeni mücadele arayışları ve sakatlıkların da etkisiyle sona erdi. Avrupa’da ise geçtiğimiz 6 senenin en dominant takımları CSKA, Fenerbahçe, Real Madrid ise bu seneye kadar, bahsettiğim problemleri farklı şekillerde aşmayı başardılar. CSKA hem ağır taşları, hem de oyun anlayışını değiştirmekten gocunmazken, Real Madrid takımın artık iliklerine kadar işlemiş olan basketbol kültürüne güvenmeyi tercih etti. Fenerbahçe ise koç Obradovic’in basketbol anlayışını mükemmelleştirirken, küçük değişikliklerle büyük fark yarattı. Bu yazımın konusu ise 95-01 aralığından sonra en şaşalı dönemini geçiren Efes’le ilgili. Eurolegue’in geçtiğimiz sene en iyi basketbolunu oynayan lacivert beyazlıların, Avrupa’nın zirvesinde kalma mücadelesini incelemeye çalıştım kendimce. 

Tek hedefi şampiyonluk olarak belirleyen temsilcimizde, bu sene bir şeyler ters gidiyor. Geçtiğimiz sene ligi lider bitiren aynı ekip şu anda 8 galibiyet 9 mağlubiyetle play-off potasının dışında olduğuna göre, bir şeylerin rayına oturmadığı gayet açık. Yukarıda bahsettiğim takım içi dinamiklerde herhangi bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Hedef net, yapılacaklar belli, takım uzun süredir bir arada. Alışkanlıklar oyunun her alanında göze çarpıyor. Yardım savunması sonrası rotasyonlardan tutun, Micic’in no look paslarına kadar. Fakat her takımın hayalini kurduğu bu düzen, birkaç faktörün ters gitmesiyle endişe verici bir hal alabiliyor. Rakiplerin artık Efes’e daha farklı bir motivasyonla çıkıp, özel önlemler almaları, kısalarının formsuzluğuyla birleşince alışkanlıkların da yavaş yavaş terk edilmeye başlandığını görüyoruz. Belli oyuncuların formunun düşmesinde sakatlık, covid gibi basket dışı etmenlerin de rol oynadığını not düşmek isterim. Yine de asıl belirleyicinin bireysel tercihler ve alınan önlemler olduğu ortada. 
 
Geçen Seneye Kıyasla 10.7 Sayı Daha Az Sayı Atan Efes’teki Başlıca Problemler:
Bu yazıyı yazmaya Efes’in maç başı attığı sayının geçen seneye kıyasla 10.7 az olduğunu fark etmemle karar verdim. (Geçen sene 87.2, Bu sene: 76.5) Bunun üzerine diğer istatistik alanlarında da karşılaştırma yapmaya başladım. 
 
 
İstatistik
Geçen Sene
Bu Sene
Sayı
87.2
76.5
Kazanırken Atılan Sayı
89.7
85.7
Kaybederken Atılan Sayı
72.2
68.4
3FG Yüzdesi
42.1
36.2
Asist
17.6
17.05
Top Kaybı
11.43
11.29
Ribaunt
33.1
30.1
FG Toplam
61.6
59.5
3FG Kazanırken
44.3
43.6
3 FG Kaybederken
30.2
30.2

Not: Geçen sene kaybedilen maçlardaki veriler, elimizde sadece 4 maç olduğu için gerçekte olduğundan daha abartılı gözüküyor. 

 

Sir Alex Ferguson’ın meşhur sözü herkesin aklındadır. İstatistikler çok şeyi gösterir ama görmeniz gerekeni göstermez. Bu verilere baktığımız zaman üçlük yüzdesindeki bariz farkın atılan sayıdaki azalmanın kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bunun birincil sebebi ne? Efes aynı oyunu oynuyor, sadece bulduğu dış atışları değerlendiremiyor dersek, ezbere konuşmuş oluruz. Yine de asist top kaybı oranının sabit kalmasından Efes’in hala alışık olduğumuz top paylaşımını belirli bir seviyede tuttuğu ortada. Bu durum, iş kısaların dripling üstü üretimine geldiğinde sıkıntının patlak verdiğini bizlere işaret ediyor. Fakat Larkin ve Micic formsuz diyerek işin içinden çıkmamız bizi yanılgıya düşürür. Kısaların kendi performanslarından memnun olmadıkları için kendilerine bir baskı yarattıkları vücut dillerinden anlaşılıyor. (Larkin’in bu akşamki Real maçında kaçırdığı serbest atıştan sonra verdiği tepki güzel bir örnek.) Bunu bireysel yetenekleriyle kapatmaya çalışmaları da işi çıkmaza sokuyor. Geçen sene Larkin de Micic de çok özel oyuncular olsalar da oyun planı içerisinde ısınırdı. Sonra zaten durdurulamaz hale gelip zorlama dediğimiz atışları bile çocuk oyuncağı gibi gösteriyorlardı. Bu sene (Barcelona maçı hariç) iyi performans gösterdikleri maçların çoğu sıcak başladıkları akşamlarda geldi. Düzen içerisinde momentumu yakalayamadıklarının başlıca göstergesi bir durum. Geçen seneye kıyasla dripling üstü kullandıkları şut sayısının veya hiç pas yapılmadan potaya atılan top sayısının arttığına eminim fakat Euroleague’de bu tarz istatistikler tutulmadığı için ispatlayamıyorum. 

Kısaların Sahada Takımdan Soyutlanması:
Asist sayısının sabit kaldığını düşünürsek Efes’in sahada iki farklı oyun oynadığını söyleyebiliriz. Larkin ve Micic’in takımı oynattıkları düzen ve kendi skorunu üretmek için oyunu zorladıkları pozisyonlar. Burada en kritik nokta belirttiğim gibi Larkin ve Micic’in çeşitli sebeplerden dolayı maçların çoğunluğunda oyun planı içerisinde şut ritmini yakalayamamasından kaynaklanıyor. Efes’in bahsettiğim iki ayrı oyun anlayışını birbirinin tamamlayıcısı olarak değil de ayrı ayrı ele alması sorunun temeli. Bu ikilinin çözümü kendileri üretmekte değil de takım düzeni içerisinde var olmakta araması lazım. Keza BSL’de, Simon’un 42 sayılık kariyer rekoru sayesinde kazanılan Fethiye maçında Micic’in sahadayken takıma zarar vermesi de bununla ilgiliydi. Rakiplerin, ikili oyun savunmalarının kurgusunu tamamen bunun üzerine planlaması da en önemli etkenlerden biri. Cska maçındaki ikili oyun savunması bunun güzel bir örneği. Real Madrid de keza benzer bir savunma yaparken, Efes’in neredeyse bütün aksiyonlarını başlatmakta kullandığı pick and rollerde normalde sağladığı avantajları yakalayamadığını gördük. 
Efes’in bu sene en iyi oynadığı maç olan Barcelona karşılaşmasına ayrı bir parantez açmak istiyorum. Jasikevicus taktiği gereği oyuncularından pick and roll savunmasında toplu oyuncuya perde anında agresif baskı yapmalarını isteyen bir koç. Buna çok iyi hazırlanan Efes’in topu kısaların elinden hızlıca çıkarması sonrasında başlayan aksiyonlar bütün takımı ateşledi. İkilinin belki de topu en az yere vurduğu ilk yarıydı. Larkin ve Micic’in de takımla birlikte ısınıp ilerleyen dakikalarda maçı söküp aldıklarına şahit olduk. Zaten Efes alışkanlıkları sayesinde pas ritmini bulduktan sonra ligin durdurması en zor takımı. 

Singleton’ın Form Grafiği:
Son bir not da Pleiss ve Dunston’ın sakatlıklarında takımı sırtlayan Singleton ve Moerman’a. Moerman’ın son haftalarda yayın gerisinden ritmini bulması (Bu üçlük katkısının köşeden gelmesi daha kritik) sevindirici olsa da Singleton’ın çoğu zaman potaya dahi bakmaması da can yakıyor. Onun tek başına oynadığı dakikalarda alan paylaşma, kısalara alan açma konusunda ciddi sıkıntılar çektiklerini görüyoruz. Singleton’ın oyuna etkisinin azalmasında, Efes’in diğer takımlara nazaran sırtı dönük oyunları daha az kullanmasının da etkisi var. (Kadrosunda Micic, Larkin, Simon, Beaubois olan bir takımdan aksini beklemek hata olur gerçi ama.) Amerikalı uzunun geçen seneye kıyasla maç başı 2 şut daha az kullanmasına rağmen, 10% daha düşük yüzdeyle üçlük atması ve 3.4 sayı daha az üretmesi her şeyi açıklıyor zaten. 
 
Alışkanlıklar En Büyük Silah:
Ritmini kaybetmiş yıldız oyuncular kadar tehlikeli bir şey yoktur takımlar için. Efes’in şu anda bakıldığında kalitesinin altında performans sergilediği açık. Sakatlıklardan dönen oyuncular, covid vakaları da göz önüne alındığında bu tarz sıkıntılar şu ana kadar anlayışla karşılanabilir. Formsuzluğun kısa zamanda atlatılması halinde bu durum Efes’in avantajına dahi dönüşebilir. Sonuçta asıl formda olmaları gereken zaman sezon sonu. Bana kalırsa son haftalarda oynanan basketbol fazlasıyla umut verici. Fenerbahçe ve Barcelona galibiyetlerinde kısaların oyunundaki farklılıklar açıkça gözüküyor zaten. Real Madrid mağlubiyetinin ise temsilcimizin belirli bölümlerde rakibinin oynamak istediği basketi kabullenip kaosa sürüklenmesi sebebiyle, yönetiminde hata yapılan bir maç olduğunu düşünüyorum. Dinamikleri farklıydı. Sonuç olarak Efes’in de bu sene yarım kalan hikayesini takip etmek ve zirve yürüyüşlerini izlemek için sabırsızlanıyorum. Temsilcimizin oyunun artık tahmin edilebilir olduğu bundan dolayı sıkıntılar yaşadığı eleştirilerine de katılmıyorum. Tam tersi bu onların en büyük silahı. Alışkanlıklar mükemmelleştirildikten sonra playoff zamanında yapılan küçük değişiklikler zaten oldukça büyük farklar yaratacaktır.  

 

Larkin, Micic ve Singleton’ın istatistik tablosu aşağıda:
 
Oyuncuİstatistik
Sayı(Geçen Sene)
Sayı(Bu Sene)
3FG(Geçen Sene)
3FG(Bu Sene)
Larkin
22.2
13
50.9
28.3
Micic
14.5
14.5
39.7
28.9
Singleton
7.8
4.4
45.1
35.1

Not: Micic üçlük yüzdesi olarak Bayern sezonlarından sonra en kötü sezonunu geçiriyor. 

 

Yorumlar Okunma: 3091