Keyifle izlediğim gerçek oyun kurucu: Can Uğur Öğüt (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Keyifle izlediğim gerçek oyun kurucu: Can Uğur Öğüt (İlker Yıldız)

20-12-20 10:34
Ülke Basketbolumuz Üzerinde Kara Bulutlar

Ülke basketbolumuz son yıllarda ciddi bir ivme kaybı yaşamakta ve bunun yansımalarını da gerek A Milli Takımlar düzeyinde gerekse de Avrupa Kupalarında takımlarımızın aldığı başarısız sonuçlardan görebiliyoruz. Türk Hava Yolları Euroleague’de mücadele eden ve her ne kadar geçtiğimiz yıllara oranla bütçede daralmaya gidilse de yine de EL’nin en fazla bütçeye sahip iki takımı durumunda bulunan temsilcilerimiz Anadolu Efes (7 galibiyet ve 8 mağlubiyet) ve Fenerbahçe Beko (5 galibiyet ve 10 mağlubiyet), 18 takımlı ligde sırasıyla 10. ve 17. sıradalar. İlk 8 takımın play-off oynama hakkı kazanacağı ligde geçtiğimiz yıllara göre hem oynanan oyun hem de alınan farklı mağlubiyetlerle pek umut vermiyorlar. Ayrıca her iki takımımızın da EL’de oynadığı maçlarda takım içerinde sürelerin %90’ınını hatta daha fazlasını yabancı oyuncuların aldığını da hatırlatmamız gerekiyor. Oysa kadrolarında çoğunlukla kendi ülke oyuncularına da yer açan; Zalgiris Kaunas (Litvanya), Panathinaikos (Yunanistan), Crvena Zvezda (Sırbistan), LDLC Asvel Villeurbanne (Fransa) ve Olympiacos (Yunanistan) gibi takımların hem kendi ülke basketbollarına oyuncu kazandırma yönünden hem de EL’de istikrarlı bir seviye tutturma bakımından bizim takımlarımıza göre çok daha başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Demek oluyor ki EL’de yerli oyuncuların büyük katkısıyla da başarı elde edilebiliyormuş. Eurocup, Champıons League, FIBA Europecup’da da benzer bir başarısızlıkla karşı karşıyayız. Bu sezon takımlarımızın Avrupa Kupalarında oynadığı maçlardaki galibiyet yüzdesi sadece ve sadece %30’lar seviyesinde ve çoğu takımımızın kadrosunda birçok yabancı oyuncu olmasına rağmen bu başarısızlıkların elde edildiğini de unutmayalım. Yani bu başarısız sonuçlar, ING Basketbol Süper Ligimizdeki yabancı sayısı 5’e düşürüldü diye gelmedi, zaten EL’de yer alan takımlarımız başta olmak üzere Avrupa’da mücadele eden takımlarımızın çoğunluğu kadrolarında en çok yabancı oyuncu bulunduran ve yabancı oyunculara en çok süre veren takımlar durumundalar. Bunun birkaç istisnası ise Darüşşafaka Tekfen ve Türk Telekom olarak sayabiliriz. Daha birkaç yıl öncesine kadar Avrupa’daki bütün kupalarda çeyrek final, yarı final, final oynayan takımlarımız ne oldu da bir anda başarı adına dip yaptılar. Bunun en önemli nedeni popüler başarılar adına, sürdürülebilir başarı anlayışının feda edilmesiydi. Üretmek ve ürettiğiyle var olmak yerine, tüketmek ve tüketerek var olma anlayışını benimsediğinizde, saman alevi gibi yanıp sönen ve basketbolseverlerin gönüllerinde ve zihinlerinde pek de kalıcı bir iz bırakmayan başarılar elde edersiniz ama sonrasında bu başarıları devam ettirebilecek bir dayanak da bulamazsınız.

Avrupa Kupalarında takımlarımızın yaşadığı başarısızlıkların temelinde, kulüplerimizin doğru yönetilememesiyle birlikte basketbol camiamızın da bu sentetik başarılar karşısında rüyadan uyanamaması yada uyanmak istememesi de gelmektedir. Zaten üzücü olanı ise bu sentetik başarılar karşısında basketbol camiamızdan pek kimsenin, ülke basketbolumuzun sonraki yıllarda yaşayacağı sorunları dile getirmemesinde yatıyor. Yazılarımda yıllardan beri ifade etmeye çalıştığım şey; takımlarımızın yerli oyuncularının figüran olarak kaldığı Avrupa Kupalarında ve ligde elde ettiği başarıların, ülke basketbolumuz adına suni başarılar olduğuydu. Nitekim bu acı sonuçlara şimdilerde hep birlikte tanık oluyoruz. Maalesef bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda basketbol yazarı arkadaş dışında kimse bugünlerde gerek Milli Takımlar düzeyinde gerekse kulüpler düzeyinde yaşadığımız başarısızlıkları ön görememiş ya da görmek istememiş olsa gerek ki, şimdilerde yerden yere vurdukları meseleleri zamanında nedense pek dillendirmemişlerdi. Şimdi bakıyorum da bu basketbol yazarı arkadaşlar, zamanında yazmaları gereken şeyleri şimdi yazarak günah çıkartmaya çalışıyorlar! Oysa basketbol yazarı olarak bizlerin soğuk kanlı bir şekilde gerçekleri yansıtmamız ve ileri görüşlü olarak düşüncelerimizi okuyuculara aktarmamız gerekirdi. Zaten okuyucunun bizleri basketbol yazarı olarak görmesindeki temel unsurların başında da bilgi-birikim ve tecrübeden kaynaklı bu ileri görüşlülüğümüzün olmasıdır. Ama maalesef ben de dahil olmak üzere neredeyse hepimiz bu açıdan sınıfta kaldığımızı üzülerek söylemeliyim.

Basketbolumuz Adına Güzelliklerden de Söz Edelim

Milli Takımlar düzeyinde ve takımlarımızın Avrupa Kupalarında yaşadığı olumsuzluklar dışında, basketbolumuz adına güzel şeylerde oluyor. Bunların en başında ING Basketbol Süper Ligimizde yabancı sınırlamasının 5’e düşürülmesinden sonra (ben ligimiz için yabancı sayısının 4 ile sınırlandırılmasının ideal olduğunu ve statü gereği milli takımlarımızda oynama hakkı bulunmayan oyuncuların da ligimizde Türk statüsünde oynamaması gerektiğini düşünüyorum) birçok yerli oyuncumuzun sahneye çıktığını ve bu sayede de basketbollarında da ciddi gelişmelerin olduğuna tanık oluyoruz. Yabancı oyunculardan ve devşirme oyunculardan ne olursa olsun kendisine sıra gelmeyeceğini düşünen bir oyuncunun, kendi motivasyonunu sağlamasını da beklememiz pek inandırıcı olmaz. Bunu çok açık bir şekilde yabancı oyuncu sayısının sadece bir (1) azaltılması sayesinde oluşan fırsatın, birçok oyuncumuz için çok büyük bir motivasyon kaynağı olduğundan görüyoruz. Yıllarca benchte unutulan birçok oyuncumuz adeta küllerinden doğup, basketbol kariyerlerinin olgunluk yıllarında, geç de olsa aslında ne kadar büyük potansiyele sahip olduklarını bize gösterdiler. Bu oyuncularımıza çok daha önce imkanlar vermiş olsaydık ve onların önünü açabilseydik, kim bilir çok daha önce onları ülke basketbolumuza üst düzeyde kazandırabilirdik. Özellikle ligimizdeki yabancı oyuncu sayısı 5’e düşürüldükten sonra hem kendi hem de ülke basketbolumuz adına önemli çıkış yapan oyuncularımız olarak; Cevher Özer (1983), Sertaç Şanlı (1991), Can Uğur Öğüt (1992), Yunus Emre Sonsırma (1992), Can Korkmaz (1992), Ahmet Buğrahan Tuncer (1993), Burak Can Yıldızlı (1994), Gani Erdi Gülaslan (1994), Berk Demir (1995), James Metecan Birsen (1995), Doğuş Özdemiroğlu (1996), Yiğit Arslan (1996), Berk İbrahim Uğurlu (1996), Ömer Utku Al (1998), Mert Celep (1995), İsmail Cem Ulusoy (1996), Sinan Sağlam (1998) ve Akif Egemen Güven (1996) gibi birçok oyuncumuzu sayabiliriz. Bu oyuncularımızın tamamına yakınının ligimizdeki yabancı oyuncu sayısının sadece bir (1) azaltılmasından dolayı sağlanan fırsatlar sonrasında, parkede kendilerini gösterme imkânı bulduklarını ve bu sayede de daha iyilerini de yapabileceklerinin motivasyonunu elde ederek, yıllarca onlara benchte havlu sallamak görevi veren zihniyete de performanslarıyla cevap verdiklerini görüyoruz. Ancak bu tabii ki ülke basketbolumuz adına yeterli değil, çok daha iyi yerlere gelmemiz adına kendi değerlerimize çok daha fazla önem vermemiz gerekiyor. Bu da altyapıdan başlayarak, A takıma kadar olan süreçte değerler yetiştirmeye odaklanmamız ile sağlanacaktır.

Basketbolumuz için Örnek Bir İsim: Can Uğur Öğüt

Gelelim son yıllarda adeta küllerinden doğan basketbolcularımızın başında gelen ve en özel isimlerinden biri olan Can Uğur Öğüt ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmaya… Hatırlanacağı gibi Sayın Bogdan Tanjević, 2003 yılında A Milli Erkek Basketbol Takımımızın başantrenörlüğü görevine getirildikten sonra bir anda basketbolumuzda hemen her pozisyonda uzun oyuncu hastalığı başladı. Oyun kurucularımızın boylarının bile 2 metrenin üzerinde olması gerektiği algısının dayatılması sonrasında taklitçi bir zihniyet ile altyapılarda kısmen kısa diyebileceğimiz oyuncuların tırpanlanmasına başlanıldı. Evet, basketbol için uzun oyuncu olması önemli ama sırf uzun diye de basketbola yeteneği olmayanları zorla basketbolcu da yapamayacağımızı kimse söylemedi. Daha da önemlisi rahmetli Cavit Altunay’ın ifade ettiği gibi “kimin guardı iyi ise, o takım zafere daha yakındır” anlayışını unuttuk ve yıllarca Orhun Ene, Levent Topsakal, Kerem Tunçeri, Ender Arslan gibi birçok oyun kurucu yetiştirmiş bir ülke basketbolu olarak, uzun oyuncu sevdasından oyun kurucu yetiştiremez hale geldik. Adeta kara mizah şeklinde daha sonraki süreçlerde 190 cm’nin altında boya sahip devşirme oyuncular, milli takımımızın oyun kurucuları oldular. Bu yaşanan süreç adeta basketbol aklımızı kaybetmemizin neticesidir ve basketbol aklımızı kaybettiğimizden dolayı da bir takımın parkedeki oyun aklı konumunda olan oyun kurucuları da yabancı oyunculardan devşirerek kapatmaya çalıştık. Bobby Dixon (178 cm), Scottie Wilbekin (188 cm) ve Shane Larkin (182 cm) devşirme oyun kurucularımız olarak milli takımımızda bu süreçte yer alırken, 82 milyonluk bir ülke olarak A Milli Takım düzeyinde neredeyse bir tek üst düzey oyun kurucu yetiştiremez hale geldik.

Sevindirici olan şu ki; şimdilerde son yıllarda hiç olmadığı kadar ligimizde yerli oyun kurucularımızın takımlarının liderliğini yaptıklarını görüyoruz. Bu oyun kurucular arasında kuşkusuz en dikkati çeken oyuncumuz ise Tanjevic düşüncesinin gazabına uğradığı için hiçbir altyapı kategorisinde milli takımlarımızla U16-U18-U20 FIBA Avrupa Şampiyonası Finalinde yer alamayan Can Uğur Öğüt (178 cm) gelmekte. Ligimizde oyun kurucu pozisyonunu Can Uğur Öğüt ve İsmail Cem Ulusoy (1996) olmak üzere, tamamen Türk oyuncudan yana kullanan Empera Halı Gaziantep Basketbol takımı yöneticilerini ve koçu Nenad Markovic Zoric (1968, Bosna-Hersek)’i ayrıca tebrik etmemiz gerekiyor. Empera Halı Gaziantep Basketbol takımının, ligin geride kalan 12 haftasında takımın parkedeki akıl hocalığını iki Türk oyun kurucumuzun yapması ve kadro derinliğinin çok fazla olmamasına rağmen hemen hemen en iyi takım oyunu oynayan ekiplerinin başında gelmelerinde (bence ligimizin en iyi takım oyunu oynayan ekibi) kuşkusuz koç Nenad Markovic Zoric’in ve en parkedeki yardımcıları Can Uğur Öğüt ve İsmail Cem Ulusoy’un çok önemli katkıları var.

Rahmetli Yalçın Granit’in yazılarında sıkça dile getirdiği bir cümle vardır: “Amerika'ya birçok oyuncumuz gitti ancak NBA'e oyun kurucu göndermedikçe, ülke basketbolu olarak yeterince geliştiğimizden söz edemeyiz”. Evet, maalesef bırakın NBA’de, bırakın EL’de, Türkiye Basketbol Süper Ligi’nde bile son yıllarda takımlarının lideri konumunda yerli bir tek oyun kurucuya şahit olamadık. Şimdi ülke basketbolumuz adına takımının tam bir lideri konumunda olan bir oyun kurucumuz var: Can Uğur Öğüt.

Ülke basketbolumuzun en önemli isimlerinden rahmetli Cavit Altunay’ın bahsettiği gibi iyi bir oyun kurucu için gerekli olan elzem bilgilerin tamamı Can Uğur Öğüt’te mevcut. Bunlar ne mi?

- Anayasa; 1×1 ve 2×2 ve kalabalıkta değil, tenha alanda oynayacak.

- Top ile, istediği yere, istediği an gidip, istediği oyuncuya pas verebilmeli.

- Defansına yakın oynayacak (her an geçebilmeli) ama topu defanstan, uzak tutacak.

- Müdafaa, hücumu durdurmaya çalışırken, her zaman biraz geç kalır. Bazen de daha fazla… İşte tam o anda, şut atabilmeli.

Cavit Altunay’ın bahsettiği hemen hemen bütün PG özellikleri Can Uğur Öğüt’te mevcut: “Tempoyu kontrol eder ne zaman yavaş ne zaman hızlı oynanmasını bilir, post oyuncusunu besler, yüksek yüzdeli pas açıları sağlar, takım arkadaşlarına kolay şut pozisyonları yaratır, her türlü alan baskısını yener, tam saha adam adama baskıya karşı enerjisini idareli kullanır, topun dağıtılmasında bütün takım arkadaşlarını mutlu etmenin yolunu bulur, takımın sahadaki koçudur, defansları çözer ve bu bilgiyi takım arkadaşlarına aktarır, hücumda kendine iyi fırsatlar yaratmayı bilir, zor şartlarda takım arkadaşlarını takım oyununa teşvik eder, iyi ve kötü şut arasındaki farkı bilir, küstahlaşmadan şovu sürdürür, koçunun istediği tüm küçük şeyleri yapar, konsantre olmayı ve odaklanmayı bilir, kavranılamayan ama sadece hissedilebilen şeylere bile hâkim olur, sahada olup biten her şeyden sürekli haberi olur, baskı altındayken dengeli olur, kendinden güçlü ve büyük oyuncular karşısında topunu ve kendi alanını korur, takım arkadaşlarının daha iyi olmasını sağlar, olabilecek en üst seviyeye ulaşmak için çalışır, oyunu kazanmanın veya kaybetmenin gerçek sebeplerini anlar, kendine güvenir, takım kimyasını ve moralini oluşturmanın yollarını bilir ve çok daha fazlası!”

Sürekli olarak oyun kurucu eksikliğimizden bahsediyoruz, o zaman oyun kurucu (PG)’nun tanımını, özelliklerini ve görevlerini öğrenmemiz gerekiyor. Bunun için de rahmetli Cavit Altunay’ın PG için yazmış olduğu dört önemli yazıyı altını çize çize okumamız gerekiyor: “1) Point Guard, 2) İdeal Point Guard, 3) Point Guard Ne Yapar?, 4) Point Guard Antrenman Programı”. Daha doğrusu Cavit Altunay’ın bütün yazılarını altını çize çize okumamamız gerekiyor. Rahmetli Yalçın Granit ile ilgili yazılan “Adanmak” kitabının bir benzerini de muhakkak rahmetli Cavit Altunay için de yazmalıyız.

Rahmetli Cavit Altunay’ın “Point Guard” ile ilgili dört muhteşem yazısını okuduktan sonra, Can Uğur Öğüt’ün bütün fiziksel dezavantajlarına rağmen bu özelliklere uyan en önde gelen yerli oyuncumuz olduğunu da göreceksiniz. Basketbolunu izlemekten büyük keyif aldığım Can Uğur Öğüt’ün; göstermiş olduğu çalışkanlığı, basketbola olan aşkından dolayı bütün dezavantajları avantaja çevirmesi, görmezlikten gelinmesine rağmen yılmadan yoluna devam etmesi ve bizlere yıllar sonra üst düzey bir yerli oyun kurucunun nasıl olması gerektiğini izlettirdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Eminim ki basketboldaki bu sağlam yürüyüşü, basketbol tutkunu olan ama boyunun kısalığından dolayı dezavantajlı konuma düşürülen bütün gençler için güzel bir örnek olacaktır. Son olarak Can Uğur Öğüt’ün, Shane Larkin ile birlikte A Erkek Basketbol Milli Takımımızda iyi bir ikili olacağına ve milli takımımıza çok önemli katkılarda bulunacağına yürekten inanıyorum.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla. 

Yorumlar Okunma: 3635