Basketbolumuza Dair Bir Değerlendirme (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Basketbolumuza Dair Bir Değerlendirme (İlker Yıldız)

14-12-20 22:26
Türkiye Erkekler Basketbol Süper Ligi maçlarının hemen hemen tamamını TV’den izleyebilmek için günlük programımı düzenliyor ve elimden geldiği kadar da azami ölçüde izlemeye gayret ediyorum. Maçlarda oynanan basketbolun kaliteli olması ve maçların çekişmeli geçmesi her basketbolsever gibi benim de arzu ettiğim şeylerin başında geliyor. Ancak benim için daha da önemli olanı; izlediğim basketbol maçlarında kendi ülke basketbolumuzun ürettiği değerlerin niteliğidir. Yerli oyuncularımızın maçlarda ciddi süre ve sorumluluklar alarak takımları adına fark yaratan basketbolcular olmaları, yerli antrenörlerimizin Türk oyuncuların da ciddi katkılar sunduğu takımlarıyla birlikte maharetlerini sergilemeleri, hakemlerimizin oynanan basketbola hakim olmaları ve oynanan basketbolun kalitesini adil yönetimleri ile birlikte arttırmaları, basketbolseverleri basketbolumuz adına daha bilinçli hale getirmeyi sağlayacak olan nitelikli yazılı ve görsel kaynakların artması, taraftarların holiganizm dışına çıkarak daha çok oynanan basketbolun güzelliklerini görebilmelerinin sağlanması, basketbol basınının popülist yaklaşımlar yerine ülke basketbolumuzun daha iyi olması adına gerekli olan önceliklere yer vermeleri, masa hakemlerinden tutun da yer silicilere kadar herkesin üzerine düşen vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmesi gibi birçok alanda basketbolun niteliksel artışına katkıda bulunacak çabalardır. Bunların gerçekleşmesi durumunda doğru orantılı şekilde ülke basketbolumuzun da niteliksel anlamda gelişeceği muhakkak. Şu an için, bu saydıklarımdan kaçının ülke basketbolumuz adına tam anlamıyla gerçekleştiğini söyleyebiliriz ki? Maalesef basketbolumuz adına her geçen gün değer üretmek yerine, olan değerlerimizi de tüketmeyi tercih eden bir anlayışa doğru gidiyoruz. Oysa ülke basketbolumuzun niteliğini, basketbol adına her açıdan ürettiğimiz değerlerin niteliği ortaya koyacaktır. Bunda hepimizin sorumluluğu olduğunu unutmamalıyız, ülke basketbolumuzun geleceğinin daha iyi olması adına hepimiz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeliyiz.

Sistemli bir şekilde “Büyük Oyuncular” yetiştiremiyoruz
Yazılarımda çoğunlukla dile getirdiğim gibi ülke basketbolumuzun niteliğini yansıtacak birinci kriter; A Milli Basketbol Takımlarımızın uluslararası organizasyonlarda elde ettiği istikrarlı başarılardır. Bu başarılar, adeta saman alevi gibi ve sadece kendi evimizde düzenlenen organizasyonlar sonucunda değil, hemen her büyük organizasyonda kürsüye çıkarak sürekliliği sağlayacak şekilde gerçekleşmelidir. A Milli Takımlar düzeyinde istikrarlı başarılar elde edebilmek için ülke basketbolumuzda sistemli bir şekilde “Büyük Oyuncular” yetiştirebilmemiz gerekmektedir. Bunu sağlayacak olan en temel unsur ise; ülke basketbol dinamiklerimizi verimli bir şekilde harekete geçirmemizle sağlanacaktır. Ülke basketbolumuz adına “Büyük Oyuncular” yetiştirebilmek için gerekli olan en önemli şartların başında; altyapılarda üst düzey “Öğretmen/Hoca Antrenörler” yetiştirebilmekten geçmektedir. Çünkü, büyük oyuncuları ancak altyapılarda görev alan nitelikli “Öğretmen/Hoca Antrenörler” yetiştirebilirler. Bu basketbol kültüründen yetişmiş yani hoca-talebe tedrisatından geçmiş olan ve bu basketbol anlayışını benimsemiş olan A takım koçları da “Öğretmen/Hoca Antrenörler”in misyonunun sorumluluğunu kendilerine görev bilip, A takımlar seviyesinde bu düzenin devam ettiricisi olabilirler. Dolayısıyla da ülke basketbolumuz adına 10-20 yılda bir tesadüflere bağlı olarak yetiştirdiğimiz üst düzey basketbolcular yerine, “jenerasyon fetişizmi”nden uzak bir şekilde sistemli ve düzenli olarak “Büyük Oyuncular” yetiştirme başarısını sağlayabiliriz.

NBA’deki temsilcilerimizin sayısı ve diğer ülkeler
NBA’de oynayan oyuncularımız çok yetenekli ve üst düzey oyuncular, zaten aksini de söyleyemeyiz. Ancak NBA’deki oyuncularımızın dünya çapında yıldız oyuncular olduğunu da söyleyemeyiz. 82 milyon nüfusa sahip ve sosyolojik açıdan “genç toplum” olarak tanımlanan bir ülkenin hem NBA’e gönderdiği oyuncu sayının azlığı hem de bu oyuncularımızın dünya basketbolunda henüz yıldız kategorisinde yer almamalarına baktığımızda basketbol adına çok parlak bir tablodan söz etmemizin pek mümkün olmadığını söylemeliyiz. NBA’de bu sezon ülkemizi Cedi Osman (1995), Furkan Korkmaz (1997) ve Ömer Faruk Yurtseven (1998) olmak üzere üç oyuncumuz (Ersan İlyasova’nın kulübü netleşmedi) temsil ederken; Kanada’dan 18, Fransa’dan 10, Avustralya’dan 10, Nijerya’dan 9, Sırbistan’dan 7, Almanya’dan 6, Hırvatistan’dan 4, İspanya’dan 4, İtalya’dan 4, Letonya’dan 3, Litvanya’dan 3 ve Slovenya’dan 3 oyuncunun yer alacak olmasına baktığımızda, ülke basketbolumuz adına kat edecek daha çok mesafenin olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.

Euroleague’de durumumuz pek iç açıcı değil
NBA’den sonra dünyada en üst seviye basketbolun oynandığı lig olarak kabul edilen Türk Hava Yolları Euroleague’deki Türk oyuncularımızın performans durumlarına baktığımızda daha da karamsar bir tabloyla karşılaşıyoruz. Dünyanın en büyük hava yolu şirketlerinden biri olan “Türk Hava Yolları” ile ülke olarak ne kadar gurur duysak azdır ve THY’nin dünya basketbolunun iki numaralı liginin ana sponsoru olması da ayrıca mutluluk verici bir durum. Ülkemizin gururu THY, Euroleague’in ana sponsoru konumunda iken, maalesef Euroleague’de gurur duyacağımız üst düzey bir tek Türk basketbolcuyu bile izleyememek bir o kadar da üzüntü verici olsa gerek. Türk Hava Yolları Euroleague’de bilindiği gibi ülkemizi Anadolu Efes ve Fenerbahçe Beko takımları temsil ediyor. 13 haftası geride kalan 18 takımlı EL’de; Anadolu Efes 7 galibiyet ve 6 mağlubiyet ile 9. sırada yer alırken, Fenerbahçe Beko ise 5 galibiyet ve 8 mağlubiyet ile 14. sırada yer alıyor. Anadolu Efes’te bu sezon EL’de süre alan 15 oyuncunun sadece 6’sı yerli oyuncu ve bu yerli oyuncularımızın aldıkları sürenin takım içerisindeki yüzdelik oranı ise %10,2 gibi düşük bir seviyede. Diğer bir ifadeyle Anadolu Efes’te EL’deki maçlarda sürenin %90’ından fazlasını yabancı oyuncular alıyor. Fenerbahçe Beko’da ise bu sezon EL’de süre alan 15 oyuncunun sadece 3’ü yerli oyuncu (üç devşirme oyuncuyu dahil etmezsek) olurken, bu yerli oyuncularımızın aldıkları sürelerin takım içerisinde yüzdelik oranı ise sadece ve sadece %5,8 kadar. Diğer bir ifadeyle Fenerbahçe Beko’nun EL’deki maçlarında sürenin %95’ine yakınını yabancı oyuncular alıyor. Anadolu Efes’te maç başına en çok süre alan Türk basketbolcumuz 10:57 dakika ile Doğuş Balbay (1989) olurken, Fenerbahçe Beko’da ise maç başına en çok süre ortalamasına sahip olan basketbolcumuz 13:13 dakika ile Melih Mahmutoğlu (1990) oldu. EL’de yerli oyuncularına en az süre veren takımların başında temsilcilerimizin geliyor olması ise ülke basketbolumuz adına çok üzücü.

EL’de hakemlerimiz ve başantrenörlerimiz
Ülke basketbolumuzun dünya seviyesinde gerçek anlamda iyi bir yer edinebilmesi için diğer bütün alanlarda da üst sıralarda yer almamız gerekiyor. EL’de takımlarımızın yerli oyuncularımıza yabancı kalmalarına benzer bir durumun hem hakemlerimiz hem de başantrenörlerimiz için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. EL’de görev alan hakem sayımızın da pek yeterli olduğundan söz edemeyiz. Örnek verecek olursak son hafta oynanan EL maçlarında görev alan 27 hakem arasında tek Türk hakem Sayın Emin Moğulkoç (1970 doğumlu) oldu.

EL’de ülkemizi iki takımımız temsil ederken, başantrenör kategorisinde ise ülkemizi tek Türk antrenör olan Sayın Ergin Ataman (1966, Anadolu Efes) temsil etmekte. EL’de yer alan takımların başında; İspanya ve Yunanistan’dan 4, İtalya, Litvanya ve Sırbistan’dan 2, Türkiye, Karadağ, Avusturya ve Fransa’dan 1 olmak üzere dokuz farklı ülkeden başantrenör görev almakta.

Diğer Avrupa Liglerinde de benzer yetersizlik
Avrupa’da üst seviye takımlarda ve liglerde oynayan Türk oyuncu sayımızın da yeterli düzeyde olduğunu söyleyemeyiz. Kartal Özmızrak (1995, Obradoiro, İspanya), Okben Ulubay (1996, KK FMP Belgrad, Sırbistan), Muhaymin Mustafa (1999, Ionikos Nikaias, Yunanistan) ve Mert Akay (2000, KK Dynamic VP, Sırbistan) gibi iki elin parmaklarını geçmeyen sayıda oyuncumuzun Avrupa liglerinde oynamakta olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu oyuncularımızın şu an için oynadıkları takımlar da çok üst düzeyde takımlar değiller. Yurt dışında üst seviye takımlarda ve özellikle de EL takımlarında geçmişte Mirsad Türkcan, İbrahim Kutluay, Hüseyin Beşok ve Serkan Erdoğan gibi üst düzeyde oynayan maalesef bir tek oyuncumuz bile yok!

Değer katmayanın, değer beklemesindeki paradoks
Bir ülkenin herhangi bir spor branşının dünya çapında üst sıralarda olduğunu söyleyebilmek için, diğer bütün alanlardaki paydaşlarının da dünya çapında değerler üretmesi gereklidir. Ülke sporumuzun kalıcı başarısı sadece saha içinde alınan başarılarla ölçülemez, çünkü bir spor kültürü oluşumu ve sürdürülebilir başarı için topyekûn bütün paydaşlarının da değer üretir hale gelmesi gerekir. Hiçbir başarı tek boyutlu değildir; elde edilen başarıların görünmeyen kısmının çabası, belki de görülen kısmından daha da fazladır. Bu nedenle de bütün etki edebilecek unsurların nitelikli hale getirilmesi gereklidir. Son haftalarda ING Basketbol Erkekler Süper Liginde oynanan maçlardan sonra takımlarımızın birçoğu hakem hatalarından şikayetçi olduklarını ifade ediyorlar ve bunda da haklı olabilirler. Ama bu aynı zamanda da bir çelişki olarak da görülmelidir. Çünkü, geniş bir açıdan duruma baktığımızda şunu

rahatlıkla söyleyebiliriz; “Ne ekerseniz, onu biçersiniz”. Ülke basketbolumuz adına kulüplerimizin birçoğu asli vazifeleri olan, bu ülkenin çocuklarına imkanlar sunmak yerine, yabancı oyuncu transferleri ile taşıma suyu ile değirmen döndürmeye kalkar ve ülke basketbolumuza değer katma adına yabancı kalırlarsa, diğer alanlardaki eksikliklerin müsebbibinin kendileri olduğunun da farkına varmaları gerekirdi. Siz niteliksel artış adına değer katmazsanız, toplumsal enerjide de artış olmasını beklemek yani basketbolumuzun diğer alanlarında da nitelik artışını beklemek pek inandırıcı olmaz. Ülke basketbolumuzun niteliği, her bir paydaşın değer üretmesi ile gerçekleşecektir. Bu da yerli ve milli açıdan basketbolumuza neler kattığınız ile ilgilidir.

En önemli nitelik artışı basılı yayınlarda
Ülke sporumuzun değerli isimlerinden Sayın Ahmet Çakır’ın spor kitapları ile ilgili çok önemli bir tespiti var: “Bir spor dalındaki başarının temelinde kitabın çok büyük bir payı vardır. Kastettiğim kitaplar, o spor dalında başarı için ne yapılması gerektiğini içeren kitaplar elbette. Hangi spor branşında olursa olsun. Ayrıca Olimpiyat kitabı yazamayan bir ülkenin, olimpiyatta başarılı olması da mümkün değildir”. Sayın Ahmet Çakır’ın düşüncelerine katılmamak elde değil. Ülke basketbolumuz adına son yıllardaki en önemli nitelik artışının basılı yayınlarda gerçekleşmesini, gelecekte yakalayacağımız istikrarlı başarıların düşünsel temeli olarak görmeliyiz. Türkiye Basketbol Federasyonumuzun, basketbolumuza sunduğu iki şahane yazılı ve görsel esere şapka çıkarmak gerekir. Gerek “Türkiye’nin Basketbol Aşkı” gerekse de “Türk Basketbol Tarihi” kitaplarının ülke basketbolumuza kazandırılmış olması bile başlı başına çok büyük bir başarıdır. Bu iki eser ve bundan sonra kazandırılacak eserler ile ülke basketbolumuz adına duygu ve bilinç birlikteliğini daha da iyi sağlayacağımızdan eminim. Bu nedenle başta TBF başkanımız Sayın Hidayet Türkoğlu olmak üzere bu eserlerin ülke basketbolumuza kazandırılmasını sağlayan; Murat Yosmaoğlu, Serbülent Şengün, Emin Balcı, Mehmet Yüce, Fethi Aytuna ve emeği geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim.

Türkiye Basketbol Süper Ligi…
NBA’den, Euroleague’den, yurt dışında oynayan basketbolcularımızdan, hakemlerimizden, antrenörlerimizden, basılı eserlerden vb. bahsettik, şimdi sıra ülke basketbolumuzun niteliğini yansıtan önemli göstergelerden biri olan ING Basketbol Erkekler Süper Liginin ülke basketbolumuza değer katma durumunu kısaca incelemeye geldi. Yazılarımda ligimizdeki yabancı oyuncu sayısının fazlalığının, ülke basketbolumuza faydadan çok zarar getirdiğini sıkça ifade ediyorum. Öncelikle şunu söylemek istiyorum ki, ligimizde tabii ki yabancı oyuncu olacak ve olmalıdır da bu sayede hem ligimizin kalitesi artıyor hem de ülke basketbolumuzun yetiştirdiği değerler ile mukayese yapma imkânımız oluyor. Ben kesinlikle yabancı oyuncuya karşı değilim, karşı olduğum mesele yabancı oyuncu sayısının fazlalığı meselesidir. Kendi liginizin bir anlam ifade edebilmesi ve ligimizin ülke basketbolumuza değer üreten bir fabrika gibi çalışabilmesi için yabancı oyuncu sayısının ve niteliğinin makul ölçülerde olması gerekir. Bu ölçü, kendi ürettiğiniz değerlerin ortaya çıkmasına ve gelişimine engel olmayacak sayıda olmalıdır. Bilindiği gibi her şeyin “azı karar, çoğu zarar”dır. Biz yabancı oyuncu sayısının fazlalığı ve daha da üzücü olan yabancı oyuncu bağımlılığı hastalığından düşünsel anlamda kurtulamadığımız müddetçe, yani modernleşme zihniyetinden kurtulmadığımız müddetçe, kendi değerlerimize sahip çıkmayı da ve onları geliştirmeyi de layığı ile başaramayız.

ING Basketbol Erkekler Süper Ligindeki yabancı sayısının 5 olması ve buna ilave olarak da devşirme birçok oyuncunun da yerli oyuncu statüsünde oynamasından dolayı, ligdeki birçok maçın kritik dakikalarında parkede yerli oyuncularımızı görmekte zorlanıyoruz. Bu durum da A Milli Takımlarımıza olumsuz anlamda yansıyor. Maalesef şimdilerde her iki A Milli Takımımızda, Avrupa Şampiyonası Elemelerinde gruptan çıkma adına kader maçları oynama durumuyla karşı karşıyalar. A Erkek Basketbol Milli Takımımız İsveç’i yenemediği taktirde 1993 yılından itibaren yaklaşık 30 yıl sonra; A Kadın Basketbol Milli Takımımız da İsveç’i yenemediği taktirde 2005 yılından itibaren yaklaşık 15 yıl sonra finallere katılamama durumuyla yüz yüze gelecek. Bu durumla karşılaşmamızdaki en önemli unsurların başında hiç kuşkusuz, kendi değerlerimize önem vermeme ve bunun sonrasında da önem verecek değer bulamama durumuna gelmemizdir. Milli Takım aday kadrolarına takımlarında 5-10 dakika bile süre alamayan oyuncuları çağırmak durumunda kaldığımız süreçleri bile yaşamak zorunda kaldık.

Bunun istisnaları olarak birkaç takımımızdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Bu sezon yeni bir yapılanma içerisine giren Beşiktaş basketbol takımı, geçtiğimiz sezon sonunda kapanmak zorunda kalan Bandırma BK kadrosunda yer alan gençler olmak üzere, birçok genç yerli oyuncuyu bünyesine katarak

önemli bir proje takımı oldular. Ligin ilk altı haftasında alınan mağlubiyetlerden sonra, yabancı oyuncu takviyeleriyle birlikte genç kadrosuyla üst üste son dört maçını kazanma başarısı gösterdiler. Bunun yanında 18 yaşındaki genç yeteneğimiz Alperen Şengün, TBSL’de istatistiklerin hemen her alanında üst sıralarda yer almakla birlikte, A Milli Takımımızın Avrupa Şampiyonası Elemelerinde de başarıyla forma giyerek gelecek adına yüzümüzü bir hayli güldürdü. Beşiktaş basketbol takımında birçok yerli oyuncumuz hem süre olarak hem de sorumluluk anlamında takımda önemli yere sahipler. Şehmus Hazer (Maç başına aldığı süre ortalaması: 33 dakika 45 saniye), Alperen Şengün (28:27), Egehan Arna (26:14), Sadık Emir Kabaca (22:06) ve Mehmet Yağmur (21:09) olmak üzere beş yerli oyuncumuz, maç başına 20 dakika ve üzeri süre alıyorlar. Kendilerine verilen bu ciddi süre ve sorumlulukların karşılığında da başarılı performanslarını parkeye yansıttıklarını görüyoruz.

Bilindiği gibi ülke basketbolumuzun önemli ekollerinden biri olan Darüşşafaka, üç dört yıl önce kendi basketbol kültürüne uymayacak şekilde çok yüksek kontratlara sahip oyuncularla kadro kurmuş ve 2017-2018 ULEB Avrupa Kupası'nda şampiyonluğa ulaşmıştı. Ancak bu şampiyonlukta yerli oyuncuların katkısının üst düzeyde olduğunu pek söyleyemeyiz. Bu nedenle de elde edilen bu şampiyonluk basketbolseverlerin birçoğunda, Anadolu Efes (Efes Pilsen)’in birçok yerli oyuncumuzun katkısıyla elde ettiği 1995-1996 Koraç Kupası Şampiyonluğu gibi bir iz bırakmadı ve bırakmayacak da. Bol yabancı oyunculu kadroyla gelen ULEB Avrupa Kupası Şampiyonluğundan geriye kalan ise yüksek meblağlı kontratların sebep olduğu sıkıntılar, üst düzey Türk oyuncularımızın boş geçen yılları ve sonrasında mecburi kadro daralmasına gidilmesiydi. Darüşşafaka yönetimi bu kriz sürecini iyi okuyarak, ülkemizin en iyi ve en ekonomik kadro mühendisliğini yapabilen antrenörlerinin başında gelen Sayın Selçuk Ernak ile anlaşarak çok doğru bir adım attılar. Sonuçta ne kadar doğru bir tercih yaptıklarını da geçen süre zarfında görmüş oldular. Sayın Ernak ve teknik ekibi, çoğu takımın kadrosunda havlu sallandırmaktan öte bir iş yaptırmadığı birçok yerli oyuncumuzu adeta küllerinden tekrardan yeşerterek ülke basketbolumuza hatta A Milli Takımımıza sunma başarısı gösterdiler. Darüşşafaka Tekfen’de her maçta ciddi süre ve sorumluluklar alan yerli oyuncularımız olan Doğuş Özdemiroğlu (27:32 dakika), Sinan Güler (23,11), Berk Demir (20:43)’in performansları da ülke basketbolumuz adına sevindirici düzeyde devam ediyor. Özellikle Doğuş Özdemir’in savunma yönünden sonra, basketboluna hücum yönünü de ilave etmiş olması, ülke basketbolumuz adına çok değerli bir kazanım olarak nitelendirilmelidir.

Empera Halı Gaziantep Basketbol takımı başantrenörü Nenad Markovic'in yabancı bir koç olmasına rağmen, takımının oyun kurucularını Can Uğur Öğüt (28:25) ve İsmail Cem Ulusoy (19:35) gibi iki yerli oyuncudan yana kullanması da ayrıca taktir edilmelidir. Bu cesareti gösterecek yerli koçlar bile bulmakta zorlanırken, yabancı bir koçun bu cesareti göstermesi çok önemli.

Bu sezon ING Basketbol Erkekler Süper Ligindeki diğer takımlarımızda da geçtiğimiz sezonlara göre daha çok ciddi süre ve sorumluluklar alan Türk oyuncularımızı izlemek mutluluk verici. Bu sezon takımlarında 20 dakika ve üstü süre alan diğer Türk oyuncularımıza baktığımızda; Cevher Özer (31:48, OGM Ormanspor), Berk İbrahim Uğurlu (26:46, Tofaş), Yiğit Arslan (26:35, Galatasaray), Akif Egemen Güven (25:08, HDI Sigorta Afyon Belediyesi), Muhammed Mustafa Baygül (24:53), Burak Can Yıldızlı (24:21, Bahçeşehir Koleji), Sinan Sağlam (24:04, HDI Sigorta Afyon Belediyesi), Ömer Utku Al (23:44, Büyükçekmece Basketbol), James Metecan Birsen (23:37), Birkan Batuk (23:08, Frutti Extra Bursaspor), Berkan Durmaz (22:10, Tofaş), Hüseyin Göksenin Köksal (22:00, Galatasaray), Ahmet Buğrahan Tuncer (21:20, Anadolu Efes) ve Melih Mahmutoğlu (20:46, Fenerbahçe Beko) olmak üzere birçok oyuncumuzun olduğunu görüyoruz.

Şimdi sormak istiyorum; ligimizde ismini bile söyleyemediğimiz bol yabancı oyunculardan oluşturulmuş kadroların parkedeki mücadelesini mi? Yoksa yerli oyuncularımızın da dahil olduğu üst seviye maçları mı izlemek istersiniz? Benim tercihim ikincisi, ya sizin?

Bir sonraki yazımda sizlerle hem A Erkek Basketbol Milli Takımımız hem de A Kadın Basketbol Milli Takımımız hakkında detaylı bir yazımı paylaşacağım. Bu yazımda “FIBA’ya matematiği öğretmek” alt başlığında, FIBA Dünya sıralamasının hesaplanması hakkında eleştirim de yer alacak.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla. 

Yorumlar Okunma: 2794