İyi içerik (Hayri Pekergin) - BasketFaul.com

İyi içerik (Hayri Pekergin)

13-12-20 20:57
Profesyonel spor, hizmetler ana işkolu altında sınıflandırılan bir alan.

Avrupa İstatistik Kurumu Eurostat verilerine göre 2019 itibarı ile Avrupa Topluluğunda spor ile ilgili bir işte çalışanların sayısı 1.3 milyonu aşmış durumda.

Aynı kurumun daha eski tarihli verilerine göre Avrupa Birliğinin vatandaşlarının %30 gibi önemli bir bölümü canlı bir spor etkinliğine seyirci olarak katılmış.

Televizyon, internet, elektronik oyunlar, markalı ürünler, spor üzerine kurulan bahisler olarak baktığınızda spor sektörünün çok daha büyük bir kitleye ulaştığını söylemeye gerek bile yok.

Yani ne demek istiyorum?

Spor sektörü çok büyük.

Hatta büyük yeterli değil bu sektör devasa boyutta.

Bu bakış açısı bizi ortaya konan sportif performansı bir ürün olarak tanımlamaya götürüyor.

Biliyorum.

Sporun bir ürün olarak tanımlaması gönlünü, uzun yıllarını hatta parasını aidiyet duyduğu kulüp ya da takımlarla paylaşmış taraftarlara, müşteri çağrışımı yapmasından dolayı, sevimsiz ve antipatik gelmekte.

“Sporun ürünleştirilmesine, taraftarın müşterileştirilmesine karşıyız” söylemlerini çok duymuşsunuzdur.

Bu söylemlerin sahipleri, şifreli yayın üyeliği, logolu ürünler, elektronik oyunlar ya da bahis yolu ile sevdikleri sporla farklı ekonomik etkileşimler içinde bulunduğunun ayrımına çoğu zaman varamıyor.

Hatta spor ile profesyonel ilişkisi olan kişilerin bile sektör, işkolu, ürün gibi tanımlamaları benimsemekte, içselleştirmekte güçlük yaşadığı bir gerçek.

Bununla birlikte 21. Yüzyılın önümüze koyduğu gerçeklere, sistemlere, yapı ve süreçlere gözleri kapatmanın bir yararı yok.

Spor dalları bugün yalnız kendi aralarında değil, müzikten sinemaya kadar eğlence sektörünün çok farklı alanları ile başa baş bir rekabet halinde.

Yani Beşiktaş, Fenerbahçe ya da Galatasaray bugün birbirlerinden fazla Netflix, Disney +, Spotify, Electronic Arts gibi yüzlerce farklı “ürüne” sahip devlerle rekabet etmek ya da rekabet ederken işbirliği geliştirmek durumunda.

Geçmişte ve bugün sporla profesyonel ilişkisi olanlar, özellikle antrenörlük ya da yöneticilik deneyimleri yaşayanlar büyük resme baktıklarında şunu kolaylıkla görebilir;

Sportif performansı yemek pişirmekten, orkestra yönetmeye kadar pek çok şeye benzetebilirsiniz.

Mesela içindeki malzemeler kötü ise, lokantanın tesis ve ekipmanları gerektiği gibi işlemiyorsa, işletmeciler yanlışlar yapıyor ve çalışanlar mutsuzsa, sofraya konan yemeğin çok lezzetli olması mümkün değildir.

Tam tersi durumlarda ise mükemmel ortam ve şartlar şeflerin ustalığını, garsonların profesyonelliğini destekleyen faktörler haline gelir.

Orkestra ya da tiyatro sahnesi de öyledir.

Mesela formsuz bir virtüöz bir senfoni orkestrasının performansını öyle bir aşağı çeker ki dünyanın en iyi maestrosu bile çaresiz kalabilir.

Bu benzetmelerin yalnızca takım sporları ile alakalı olduğunu düşünmeyin.

Bugün elit seviyedeki bireysel sporlar organizasyon ve yapılanma anlamında takım sporları ile kıyaslanacak bir seviyeye ulaştı.

ATP turnuvalarına katılan tenisçilerin arkasında antrenörlerden fizik kondisyon uzmanlarına, medikal destekten psikologlara hatta video analistlere kadar uzanan sofistike ekipler var.

Golf, atletizm, bisiklet ya da motor sporlarındaki elit seviye sporcular için de organizasyon şemaları çok farklı değil.

Bütün bu devasa yapı içinde dokunulmaz statüde olan tek bir gerçek var.

Oldukça yalın, değiştirilemez, esnetilemez bir gerçek.

(İyi) İçerik Kraldır.

İster sinema, ister müzik, ister elektronik oyun isterse de bu yazının konusu olan spor tüm yollar aynı kapıya çıkıyor.

(İyi) İçerik Kraldır.

Sporun rekabet içinde bulunduğu diğer devlerle mücadele etmesi, seyirciyi ve seyirci ile gelecek diğer etkileşimleri kendine çekecek içerik kalitesine ulaşmasına bağlı.

İyi içerik ne demek?

İyi performans demek. Kalitenin genele yayılması demek. Sürdürülebilir olması demek.

Konuyu basketbola getirirsek;

Basketbolun tüm paydaşları sahada ortaya konan içeriğin iyileşmesi, kalitenin yükselmesi için çalışma yapmalı.

Sportif performansta kalite, çekişme, başarılar yeterli değil.

İş hayatında genelde şöyledir;

Bir şeyi ihraç edebilmek, dünya ile rekabet edebilmek için iç pazarda çok başarılı olması gerekir.

Bugün Türkiye’nin dünyaya açılmış sadece 3-5 ülkede değil 3 kıtada birden başarılı olmuş az sayıda markasına bakın.

Başarı hikayelerinin, küresele ulaşan yol haritalarının, önce iç pazardaki başarılarla geldiğini göreceksiniz?

Sporda iyi içerik için, kitleler üzerinde çekim etkisi için yıldız sporcular gerekiyor.

Hem de yerelden küresele uzanabilen, bizim “içeriği” dünya sıralamasında yukarı çekebilecek yerli yıldızlar.

Burada en büyük görev şüphesiz bütün bu çalışmaları örgütlemesi, koordine etmesi, yönlendirmesi ve desteklemesi gereken Türkiye Basketbol Federasyonuna düşüyor.

Bakın dünyada başarılı olan yerli markalarımız var.

Uzağa gitmeyelim; Basketbolda son yirmi yıla bakalım;

Basketbolda dünya ölçeğinde başarılı takımlarımız, dünyada rekabet edebilen sporcularımız var(dı).

Basketbol neden (tekrar) başarı hikayelerinin konuşulduğu, dünya kalitesinde iyi içerik üreten bir marka haline gelmesin?

Yeter ki başımızı yerden kaldıralım. İleriye doğru adımlar atmaya başlayalım.

twitter: @hayripekergin 

Yorumlar Okunma: 4627