Basketbolumuzdaki Retorikler 2: “Altın Jenerasyon” (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Basketbolumuzdaki Retorikler 2: “Altın Jenerasyon” (İlker Yıldız)

04-06-20 09:45
Koronovirüs salgınının sebep olduğu ve yaklaşık 2,5 aydır devam eden süreçte özellikle basketbol camiamız içinde birçok nitelikli video sohbetlerin düzenlendiğini görmek memnuniyet verici. Bu da bize birçok spor branşıyla kıyaslandığında basketbol camiamızın kriz dönemlerini yönetebilme kabiliyetinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu durum, basketbol camiamızın ne kadar üretken ve hep birlikte doğru bir hedefe kanalize edildiğimiz taktirde de basketbolumuzdaki sorunların çözümünde ne kadar pratik akla sahip olduğumuzu gösteriyor.

Bu süreçte basketbol camiamızdaki birbirinden değerli isimler tarafından yayımlanan video söyleşilerin birçoğunu keyifle izledim ve çok değerli bilgiler edindim. Basketbol adına hemen hemen her şeyi bulabileceğimiz bu video söyleşilerde; antrenör eğitimi, nitelikli oyuncu yetiştirme, yaşlara göre basketbol eğitimi, kondisyonel çalışmalar, antrenör-yönetici ilişkileri, asistan koçların rolü, maçlarda uygulanan setler, video edit uygulama örnekleri, motion offence basketbol felsefesi, sporcu beslenmesi, evde antrenman, sporcu bursu gibi birçok konunun detaylı bir şekilde işlendiğini görmek mutluluk verici. Koronovirüs sürecinde basketbolseverler ile paylaşılan video söyleşilerin, ülke basketbolumuz adına çok değerli bir kaynak teşkil edeceğine inanıyorum. Bu nedenle ben de bu videoların birçoğunu kendi basketbol arşivime katmaktan büyük mutluluk duydum.  

Bu video söyleşiler içerisinde takip ettiğim kadarıyla değinilmeyen ve benim de bu nedenle bahsetme ihtiyacı duyduğum konuyu sizlerle paylaşmak istedim. Basketbolumuzu, “Aura” kavramı temelinde yazı dizisi olarak değerlendirdikten sonra “retorik” kavramı çerçevesinde iki yazı dizisi ile değerlendirmeye çalışacağım. İlki hatırlayacağınız gibi “TBSL, Avrupa’nın En İyi Üç Liginden Biri Retoriği” başlığını taşıyordu. 

Ülke Basketbolumuz için Biraz Marjinal Olma Vakti
Ülke basketbolumuzda belli başlı kalıplaşmış cümleler yıllardır dillerimize pelesenk olmuş durumda ve bu cümlelerin birçoğunu genelde düşünce süzgecinden geçirmeden söylüyoruz. Oysa belki de bu tür düşünme ihtiyacı hissetmediğimiz ve basketbolumuzun içerisine nüfus etmiş olan söylemlere ait cümlelerin hatta belli başlı kelimelerin olumsuz anlamda; düşüncelerimizi esir aldığının, eylemlerimizi derinden etkilediğinin ya da basketbola bakış açımızı temelinden değiştirdiğinin farkında bile olamıyoruz. Oysa kavramlara hâkim olmamız ve bu kavramların içini anlamlı bir şekilde bizlerin doldurması gerekiyor. Eğer kavramların içini biz dolduramazsak, muhakkak başkaları dolduracak ve o alana da onlar hâkim olacaktır. Bu durum hemen her alanda olduğu gibi basketbol için de geçerlidir. 

Son yazılarımı ve özellikle de “aura” ve “retorik” başlıklı yazılarımın yorumlar kısmına baktığımda bazı değerli okurlarımızın yazılarımı marjinal bulduklarıyla ilgili eleştirilerini okuyorum. Aslında özellikle de son yazılarımda yapmak istediğim de tam da bu diyebilirim. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “marjinal” kelimesinin iki farklı anlamının olduğunu görüyoruz: “1) (sıfat, mecaz) Aykırı, 2) (isim, matematik) Son birim. Marjinal kelimesi kısaca aykırı demek, ancak aykırı olmayı olumsuz anlamda da değerlendirmemeliyiz, en azından ben olumsuz bir anlam yüklemiyorum. Eğer yeni bir düşünce geliştiremiyor, kısır döngü içerisinde hapsolup çözüm bulamıyor ve yeni değerler üretemiyorsanız, atalet içerisindesiniz demektir. Bu atalet durumunu ortadan kaldırma adına yapılacak her çaba ise doğal olarak o ataleti normalleştirenler için aykırı olarak nitelendirilecektir. Çünkü aykırı olmak, o durağan ve üretkenliğini yitiren konformizmi aşıp, canlı ve üretken bir düzene kavuşma adına yapılacak her türlü çabayı içerir. Ülke basketbolumuzda yıllardır; “12 Dev Adam”, “Potanın Perileri”, “TBSL Avrupa’nın En İyi Üç Liginden Biri”, “Altın Jenerasyon” şeklinde birçok cümlenin arkasına saklanarak hem tembelliğe alıştırıldık hem de gerçekleri görmeme adına başımızı toprağa gömdük. Oysa bu ülkenin çocuklarının basketbola çok yatkın olduğundan hepimiz eminiz ama nedense “Büyük Oyuncular” yetiştiremiyoruz! Her ne kadar basketbolumuz adına ciddi eğitici antrenör yani hoca ihtiyacımız olsa da, istersek hem çok büyük oyuncular hem de çok büyük basketbol hocaları da yetiştirebiliriz, yeter ki üzerimizdeki ölü toprağını atalım. İşte bunları gerçekleştirdiğimiz an hep birlikte tekrardan ülke basketbolumuzun “aura”sını arttırabilmenin imkanlarını da oluşturmuş olacağız. Retorik söylemlere ve içi boşaltılmış kavramlara gizlenmeyi bırakmamızın vakti geldi de geçiyor bile! 

Basketbol camiası olarak en önemli eksikliğimiz olan bütünleşmeyi sağlayarak, gerçek anlamda ülke basketbolumuzu en iyi noktaya yükseltip hem dünya çapında büyük oyuncular yetiştirebilir hem de A Milli Takımlar düzeyinde istikrarlı ciddi başarılar elde edebiliriz. Bu nedenle ilk işimiz, içleri boş söylemleri bırakarak daha önceki yazılarımda sıkça ifade ettiğim gibi kendi basketbol ekolümüzü hayata geçirme adına kolları sıvamak olmalıdır. Bu amaçla yazılar yazmaya ve marjinal olmaksa da marjinal olmaya devam edeceğim.

“Basketbolumuzdaki Retorikler” başlıklı yazı dizisinin ikincisi olan “Altın Jenerasyon Retoriği” başlıklı yazımla irtibatlı olarak daha önce birçok yazı yazmıştım veya yazılarımın birçoğunda bu konuyla ilgili düşüncelerimi ifade etmiştim. Ancak hala “Altın Jenerasyon” ya da “Jenerasyon” söylemleri basketbol camiamızın içerisinde geniş bir kesim tarafından kullanılmaya devam ediliyor. Oysa bu söylemlerin sadece retorikten ibaret olduğunu görüyoruz ve bu yazımda da somut bir şekilde sizlere bunu göstermeye çalışacağım. 

Jenerasyon Beklentisi, Bizim Tembelliğimizin Adıdır
Günümüz basketbolunun merkezinde artık mekanik ve ezber taktik anlayışların yerini, her türlü taktik anlayışın rahatlıkla uygulayıcısı olabilecek nitelikte oyuncular yetiştirme anlayışı almıştır. Bizlerin artık basketbolumuzda “Büyük Oyuncular” yetiştirme adına, başta doğru oyuncu seçimi olmak üzere; spor bilimi, basketbolun genetiği, FundaMental eğitimi, oyun aklını geliştirme, beslenme ve oyuncunun fiziksel özellikleri gibi asli konulara odaklanmamız gerekiyor. Aksi halde hiçbir zaman inanmadığım "Altın Jenerasyon" retorikleriyle kendi kendimizi avutmaya devam ederiz. Basketbolumuz 1978-1979-1980 jenerasyonu tanımlamasından sonra bir de 1995-1996-1997 jenerasyonu tanımlamasıyla karşılaştı! Sonucun ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz, elimizde “Altın Jenerasyonlar” avuntusuyla geçen yıllara üzülmekten başka da bir şey kalmadı. Jenerasyon beklemek ve işi şansa bırakmak ülke basketbolumuzun kaderi olamaz. Bizler adeta 10 yılda bir şans eseri geleceğini düşündüğümüz bir "Altın Jenerasyon"un basketbolumuzu kurtarmasını bekleyemeyiz, çünkü bu anlayış olsa olsa bizim tembelliğimizin adı olabilir. Tabii ki çok iyi oyuncuların birkaçının bir araya gelme durumu önemli bir imkandır ama unutmamalıyız ki bizler eğer jenerasyon retoriğiyle kendimizi avutursak, şu an olduğu gibi daha çok bekleriz… Bizler her dönemde “Büyük Oyuncular” yetiştirebilecek bir organizasyonu kurarak, bu jenerasyon retoriklerinin ne kadar boş olduğunu da ispatlamış olacağız. Nitelikli bir sistem, jenerasyonlara bel bağlamaz; “Büyük Antrenörler ve Büyük Oyuncular” yetiştirir.

Mesela 1996 doğumlu oyuncularımız (1996 Jenerasyonu!) FIBA Altyapı Erkekler Avrupa ve Dünya Basketbol Şampiyonalarında hemen hemen her kategoride (U16, U18, U19 ve U20) kazanmadık kupa bırakmamasına rağmen, neden aynı yaş grubundan bir tek oyuncumuzun bile (ki 24 yaşına geldiler) hâlâ A Milli Takım seviyesinde iskelet kadroda yer almadığıyla ilgili geniş katılımlı söyleşiler düzenlenirse çok faydalı olacağını düşünüyorum. Türk basketbolunun birinci meselesi: “İyi oyuncuları neden “BÜYÜK OYUNCULAR” haline neden getiremiyoruz”u çözmek olmalıdır. 

2001 FIBA Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası’nda ikinci olan takımımız, ülke basketbol tarihimizin belki de şu ana kadar ki en güçlü kadrosuydu. Bu kadro 2001 yılından sonra sadece 2010 yılında o da yine evimizde olmak üzere kürsüye çıkma başarısı gösterdi. Onun dışında bu kadroda yer alan oyuncuların katıldığı 12 uluslararası resmi turnuvada kürsüye dahi çıkma başarısı gösteremedik. Hatta kürsüye çıkmayı bırakın, 2006 Dünya Şampiyonası’nda elde ettiğimiz altıncılık dışındaki en iyi derecemiz ancak ve ancak sekizincilikti. Aşağıdaki tabloda yer alan oyuncularımızın birçoğu “Altın Jenerasyon (1978-1979-1980 doğumlu oyuncular)” olarak tanımlanan yaş grubundaki oyuncular olmakla birlikte, üstüne üstlük “12 Dev Adam (!)” olarak isimlendirilmekten kaynaklı ego savaşlarının ve bütünleşememenin getirdiği başarısızlıkları uzun yıllar hem kendilerine hem de bizlere yaşattılar. Dolayısıyla da on yıla yakın bir süre Türk basketbolu hep onların eline baktı, onlarda doğal olarak bu yükü kaldıramadılar. Netice olarak ülkemizdeki gençlere ne basketbol adına ilham kaynağı olacak A Milli Takım düzeyinde başarılar geldi ne de ülke basketbolumuz olarak sadece onlara bel bağladığımız için yeni büyük oyuncular yetiştirme ve geliştirmeye önem verdik. Aşağıdaki tabloyu dikkatlice incelediğimizde çok önemli bir ayrıntıyı daha görüyoruz. 2001 kadrosunda yer alan ve yaşları ilerleyen yıllar için de çok müsait olan birçok oyuncumuzu çeşitli nedenlerden dolayı özellikle de 2005 yılından sonra (26-27 yaşlarında basketbol adına en verimli dönemlerinde) A Milli Takım kadrosunda bir arada pek göremedik. Gerek Bogdan Tanjeviç etkisinden gerekse de “Altın Jenerasyon” ve “12 Dev Adam” gibi genç basketbolcuların egosunu arttırıcı isimlendirmelerin yanlışlığından dolayı, elimizdeki oyuncu potansiyelinden yeterince yararlanamadık. Büyük oyuncu olmak, sadece basketbol yeteneğiyle değil aynı zamanda iyi birer takım oyuncusu olabilecek şekilde zihinsel olgunluğa da sahip olmakla gerçekleşeceğini unutmamalıyız.

Kısacası hiçbir karşılığı olmayan "Altın Jenerasyon" gibi retoriklerle genç oyuncularımızın düşünsel gelişimlerini baltalıyor, onlara ödenen ücretlerle erken yaşta doygunluğa ulaştırıyor ve gelişime açık oyuncu olmalarını engelliyoruz. Kısaca Mental düzeyde kaybetmelerine neden oluyoruz. Bu tür “Altın Jenerasyon” retorikleri ile birçok iyi basketbolcumuzu “Büyük Oyuncu” yapamadığımızın da artık bilinmesi gerekiyor. Sonuç itibariyle “Altın Jenerasyon” retoriği, aslında bizim tembelliğimizi ve hatalarımızı gizlemenin bir kılıfı haline gelmiş durumda. Umarım geçmişten ders alarak, yakın gelecekten başlayarak istikrarlı başarılar elde etme adına mevcut ekolümüzü hayata geçirerek kendi sistemimizi kurar ve jenerasyon retorikleri ile vakit kaybetmeyi bırakırız.
 
 
2001 AVRUPA ŞAMPİYONASI FİNALLERİNDE YER ALAN OYUNCULARIMIZIN
A ERKEK BASKETBOL MİLLİ TAKIMIMIZDA YER ALDIĞI RESMİ TURNUVA TABLOSU
S
ADI SOYADI
DOĞUM
TARİHİ
1995 AŞE
1995 AŞF
1997 AŞE
1997 AŞF
1999 AŞE
1999 AŞF
2001
AŞF
2002
DŞF
2003 AŞE
2003 AŞF
2005 AŞE
2005 AŞF
2006
DŞF
2007
AŞF
2009 AŞE
2009 AŞF
2010
DŞF
2011
AŞF
2013 AŞE
2013 AŞF
2014
DŞF
TOPLAM
(1995-2019)
1
Hidayet Türkoğlu
19.03.1979
 -
 - 
X
X
X
X
O
X
X
X
 -
X
X
X
X
X
O
X
 -
13
2
İbrahim Kutluay
07.01.1974
O
X
X
X
X
X
X
X
X
X
X
X
X
X
 -
 
 -
 -
 -
13
3
Kerem Tunçeri
14.04.1979
 -
 -
X
X
X
X
X
X
X
X
 -
 -
X
X
X
X
 -
X
13
4
Mirsad Türkcan
07.06.1976
O
X
X
X
X
X
X
X
X
X
O
X
 -
 -
 -
 
 -
 -
 -
10
5
Haluk Yıldırım
25.06.1972
X
X
X
O
X
X
X
X
X
X
 -
 -
 -
 -
 
 -
 -
 -
9
6
Mehmet Okur
26.05.1979
 -
 -
X
X
X
X
X
X
X
X
 -
X
 -
 
 -
 -
 -
9
7
Hakkı Harun Erdenay
27.05.1968
X
X
X
X
X
O
X
X
X
O
 -
 -
 -
 -
 
 -
 -
 -
8
8
Hüseyin Beşok
02.08.1975
 -
X
X
X
X
X
X
X
X
 -
 -
 -
 -
 
 -
 -
 -
8
9
Kaya Peker
03.08.1980
 -
 -
 -
X
X
X
X
O
X
X
X
 -
 
 -
 -
 -
7
10
Ömer Onan
04.02.1978
 -
 -
 -
X
X
X
X
 -
 -
 -
O
X
X
X
 -
 -
7
11
Orhun Ene
01.02.1967
X
X
X
X
X
O
X
 -
 -
 -
 -
 -
 -
 
 -
 -
 -
6
12
Asım Pars
01.04.1976
 -
 -
X
X
X
X
X
O
 -
 -
 -
 -
 
 -
 -
 -
5
AŞE: Avrupa Basketbol Şampiyonası Elemeleri
AŞF: Avrupa Basketbol Şampiyonası Finalleri
DŞE: Dünya Basketbol Şampiyonası Elemeleri
DŞF: Dünya Basketbol Şampiyonası Finalleri
X: Turnuvada Yer Aldı
O: Turnuvada Yer Almadı
 
“Altın Jenerasyon” Söylemleri ve Elde Edilen Sonuçlar
Ülke basketbolumuzda “Altın Jenerasyon” söyleminin ilk olarak 1981 yılında ilk ve tek Balkan Şampiyonluğu yaşadığımız takımımız için kullanılmaya başlandığını görüyoruz. 1981 yılında düzenlenen Balkan Şampiyonası'nda başantrenörlüğünü rahmetli Aydan Siyavuş’un ve yardımcı antrenörlüğünü Sayın Ünal Özüak’ın yaptığı; Efe Aydan (1955), Melih Erçin (1954), Necati Güler (1956), Erman Kunter (1956), Serdar Koçyiğit (1960), Mehmet Döğüşken (1956), Şadi Olcay (1957), Celal Arısan (1957), Remzi Dilli (1959), Turhan Koray (1959), Ömer Saybir (1961), Behçet Üner (1960)'den oluşan kadromuzla kupayı kaldırmıştık. 1981’de Balkan Şampiyonu olan A Erkek Basketbol Milli Takımımızın iskelet kadrosunu çoğunlukla 1955-1956-1957 doğumlu oyuncular oluşturuyordu. Aynı yıl hemen hemen bu oyunculardan kurulu A Milli Takımımız, Avrupa Şampiyonasında on birinci olmuştu. Daha da üzüntü verici olanı ise 1981’den 1993 yılına kadar A Erkek Basketbol Milli Takımımız Avrupa Şampiyonası Finallerine katılma başarısı gösterememiştir.

İkinci olarak ise 2001 Avrupa Şampiyonasında ikinci olan takımımızdaki 1978-1979-1980 doğumlu oyuncularımız için kullanıldığını söyleyebiliriz. 2001 yılındaki kadromuzun başantrenörlüğünü Aydın Örs, yardımcı antrenörlüklerini ise Çetin Yılmaz, Tolga Öngören ve Murat Özyer yapmıştı. Takım kadromuz ise; Orhun Ene, Hakkı Harun Erdenay, Haluk Yıldırım, İbrahim Kutluay, Hüseyin Beşok, Asım Pars, Mirsad Türkcan, Ömer Onan (1978), Hidayet Türkoğlu (1979), Kerem Tunçeri (1979), Mehmet Okur (1979) ve Kaya Peker (1980)’den kuruluydu. Gelecekte ülke basketbolumuz adına uluslararası düzeyde birçok başarı yaşatacağını düşündüğümüz ama beklenen başarıların bir hayli uzağında kalan 1978-1979-1980 doğumlu oyuncularımıza “Altın jenerasyon” gözüyle bakılmasındaki en önemli etken, 1998 yılında FIBA U22 Avrupa Şampiyonasında elde edilen üçüncülüktü. 1998 U22 Avrupa üçüncülüğünde 2001 kadrosunda yer almayan Mustafa Abi (1979), Serkan Erdoğan (1978), Onur Aydın (1979) ve Arda Vekiloğlu (1979)’da yer alıyordu. Görüldüğü gibi “Altın jenerasyon” nitelemesinin gereksizliği bu örnekte de bir kez daha açıkça görülmektedir.

Üçüncü “Altın Jenerasyon” nitelendirmesinin kurbanı ise 1986-1987 doğumlu oyuncularımız oldular. 2004 FIBA U18 Avrupa Şampiyonasında, 2005 FIBA U18 Avrupa Şampiyonasında ve 2006 FIBA U20 Avrupa Şampiyonasında peş peşe üç yıl final oynayıp ikinci olan kadroda yer alan oyuncularımızın, ilerleyen yıllarda tıpkı daha önceki “Altın jenerasyonlarımız (!)”da olduğu gibi beklentilerin çok uzağında kalındığını görüyoruz. Bu yaş kategorisinde altyapılarda önemli başarılar elde etmiş belli başlı oyuncularımız olarak; Ersan İlyasova (1987), Ömer Aşık (1986), Serhat Çetin (1987), Ali Berent Kavaklıoğlu (1986), Can Altıntığ (1987), Onat Akış (1987), Semih Erden (1986), Cenk Akyol (1987), Mehmet Yağmur (1987), Oğuz Savaş (1987), Engin Emre Bayav (1987), Hakan İsmail Demirel (1986), Caner Öner (1987), Bora Hun Pacun (1987), Cemal Nalga (1987) ve Erhan Yetim (1987)’i sayabiliriz.

Son olarak da 1995-1996 doğumlu oyuncularımız için bu retoriği kullanmaya başladık. Hatta 1995-1996 doğumlu oyuncularımızla hiçbir A Milli Takım düzeyinde başarı elde etmemişken bu tabiri kullandık, sonuçta da bu reklam kokan erken olgunlaştırma çabası da göründüğü gibi bu gençlerimiz için hiç de iyi olmadı. 1995-1996 doğumlu gençlerimizle FIBA Erkekler Altyapı organizasyonlarında; 2012 U16’da şampiyonluk, 2013 U18 ve 2014 U18’de şampiyonluk, 2014 U20’de şampiyonluk, 2015 U20 ve 2016 U20’de üçüncülük elde ederek bu alanda neredeyse kazanmadık kupa bırakmadılar. Ancak şimdi baktığımızda 1995-1996 yaş grubundan A Erkek Milli Takımımızın iskelet kadrosunda sadece ve sadece bir oyuncu var o da NBA’de oynayan Cedi Osman. Cedi Osman dışında Kartal Özmızrak (1995), James Metecan Birsen (1995), Yiğit Arslan (1996) ve Ege Arar (1996) dışında A Erkek Basketbol Milli Takımımızla birlikte FIBA’nın organize ettiği Avrupa ve Dünya Şampiyonası Finalleri nihai kadrosunda yer alan oyuncumuz henüz olmadı. Finaller kadrosunda yer alan oyuncularımızın da A Milli Takımımıza katkılarını düşündüğümüzde, 1995-1996 doğumlu oyuncularımızın basketboldaki eksiklikleri üzerine giderek büyük oyuncu olmalarının önünü açmak yerine; reklama ve kolaya kaçarak erken yaşlarda “Altın jenerasyon” olarak adlandırma kolaycılığına kaçtık. Bu hatanın yol açtığı olumsuz sonuçları hem basketbolcularımız hem de ülke basketbolu olarak bizler hep birlikte yaşıyoruz. Adeta 15-20 yılda bir yörüngesinde tur atan kuyrukluyıldız gibi bizde ülke basketbolumuzda 15-20 yıllık süreçlerle bir “Altın Jenerasyon” yaratma sevdasına kapıldık. Ve bu sevdanın, yalancı bir bahar getirmekten öte bir faydası olmadığını da geç tecrübe ettik. “Altın Jenerasyon” ya da “jenerasyon” retoriklerinin ülke basketbolumuza verdiği zararı hâlâ göremiyorsak, demek ki bu söylemlerle daha birçok yeteneğimizi heba etmeye devam edeceğiz demektir.
 
1995 ve 1996 DOĞUMLU OYUNCULARIMIZIN ALTYAPI MİLLİ TAKIMLARIMIZLA ELDE ETTİĞİ MADALYALAR
S
ADI SOYADI
DOĞUM
TARİHİ
YIL VE KATEGORİ
MADALYA ÇEŞİDİ
VE TOPLAMI
1
Berk İbrahim Uğurlu (*)
27.04.1996
2012 U16 (A), 2013 U18 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2015 U20 (B), 2016 U20 (B)
3 Altın, 3 Bronz
6
2
Okben Ulubay
25.05.1996
2012 U16 (A), 2013 U18 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2015 U20 (B), 2016 U20 (B)
3 Altın, 3 Bronz
6
3
Oğulcan Baykan
07.01.1996
2012 U16 (A), 2013 U18 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2016 U20 (B)
3 Altın, 2 Bronz
5
4
Egemen Güven
25.09.1996
2012 U16 (A), 2013 U18 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2016 U20 (B)
3 Altın, 2 Bronz
5
5
Tolga Geçim (*)
27.03.1996
2012 U16 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2015 U20 (B), 2016 U20 (B)
2 Altın, 3 Bronz
5
6
Ege Arar (**)
02.09.1996
2012 U16 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2015 U20 (B), 2016 U20 (B)
2 Altın, 3 Bronz
5
7
Kadir Bayram
13.09.1996
2012 U16 (A), 2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2016 U20 (B)
2 Altın, 2 Bronz
4
8
Doğuş Özdemiroğlu
17.04.1996
2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2015 U20 (B), 2016 U20 (B)
1 Altın, 3 Bronz
4
9
Doğukan Şanlı
23.01.1995
2013 U18 (A), 2014 U20 (A), 2015 U20 (B)
2 Altın, 1 Bronz
3
10
James Metecan Birsen (**)
06.04.1995
2013 U18 (A), 2014 U20 (A), 2015 U20 (B)
2 Altın, 1 Bronz
3
11
Berk Demir
18.05.1995
2013 U18 (A), 2014 U20 (A), 2015 U20 (B)
2 Altın, 1 Bronz
3
12
Emircan Koşut
03.07.1995
2013 U18 (A), 2014 U20 (A), 2015 U20 (B)
2 Altın, 1 Bronz
3
13
Kartal Özmızrak (**)
29.08.1995
2013 U18 (A), 2014 U20 (A), 2015 U20 (B)
2 Altın, 1 Bronz
3
14
Yiğit Arslan (**)
12.05.1996
2014 U18 (A), 2015 U19 (B), 2016 U20 (B)
1 Altın, 2 Bronz
3
15
Cedi Osman (**)
08.04.1995
2013 U18 (A), 2014 U20 (A)
2 Altın
2
16
Muhsin Yaşar (*)
31.12.1995
2014 U20 (A), 2015 U20 (B)
1 Altın, 1 Bronz
2
17
Ayberk Olmaz
08.06.1996
2014 U18 (A), 2015 U19 (B)
1 Altın, 1 Bronz
2
18
Metehan Akyel
09.07.1996
2014 U18 (A), 2016 U20 (B)
1 Altın, 1 Bronz
2
19
Mehmet Alemdaroğlu
24.07.1996
2012 U16 (A), 2015 U19 (B)
1 Altın, 1 Bronz
2
20
Mert Çevik
09.08.1996
2012 U16 (A), 2016 U20 (B)
1 Altın, 1 Bronz
2
21
Kenan Sipahi (**)
26.05.1995
2013 U18 (A)
1 Altın
1
22
Mert Celep
23.06.1995
2015 U20 (B)
1 Bronz
1
23
S. Oğuzhan Çakmak
05.01.1996
2012 U16 (A)
1 Altın
1
24
Ediz Oktay
21.04.1996
2012 U16 (A)
1 Altın
1
Açıklamalar:
(**) Tabloda isimlerinin yanında iki yıldız olan basketbolcularımız, A Erkek Basketbol Milli Takımımız ile Avrupa veya Dünya Şampiyonaları Finallerinde yer alma başarısı gösteren oyuncularımızı ifade etmektedir.
(*) Tabloda İsimlerinin yanında tek yıldız olan basketbolcularımız ise A Erkek Basketbol Milli Takımımızın formasını sadece FIBA elemelerinde giyme başarısı gösteren oyuncularımızı kapsamaktadır.
 
Altyapılarda Maç ve Kupa Kazanma Hastalığı 
Bundan 15-20 yıl evvel altyapılarda alınan sonuçlardan ve kazanılan kupalardan daha çok, yetiştirilen oyuncuların niteliğine bakılırdı. Ancak özellikle bir önceki yazımda ifade ettiğim gibi basketbolumuzda yatay perspektif (nitelikten ziyade niceliğin ön plana alınması) anlayışının hâkim olmaya başlamasından itibaren altyapılarda anlamsız bir kupa rekabetine girişildiğine tanık olmaya başladık. Basketbol okulları arasında oyuncu yetiştirme anlayışını merkeze alanların olmasına rağmen; kayıt yaptıran çocuklar arasında fiziksel uygunluk kriterlerine göre gerektiği gibi seçim yapma şanslarına ve yeterli antrenman sürelerine sahip olamamaları, kayıtlı sporcu sayısından kaynaklı rekabetin olması ve antrenörlerin birçoğunun basketbola bakış açılarının maç kazanma merkezli olması gibi şartların da zorunlu kıldığı birçok nedenden dolayı maalesef başta spor okulları olmak üzere altyapılarda araç olması gereken maç kazanmak veya kupa kazanmak amaç halini almış durumda. Altyapılarda elde edilen galibiyetler ve kupalar sayesinde birçok spor okulu daha fazla öğrenci çekmeyi amaçlamakta. Dolayısıyla da böyle bir anlayışın hâkim olduğu bir düzende üst düzey oyuncu yetişmesi de çoğunlukla pek mümkün olmamaya başladı. 

Bu sürecin daha da kötüsü ise antrenörlerin birçoğunun altyapılarda maç ve kupa kazanmayı, iyi antrenör olmanın bir göstergesi olarak addetmeye başlamalarıdır. Ülkemizdeki çoğu genç antrenörde adeta “Željko Obradović Sendromu” baş göstermeye başladı diyebiliriz. Daha doğru düzgün dribling yapamayan çocuklara birçok kafa karıştıran setlerin öğretiliyor (adeta ev ödevi olarak veriliyor) olması da bu durumun en belirgin göstergesi olsa gerek. Antrenörler arasında da bu setleri bilmek ve altyapı takımlarında uygulamak adeta bir marifet olarak sayılır hale geldiğine üzülerek şahit oluyoruz. Oysa Amerika basketbolunun gelmiş geçmiş en büyük antrenörlerinin başında gelen John Wooden bile basketbol öğretmeye başlarken ilk önce sporcuların ayakkabı bağcıklarını doğru bağlamasıyla başlayan ve çocukların kafa karışıklığına sebep olmayacak temel teknikler ile yetinilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ülkemizde çoğu altyapı antrenörü tarafından FundaMental (basketbolun teknik ve mental yönü) çalışmalar erken süreçte kesilmekte, neredeyse küçümsenmekte ve gerekli ciddiyetten uzak bir yaklaşımla bakılmaktadır. Altyapılardaki antrenmanlarda olması gerektiği şekilde FundaMental çalışmalara yoğunlaşan antrenörler küçümsenerek, antrenmanların büyük çoğunluğunda yanlış bir şekilde set anlayışını (çoğu antrenör kopyala yapıştır yaptığı için amacını bile bilmeden uygulamaktalar) benimseyen antrenörler ise yüceltilmektedir. Oysaki basketbolda A Takım anlayışı ile altyapı anlayışı birbirinden çok farklı olup; A Takım düzeyinde yaşadığımız bütün sıkıntıların temelinde de altyapılardaki FundaMental çalışmalarının yetersizliği gelmektedir. Kısacası antrenörlerimizin birçoğu eğitici antrenör yani Hoca olmadan, koç olmaya çalışıyorlar. Altyapılarda kupa kazanmayı amaç haline getirmiş bir anlayış sonunda da, tam donanımlı bir şekilde yetişemeyen yarım basketbolcu olarak nitelendirebileceğimiz birçok oyuncu yetiştirmek zorunda kalıyoruz. Ben oldum diyen ve FundaMental çalışmaların önemini anlayamayan/anlatılamayan genç oyuncularımız, A takım seviyesine geldiklerinde temel tekniklerin önemini anlamaya başlıyorlar ama bu saatten sonra da artık büyük ölçekte iş işten geçmiş oluyor. 

Büyük Oyuncular Yetiştirebilmek İçin Büyük Antrenörler Yetiştirmeliyiz
Sayın Cem Çağal’ın organizasyonuyla gerçekleşen Basketbol Birliği video söyleşilerine 22.05.2020 tarihinde konuk olan Sayın Ali Hurşit Baytok, “Nitelikli Oyuncu Yetiştirmenin Temel Prensipleri” başlıklı ufuk açıcı konuşmasında özellikle antrenör yetiştirme konusu üzerinde önemle durarak; “Eğer siz kazanma-kaybetme eksenine sıkışarak hayata devam ediyorsanız, antrenörlüğü bu yönde seçiyorsanız o zaman kazanmaya giden yolda yani süreçteki bütün doğruları ıskalarsınız. Belki kısa dönemde altyapıda kazanan bir antrenör olursunuz ama geleceği size emanet edilmiş olan gençlerin geleceğini heba ederek, gelecekte bomboş bir şekilde onların vebaliyle baş başa kalırsınız” cümleleriyle antrenör eğitiminin ne derece önemli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatmış oldu. Mevcut sistemde en önemli sorunların başında Sayın Ali Hurşit Baytok’un da sıkça dile getirdiği gibi oyuncu yetiştirme sorunundan önce antrenör yetiştirme sorunumuz var. Bu sorunun ortadan kalkması adına hem altyapı antrenörleri doğru basketbol öğretimi adına bilinçlendirilmeli hem de onların gelir düzeylerini iyileştirecek sistemler kurulmalıdır. Bunun en önemli çözümlerinin başında ise oyuncu yetiştiren antrenörlerin çeşitli şekillerde ödüllendirilmesi (Milli Takımlarda görev almaları ve yetiştirilmeleri, 1-2 haftalık süreleri kapsayacak şekilde ücretsiz antrenör yetiştirme kamplarına alınmaları, antrenör vize ücretlerinde indirim uygulanması gibi) ve daha da önemlisi belki de kalıcı çözümlerin en başında gelen ise futbolda olduğu gibi “filiz lisans” uygulaması şeklinde hem kulüp hem de antrenörlerin yetiştirme bedeli almaları sağlanarak, oyuncu yetiştirmenin teşvik edilmesidir.

Şunu da unutmamalıyız ki henüz 16-20 yaşlarında olan genç basketbolcularımız “Altın Jenerasyon” şeklinde tanıtılarak, kazandıkları kupalarla gazetelere ve Televizyonlara çıkarken, birkaç kısık ses dışında basketbol camiamızdan hiç kimseden uyarı gelmediğini de hatırlatmak gerekir. Özellikle bu gençlerimizin gerek kulüplerinde gerekse de en önemlisi Altyapı Milli Takımlardayken başlarında olan antrenörleri tarafından gerektiği şekilde uyarılmamaları, yönlendirmemeleri ve bilinçlendirmemeleri en üzücü olanıydı. Bu gençlerimiz mental açıdan geleceğe hazırlanmamanın cezasını çektiler ve çekmeye de devam ediyorlar. Demek ki altyapılarda kazanılan kupalar, elde edilen popülerlik ve “Altın Jenerasyon” söylemleri herkesin aklını başından almıştı!

Doğru Basketbol Anlayışı, Doğru Basketbol Bakış Açısı Kazandırır
Basketbol eğitimi alan çocuklarımız arasından çok azının profesyonel basketbolcu olabileceğini de unutmamalıyız. Eminim ki bu çocuklarımız arasından birçoğu basketbolla olan bağını ileride de devam ettirecektir. Kimisi sporcu velisi olarak, kimisi antrenör olarak, kimisi yönetici olarak, kimisi yazar olarak, kimisi medya mensubu olarak vs. bir şekilde basketbolun içinde kalmaya devam edecektir. Çocuk yaşlarda antrenörlerinden öğrenecekleri basketbol anlayışı, ileride onların basketbola olan bakış açılarını da belirleyecektir. Bu nedenle bizlere düşen en önemli mesuliyet, çocuklarımızın en baştan itibaren basketbolun doğrularıyla tanıştırılmalarıdır. Amacımız sadece onların basketbol vasıtası ile eğlenceli vakit geçirmelerini sağlamak olmamalı, aynı zamanda onlara basketbolun doğrularını da göstermeliyiz ki ilerleyen yıllarda aynı doğruların uygulayıcısı olabilsinler. Bir çocuğa, özellikle de 7-8 yaşından itibaren, okuma-yazma öğretmek kadar ciddiye alınması gereken yaşına uygun bir basketbol eğitimi verilmelidir.

Altyapı Milli Takımlarımız ve A Milli Takımımız
Altyapı Erkek Basketbol Milli Takımlarımız, Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında birçok derece elde etmelerine rağmen, A Erkek Basketbol Milli Takımımızın ise uluslararası turnuvalarda kendi evimizde düzenlenenler haricinde hemen hemen hiçbir başarısı bulunmuyor. 2004 yılından itibaren FIBA tarafından her yıl düzenlenen U16, U18 ve U20 yaş kategorilerindeki Altyapı Avrupa Şampiyonalarında toplamda 5 şampiyonluk, 5 ikincilik ve 10 üçüncülük olmak üzere 20 kez kürsüye çıkarken; bu süreçte A Erkek Basketbol Milli Takımımızın ise sadece 2010 yılında kendi evimizde elde ettiğimiz ikincilik ile toplamda sadece bir kez kürsüye çıkma başarısı gösterdiğini üzülerek görüyoruz.
 
FIBA ALTYAPI ERKEKLER AVRUPA ŞAMPİYONALARINDAKİ DERECELERİMİZ
(2004-2019)
YIL
U20
MİLLİ
U18
MİLLİ
U16
MİLLİ
MADALYA
SAYISI
ALTIN
MADALYA
GÜMÜŞ
MADALYA
BRONZ
MADALYA
1
2004
-
Gümüş
Bronz
2
5
5
10
2
2005
12.
Gümüş
Altın
2
3
2006
Gümüş
4.
8.
1
4
2007
7.
8.
4.
0
5
2008
4.
9.
Bronz
1
6
2009
6.
Bronz
8.
1
7
2010
13.
9.
Bronz
1
8
2011
6.
Bronz
7.
1
9
2012
9.
9.
Altın
1
10
2013
6.
Altın
7.
1
11
2014
Altın
Altın
4.
2
12
2015
Bronz
Gümüş
Bronz
3
13
2016
Bronz
12.
Bronz
2
14
2017
9.
4.
5.
0
15
2018
5.
12.
Bronz
1
16
2019
6.
Gümüş
5.
1
TOPLAM MADALYA SAYISI
20
 
Bu küçük istatistiki veriler bile, altyapılarda elde edilen kupaların ilerisi adına çok bir şey ifade etmediğinin bir kanıtı olsa gerek. Altyapı Erkek Milli Takımlarımız ile elde ettiğimiz başarıları A Milli Takım düzeyine yansıtamamamızı ise; altyapılarda maç ve kupa kazanma merkezli yanlış anlayışın hâkim olması, büyük oyuncular yetiştirecek büyük antrenörler yetiştiremememiz, yetiştirdiğimiz iyi oyuncuları büyük oyuncular yapacak “Oyuncu ve Antrenör Geliştirme Merkezleri”ne sahip olmamamız, çoğu kulüp yöneticisinin öz kaynaklara yeterince önem vermemesi, ülkemizin yabancı oyuncu cenneti haline getirilmesi ve kendi ekolümüze sahip çıkmamamız olarak sıralayabiliriz.

Basketbolumuzun Büyümediğinin En Önemli Göstergelerinden Biri de İstatistiklerde Gizli! 
Bütün spor branşları arasında istatistiklerin en çok kullanıldığı ve vazgeçilmez derecede önemli görüldüğü branşların başında kuşkusuz basketbol geliyor. Bir basketbol maçını izlemeden bile o maçla ilgili istatistiki bilgilere bakarak birçok çıkarımda bulunabiliriz. Hatta birçok oyuncu sezon istatistiklerine göre takip edilmekte ve bu veriler göz önünde bulundurularak da transfer edilmektedir. Çünkü basketbolda istatistik diğer spor branşlarında olmadığı kadar kullanılmakta ve belirleyici ölçüt olarak önem arz etmektedir. 
Ev sahipliği yaptığımız 2001 Avrupa Şampiyonası’nda ve 2010 Dünya Şampiyonası’nda elde ettiğimiz ikincilikler dışında katıldığımız hiçbir üst düzey uluslararası turnuvada (Avrupa Şampiyonası, Dünya Şampiyonası ve Olimpiyat Oyunları) A Erkek Basketbol Milli Takımımızın kürsüye çıkamadığını üzülerek görüyoruz. Olimpiyat Oyunları’na 2 kez (1936 ve 1952), Dünya Şampiyonası Finalleri’ne 5 kez (2002, 2006, 2010, 2014 ve 2019) ve Avrupa Şampiyonası Finalleri’ne de 24 kez olmak üzere toplamda 31 kez katıldığımız üç büyük FIBA organizasyonunun 29’unda kürsünün uzağında kaldık. Bu başarısız tabloda bir nebze de olsa başarı olarak görebileceğimiz iki unsur var: Biri, 1993 yılından itibaren Avrupa Şampiyonası Finallerine diğeri de 2002 yılından itibaren Dünya Şampiyonası Finallerine aralıksız olarak katılıyor olmamızdır. Onun dışında A Erkek Basketbol Milli Takımlar düzeyinde üst düzey bir başarıdan söz etmemiz pek mümkün değil. Son Dünya Kupası’nda 32 ülke arasında 22. olmamızla birlikte, oynanan oyun ve oyuncu potansiyelimizin yetersizliği bizleri gelecek adına karamsar hale getirmekte. Bunun üzerine 2021 FIBA Avrupa Basketbol Şampiyonası elemelerinde grubumuzdaki en güçsüz iki ülke olan Hollanda’ya evimizde, İsveç’e de deplasmanda çok kötü oynayarak yenilmemiz, karamsarlığımızı bir kat daha arttırmakta. En kötüsü ise 1993 yılından itibaren aralıksız olarak katıldığımız Avrupa Basketbol Şampiyonası Finallerine, 29 yıl aradan sonra katılamama gibi bir tehlikeyi de iliklerimize kadar yaşadığımızı da belirtmemiz gerekiyor. 
 

 

 

1993 yılından itibaren katıldığımız beşi Dünya Basketbol Şampiyonası Finalleri, on üçü Avrupa Basketbol Şampiyonası Finalleri’nde olmak üzere oynadığımız 122 resmi müsabakanın sadece 56’sını yani %45,90’ını kazanabilmiş bir A Erkek Basketbol Milli Takımımızdan söz ediyoruz. Bu küçük istatistiki verilerden de görüleceği gibi, ülke basketbolumuzun büyüdüğünden söz etmemiz pek mümkün değil. Çünkü bir ülke basketbolunun büyüklüğünün en önemli iki ölçütünden biri A Milli Takımlar düzeyinde elde edilen başarılar ise diğeri de yetiştirdiğiniz “Büyük Oyuncular”ın sayısıdır. Ülke basketbolumuz adına günümüzde her ikisinden de söz edebilmemiz mümkün değil.  

FIBA tarafından 2004 yılından 2019 yılına kadar her yıl düzenli bir şekilde organize edilen (ilk kez bu yıl sekteye uğradı) U16, U18 ve U20 Altyapı Avrupa Basketbol Şampiyonalarında aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi Altyapı Erkek Basketbol Milli Takımlarımızın 389 resmi maçta 241 galibiyet ile %62 gibi yüksek bir galibiyet yüzdesi yakaladığını görüyoruz. Aynı dönemde A Erkek Basketbol Milli Takımımızın Avrupa ve Dünya Şampiyonası Finallerinde oynadığı 65 resmi müsabakada sadece 30 galibiyet alarak %46,2 gibi düşük bir galibiyet yüzdesine sahip olduğunu görüyoruz. Özetle maç ve kupa kazanmak altyapılarda değil, A takım düzeyinde amaç olmalıdır. Zannedersem bu küçük ayrıntıyı ülke basketbolumuz olarak biraz karıştırmışız!
 
U16, U18, U20 ve A Erkek Milli Takımlarımızın, FIBA'nın Organize Ettiği Finallerdeki Galibiyet ve Mağlubiyet Sayıları (2004-2019)
Milli Takım
Maç
Galibiyet
Mağlubiyet
Yüzde
U16
131
88
43
67,2%
U18
128
78
50
60,9%
U20
130
75
55
57,7%
U16, U18, U20
Toplam
389
241
148
62,0%
A Milli
65
30
35
46,2%

 

Bu yazı dizisinin ikinci ve son yazısını sizlerle paylaştıktan sonra, nasipse önce “Yabancı Oyuncu Meselemiz” başlıklı bir yazıyı daha sonra da “Altyapı Erkek ve Kız Milli Takımlarımız” ile ilgili çok kapsamlı ve çok önemli olduğunu düşündüğüm iki bölümlük yeni bir yazı dizisiyle sizlerle birlikte olacağım.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı ve basketbol dolu günler diliyorum. Saygılarımla.

Yorumlar Okunma: 2439