Avukat Çelen'e göre antrenörlerin hukuki hakları - BasketFaul.com

Avukat Çelen'e göre antrenörlerin hukuki hakları

09-04-20 13:36
TÜBAD Hukuk Komitesi üyesi Avukat Burçin Çelen içinde bulunduğumuz durum özelinde sözleşmeli ve sözleşmesi olmayan antrenörlerin durumları ve hakları konusunda önemli açıklamalarda bulundu.

* Uygulamada sporcular (futbol, basketbol, voleybol oyuncusu vs. fark etmeksizin) ve kulüpleri arasındaki uyuşmazlıklarda İş Kanunu hükümleri uygulanmamaktadır. Bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle Türkiye Futbol Federasyonu, Türkiye Basketbol Federasyonu gibi özerk kurumların kendi statü ve talimatları ile belirlediği kuralların sporcu uyuşmazlıklarında uygulanmasıdır.

Ancak Antrenörler için durum farklıdır. Basketbol özelinde konuşmak gerekirse, bildiğiniz gibi, Türkiye Basketbol Federasyonu tarafından düzenlenmiş Sözleşmeli Basketbol Antrenörleri Çalışma Usul ve Esasları Talimatı mevcuttur. Bu talimata göre Kulüpler çalıştıracağı antrenörleri ile mutlaka sözleşme yapmak zorundadır ve bu sözleşme de, talimat ile Türkiye Basketbol Federasyonu tarafından belirlenmiş olan TBF Tip Sözleşmesidir.

* Türkiye Basketbol Federasyonu bu Tip Sözleşme içerisine tarafların belirleyeceği ve tabi ki talimatlara aykırılık içermeyen özel maddelerin konulmasına imkan vermektedir ancak bunun haricinde bir belgeyi ya da özel sözleşmeyi kabul etmemektedir. Burada hemen şu ayrımı belirtmem gerekir. Her ne kadar talimat ile antrenör ve kulüpler arasında yapılan özel sözleşmelerin Türkiye Basketbol Federasyonunca tescil edilmeyeceği veya kabul edilmeyeceği belirlenmişse de (ilgili Talimatın 10. Maddesinin 1. Fıkrasında bu durum düzenlenmektedir), bu durum, Antrenör ile Kulüp arasında özel sözleşme yapılmasına engel değildir.
Sözleşme serbestisi uyarınca taraflar Türk Mahkemeleri önünde muteber bir sözleşme düzenleyebilir ve bu sözleşmeden doğan haklarını Türk Mahkemeleri önünde arayabilir. Ancak pratikte, Tip Sözleşmeden doğan hakların kullanımı ile bu haklar nedeniyle getirilen yaptırımların uygulaması hem daha hızlı hem de kulüpler açısından daha caydırıcıdır. Çünkü siz özel sözleşme ile mahkemelerden sadece parasal konulara ilişkin bir çare bekleyebilirken, Türkiye Basketbol Federasyonu üzerinden kulüplere sportif cezaların (transfer yasağı gibi) uygulanmasını sağlayabilirsiniz. Bu da nedir, eğer ki bir Kulüp Antrenöre olan mali yükümlülüklerinde 30 günlük bir gecikmeye uğrarsa, ve Antrenör tarafından çekilen ihtara rağmen halen daha bu ödeme yükümlülüğü yerine getirilmez ise o Kulübün yükümlülük yerine getirilene kadar yeni bir antrenör ile sözleşme yapmasına izin verilmez. Burada SGK primlerinin yatırılmaması da Antrenör açısından haklı fesih sebebidir ve yine aynı hükümlere tabi olarak kullanılabilir.

* Burada bir somut örnek vermek uygulamanın daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir. 2 ya da 3 sene önce bir süper lig kulübü, antrenörünün sözleşmesi devam ederken hiçbir gerekçe göstermeksizin, antrenöre sözleşmesinin feshedildiğine dair bildirim yolladı. Biz de bu feshin haksız olduğunu ve kabul edilmemesi gerektiğini Türkiye Basketbol Federasyonuna bildirdik ve bunun üzerine toplanan Türkiye Federasyonu Yönetim Kurulu, o takımın Antrenörü ile olan sözleşmesini feshetmesine izin vermedi. Bu sırada başka bir antrenörle de sözleşme imzalamış olan o süper lig Kulübü, mecburen sözleşmenin geri kalan süresine ait tüm ücreti ödeyeceğine dair taahhüt vermek zorunda kaldı. TBF tarafından bu taahhütten sonra yeni antrenör sözleşmesi tescil edildi. Antrenörün alacakları da, TBF tarafından, Kulübün hak edişlerinden kesilmek suretiyle antrenöre ödendi. Bu imkan konu yerel mahkemelere taşındığı vakit bulunmamaktadır.

* Bu nedenle de maalesef, Kulüplerin iş veren olarak daha güçlü pozisyonda olması sebebiyle yaptıkları Özel Sözleşme – Tip Sözleşme ayrımı yüzünden, bir çok sporcu ve antrenör geçmişte mağdur olmuş ve halen daha da olmaktadır. Tip Sözleşme de ücretler düşük gösterilmekte, yüksek ücret özel sözleşmeye yazılmaktadır. Burada tabi kanun koyucu pozisyonunda olan Basketbol Federasyonunun tutumu Kulüplerin bu yolu seçmesinde etkin rol oynamakta ve alınan yetersiz tedbirlerde Kulüplerin bu uygulamadan caymasının önüne geçmektedir. Yine birebir bu söylemiş olduğum konu özelinde, Tip Sözleşmesinde ücreti düşük yazan bir Antrenörümüzün sözleşmesi kulübü tarafından feshedilmiş ve tip sözleşmede yazan düşük ücretin tamamı ödenerek kendilerine yeni antrenör tescili için imkan sağlanmıştır. Ancak gerçek ücret çok yüksek olmasına rağmen TBF özel sözleşmede yazan şartları dikkate almamıştır. Bu nedenle de TBF tarafından özel sözleşmede yazan şartlar yerine getirilmediği için Kulüp aleyhine herhangi bir aksiyon alınmamıştır. Maalesef, 2 senedir halen daha yerel mahkemede uyuşmazlık çözümlenmeyi beklemektedir. Tabi bu dönemde söz konusu Kulüp şubesini kapattığından dolayı, dava kazanılsa bile ücretin tahsil edilip edilemeyeceği de muammadır.
Burada her zaman Antrenörlere tavsiyem asla ikili sözleşme imzalayarak TBF’nin sunmuş olduğu haklardan mahrum kalmamalarıdır. Çünkü yüksek olasılıkla Kulüpler özel sözleşmede yazan hükümlere riayet etmemektedirler.

* Bu noktada en başa dönmek gerekirse, hatırlayacağınız üzere, sporcuların iş kanunu kapsamı dışında tutulduklarından bahsetmiştim. Ancak bu durum Antrenörler için geçerli değildir. Antrenörler, İş Kanunu kapsamında bahsedilen işçi statüsündedirler ve bu nedenle de İş Kanunu hükümlerince koruma altındadırlar.
Diğer bir değişle, Antrenörler, Kulüplerle olan uyuşmazlıklarında İş Mahkemesine başvurarak (tabi artık önce zorunlu arabuluculuğa başvurulması, uzlaşma sağlanamaması halinde mahkemeye gidilmesi gerekmektedir) uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasını isteyebilirler. Özellikle sigortalılık tespitinde, primlerin eksik yatması gibi durumlarda dava açılması ya da SGK’ya Kulüplerin şikayet edilerek haklarında soruşturma açılmasının sağlanması uyuşmazlığın çözümünde etkin rol oynamaktadır.

* Şimdi bu genel girişten sonra, biraz içinde bulunduğumuz salgının etkilerinden ve Mücbir Sebep halinden bahsedeyim. Mücbir Sebebin tanımı Türk Borçlar Kanununda açık bir şekilde yapılmamıştır. Ancak Mücbir Sebep kavramını şu şekilde açıklayabiliriz;
İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde –ki Antrenörler ile Kulüpler arasında yapılan sözleşmeler iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir-  Tarafların en az birisi bakımından, sözleşmenin başlangıcında mevcut olmayan ve sözleşme akdedilmesinden sonra ortaya çıkan ve maruz kalan Tarafın, Sözleşme ile üstlendiği edimi ifa etmesini engelleyen durum olarak niteleyebiliriz. Bu noktada da Covid-19 salgınının mücbir sebep oluşturup oluşturmayacağı hususu önem arz etmektedir. Burada da, 2018 yılında Yargıtay tarafından verilen bir kararda geçen Mücbir Sebep hallerine bakmalıyız.

* Yargıtay bu kararında Mücbir sebebi şu şekilde ifade etmiştir; sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlâline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır.” Bu ifade ile Yargıtay mevcut durumun bir mücbir sebep olduğunu işaret etmektedir.

* İçinde bulunduğumuz durum Mücbir Sebep olarak düşünüldüğünde bir takım hukuki haklar ortaya çıkmaktadır. Bu hakların ne olduğu ise Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.

* Kural olarak, Sözleşmelerin temelinde Pacta Sund Servenda ilkesi yatmaktadır. Bu Latince terim kabaca tüm anlaşmalar yerine getirilmelidir anlamına gelir. Yani taraflar aksini kararlaştırmadığı sürece, sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmek zorundadırlar ve bu nedenle de kendilerini yükümlülükten kurtaracak şekilde sözleşmeleri tek taraflı olarak feshedemezler.

* Ancak, Borçlar Kanunu ile bu duruma bir istisna getirilmiştir. Buna göre Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

* Bugüne kadar, herhangi bir spor federasyonundan ya da kanun koyucudan, sporcu ya da antrenör sözleşmelerinin akıbetinin ne olacağına dair bir çözüm önerisi gelmediği gibi bu konuda herhangi bir kısıtlayıcı tedbirler de alınmamıştır.

* Bu noktada ilk adım FIFA’dan gelmiştir. Dün yayınlamış oldukları bir sirküler ile sözleşmeler konusunda hangi adımların izlenmesi gerektiği ile ilgili olarak tavsiye kararlarını açıklamışlardır. Yapılan yeni düzenleme ile, oyuncu ve antrenörlere bir takım garanti ödemelerin yapılması, yargılamalara mahal vermemek, sözleşme devamlılığının sağlanması ve kulüplerin de iflas etmemesi için;
Kulüpler ve oyuncular bir araya gelerek mutlaka bir uzlaşma sağlayarak şartları belirlemesini istemektedir. FIFA ayrıca tek taraflı yapılacak olan değişikliklerin de iyi niyetli olarak, makul ve uygun bir şekilde yapılması şartıyla kabul edileceğini ve öncesinde de tarafların herhangi bir anlaşma zemininde buluşamamış olması şartı ile kabul edileceğini duyurmuştur. FIFA ayrıca, liglerin erteleme süresinde sözleşmelerinde ertelenmiş sayılmasına karar vermiştir.  Ancak bu sirkülerde, tek taraflı fesih ve feshin sonuçlarına ilişkin bir açıklamaya yer vermemiştir.

* Şuan için şu durumu ifade etmek doğru olacaktır. Yukarıda açıklamış olduğumuz tüm genel bilgiler bir tarafa, işçi ile işveren arasındaki ilişki diğer sözleşmelere nazaran çok daha sıkı sıkıya bağlıdır. Bu nedenle iş sözleşmelerinin şu noktada İşveren tarafından tek taraflı feshedebileceğini düşünmüyorum. Hele ki, işveren Kulüp hali hazırda herhangi bir bildirim yapmamış ya da sözleşmeyi feshetmemiş ise sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirmek durumundadır. Tabi burada bir diğer konuda tutarlılık hususudur. Ortada bir fesihten söz edebilinecekse de, bunun kendi içerisinde tutarlı olmasıdır. Yani sporcuların sözleşmesini devam ettirirken, sadece antrenörün sözleşmesinin feshedilmesi tutarlı davranma ilkesine aykırı olacaktır. Çünkü ligler yeniden başladığında Kulübün yine bir antrenör ile anlaşması gerekecektir. Hal böyle olunca da, mücbir sebebin arkasına dayanıp, bu hakkı kötüye kullanarak kendine fayda sağlamaya çalışılması hukuk düzeni tarafından korunmayacaktır.

* Kişisel fikrim olarak, tüm bu belirsizliklerin ortadan kalkması adına, yakın zamanda bir düzenlemenin getirileceğini ve olası uyuşmazlıkların önüne geçilmesi amacıyla bir çözüm önerisi getirileceğini düşünüyorum. Hatta şuan bu konuyu konuşurken, 3 ay boyunca işten çıkarmaların yasaklanacağına dair bir tasarının meclis gündeminde olduğuna dair haberler gelmektedir.
Şuan maalesef bu konuda uyuşmazlık mercilerin önüne getirilmiş bir ihtilaf ve buna ilişkin alınmış bir karar olmadığından, alınacak aksiyonların da hukuki neticelerini kestirmek biraz güç. Ancak, Aynı FIFA’nın yaklaşımı gibi, bu tarz belirsizlik anlarında en hukuki olan insancıl yaklaşımlardır.

Genel tabloya baktığım zaman, bu kısa süre içerisinde, Covid-19 nedeniyle, sadece antrenörlere karşı alınacak işten çıkarma aksiyonlarının amaçla örtüşmeyeceğini ve bu nedenle de antrenörlerin işten çıkartılamayacağını düşünüyorum. 

Yorumlar Okunma: 2563