Bari yarınları kurtaralım (Efe Can Önal) - BasketFaul.com

Bari yarınları kurtaralım (Efe Can Önal)

05-04-20 22:25
Pozisyonsuz basketbol temalı üç yazı yazmayı planlamıştım ve üçüncüsünü biraz daha işin ekonomi ve hayat kısmına ayırmayı düşünüyordum. Pozisyonsuzluk bir nevi özgürlük. Belli kalıplara sıkışmış kapital ve onun dayattıklarına karşı bir kaçış kapısı aslında.

1970-80’lerden süregelen bir küreselleşme var dünyada ve şu anda bunun ne kadar plansız bir büyüme düzenine sahip olduğunu görüyoruz. Avrupa Birliği mesela, mutlu günlerde herkes fotoğrafa girer ama esas gerekli zamanlarda kadrajda yalnız kalırsınız, İtalya, İspanya gibi. Bunları neden söylüyorum çünkü, işin sonunda, ister ülke, ister takım, ister birey olarak yalnız kaldığınızda olay sizin yeteneklerinize ve gücünüze kalıyor. Biz ülke olarak bu kaostan gerçekten güzel işler çıkartabiliriz bunu sadece basketbolda anlamında söylemiyorum ama şimdi konumuz basketbol.

Unutmamak lazım ki teori ile pratiğin kesiştiği en önemli noktalardan birisi ekonomi. Basketbolcu olmayı, yıldızların kazandıkları paraları kutsallaştıracak düzeye çıkartıp birbirimizin gözüne soktuğumuz için basketbolcular maliyet kalemi gibiler. Sokakta oynarken aldığımız keyfi tamamen kaybettik. Altyapı antrenörlerimden Şükrü Yaravlı bir gün sezonun ilk maçına çıkmadan önce bir laf etmişti hep aklımdadır:  “Bir maçın primi 10 bin dolar da olabilir, çeşmeden akan suyu ilk içmesine de, önemli olan oyundan aldığınız keyif ve kazanma isteğiniz”, gerisi gerçekten laf-ı güzaf. Altyapıdan itibaren sporcularımıza rehber olabileceğimiz bir süreç başlatmamız şart. 

Neden basketbolu sevdiğimizi unuttuk

İnsanları gittikçe kapitale ve robotlaşmaya doğru itiyoruz ve işin özünü uzun süredir kaçırıyoruz. Necip abi her zaman söyler “küme düşmek dünyanın sonu ya da namussuzluk değildir” diye. Bu aralar izlenecek şeylere bolca vakit ayırıyoruz haliyle ve sizlere “Sunderland Till I Die” belgeselini tavsiye ederim. Bir futbol belgeseli ama bu “sporu” niye sevdiğimizi bize hatırlatacaktır. Ayrıca geçtiğimiz günlerde Nuri Bilge Ceylan’ın kamera arkası konuşmasına denk gelmişsinizdir, gelmediyseniz de link burada.  Bu oyunun bir sürü paydaşının da kendisine ders çıkartabileceği bir konuşma.
 
Minimalist olamamak ve üretimsizliğin kötülüğü 
 
* Minimalizm her ne kadar bir sanat akımı olarak ortaya çıktıysa da hayatımıza uygulamamız gereken bir kavrama dönüşüyor. Önümüzdeki ekonomik süreçte bizi bu yöne itecek gibi gözüküyor ancak minimalizm küçülme demek değildir. Alman mimar Ludwig Mies “ Fakirlik, yoksunluk, eksiklik değildir minimalizm; aksine bilinçli bir tercihtir; zor olanı seçmektir, azla çok yapmaktır” der. 

Önümüzdeki sezon bütçeler ister istemez kısılacaktır. Yabancı sayısı düşer düşmez ama şunu anlamak lazım ki her zaman tavan limitten oyuncuyu kadroya doldurmak gibi bir zorunluluk yok. Oyuncuların ve kulüplerin de finansal anlamda yönlendiricilerden ziyade mental yönlendiricilere ihtiyaçları var. Her şeyi parayla ölçerseniz günün sonunda en fakir olursunuz. Dünyada çok az bir gruba ait olan zenginlik hayallerini oyunculara satmaktan ziyade hayatın kalan kısmında becerikli olan insanların bu süreçte yer alması gerekiyor.

Nasıl kurtuluruz?

Önümüzdeki sezonda hangi ligde kaç takım olacağının bir önemi yok, elbette hukuki sınırlar içerisinde ortak bir yol ve formül bulunacaktır. Önemli olan bu moladan oyuna daha farkındalıklı bir şekilde dönmek. Ben kısa vadede ve uzun vadede bazı öneriler sunacağım: 

Kulüpler olmayan parayı harcamayacak, bu artık çok net ve katı olmak zorunda. Bunun içinde dernekler üzerinden olan bu düzenden çıkmamız lazım. Hanginiz marketteki 2 liralık gofrete 5 lira verir. Söyleyeyim, hesap vermeyecek olanınız. Zorlu bir süreçtir ancak kulüpler belli şahısların ya da zümrelerin sahiplik düzeniyle harcamalarını mantıklı hale getirebilirler. En azından hesap verilebilirlik kavramını hatırlarız. Bu yönde adımlar atılması artık kaçınılmaz, ki zaten bu dediğim anlayışa yakın bazı kulüplerin ödemelerinde hiç bir zaman sorun yaşamadığını görürsünüz. 

Basketbol daha çok gruba yayılmalı, Bölgesel Lig eski formatında hayatlarımıza dahil olmalı. O zaman yeni oluşumları görebiliriz. Bu ülkenin Furkan Korkmaz gibi isimlere ihtiyacı olduğu kadar bu topun peşinden koşma arzusuyla yanıp tutuşan ama bazı şartlardan ya da koşullardan dolayı belli seviyede kalmış basketbol tutkunlarına da ihtiyacı var. Eğer derseniz ki özel ligler kurulsun, özelleştirmenin çözüm olmadığını, federasyonun gücünü ortaya koyabilecek bir yapıda olduğunu söylerim. 

Oyuncular paradan ziyade oynamaya öncelik vermeli, en azından altyapıdan yetişen ve yetişmekte olan sporcu kardeşlerimize bir hayat görüşü aşılayabilmemiz lazım. Bunun içinde bu küçülme sürecinde ALTYAPILAR ön plana çıkmalı. Bu ülkenin çocuklarına güvenelim. Bu ülkenin koçlarına güvenelim. Yabancı hayranlığından çıkıp kendi değerlerimizi hatırlayalım, keşfedelim. Bu ülkede bence yeterli olmadığını düşündüğüm ki aldığı sonuçlar ortada, Dedas şans bulmuşken neden Yakup Sekizkök, Ömer Uğurata, Erdem Can, Semih Soğuksu, Ali Ruhi Balkanlı ve nice arka planda kalmış kaliteli isim Süper Lig’de baş antrenör olarak görev alamasın. Ki önümüzde Can Sevim ve Korhan Aydanarığ gibi kulüplerini alt ligden Süper Lig'e çıkaran 2 genç antrenörümüz mevcutken (Korhan koç TB2L'den BSL'ye). Keza Burak Bıyıktay'ın yerli isimlerle yaşattığı dönüşüm. 

Yabancı oyuncuların transfer dönemleri, yerlilere göre daha uzun bir döneme yayılmış durumda. Yerli oyuncuların da yabancılarla aynı hakka yani aynı tarihe kadar transfer yapabilme hakkına sahip olması lazım. Bu süre eşitlenmeli. Ayrıca yabancı kısıtlanırsa yerlilerin parası artacak diye de korkmamak lazım zaten bütçeler belli oranda düşecek bunu kabul edelim. 

Her kulüp spor psikoloğu ve mentör bulundurmalı, altyapıda da antrenörlerine mutlaka ve mutlaka çocuk-antrenör ilişkisi üzerine mental yatırım yapmalı. Kulüpler bir okul gibi hatta bazen okuldan daha fazlası olabilmeli. 

Oyuncu devşirmek yasaklanmalı, bunun bir vizyonmuş gibi sunulmasının önüne geçilmeli. Hep bu örneği veriyorum, ısrarla da vereceğim Milos Teodosic 2014-5 yılında yani kariyerinin en göz önünde olduğu dönemlerinden birinde dedi ki eğer milli takımımızda herhangi bir devşirme oyuncu olursa bir daha bu milli formayı giymeyeceğim diye çoğu takım arkadaşı da ona arka çıktı. Şundan vazgeçelim, “ama herkes bunu yapıyor”. Uluslararası alanda gerekirse sonuncu olalım, ama kendi çocuklarımızla olalım. Kolaycılığa alışmayalım.

Bir ek de TÜBAD’a. Bunu 2019’da Ankara’da antrenörler toplantısında da dile getirmiştim. Dernek olmak yeterli değil sendikalaşmak zorundayız. Antrenörler olarak da değil basketbolun tüm paydaşları olarak. Geçici çözümler bir, bilemedin iki sezonluk olur ancak geçici çözümleri yani istisnaları kaide haline getirirseniz insan kendi değerinden şaşar, giderek her şeye yabancılaşma süresi başlar. Şimdilerde gündeme maaşını alamayan antrenörler gelmeye başladı. Bunların sayısının zamanla artmayacağını bilemeyiz. Yıllarca sanatçılara yakıştırılan bir laf vardır, sanatçılar sürünsün istenir, onların üç kuruşa yaptıkları acılı çalışmalar ilahlaştırılır, neden? Aynısı şu sıralar basketbola yapılıyor , “4 ay geriden geliyorlar helal olsun”. Bunu dramatize etmemek lazım bu oyuncular açısından belki övünülecek bir duruma benziyor ancak sistemsel açıdan acizliğin resmidir. Herkesin başvurabileceği ve hakkını arayabileceği yerli bir platform şart.                                                                                                      
Herkes kendi rolünde gerekli adımları atarsa, kısa süre içinde şu anda hayıflanarak baktığımız Yunan ve Litvanya takımları gibi olmamız çok zor değil, sadece başlamak için adım atmamız gerekiyor. Kendi oyuncularımızın etrafına destekleyici amaçlı yabancı oyuncuları koyacağımız günler için yapılmalı tüm hamleler.

Basketbolun özünü sevdiğimizi hatırlamalı, çocukken hunharca koşturup maç yaptığımız günlerin hatırına bu oyuna yeniden yapılanmak için bir şans daha vermek lazım. Bazen bana değmeyen yılan bin yaşasın dersiniz ama yağmurdan kaçarken doluya tutulduğunuzun farkında olmazsınız, bu oyunun tüm paydaşlarının HAKKI için atılacak adımlarda buluşmak üzere. 

Yorumlar Okunma: 2398