Maslow ne anlar basketboldan ! (Efe Can Önal) - BasketFaul.com

Maslow ne anlar basketboldan ! (Efe Can Önal)

29-03-20 17:23
Çeşitli bilim dallarından ve felsefi düşüncelerden örnek vermeyi seviyorum çünkü hayatın tezgahından alınabilecek bir sürü ders var ve bunlar yaşam amaçlarımıza yön veriyorlar. Bu amaçlarımızın da ne olduğu konusunda bir sürü yorum yapılır. Buna sistematik bir şekilde yanıt veren bir isim var: Abraham Maslow.

E peki Maslow ne alaka şimdi basketbolla? Şu alaka ki bugünkü konumuz olan pozisyonsuz basketbola dair olan ihtiyaçlar ve teori-pratik ekseninde antrenörün yaşadığı sorunlara dair ışık tutacak bir çalışma yapmış olması. Önemli bir psikoloji profesörü olmadan önce hukuk eğitimi de almış olması insana dair ortaya koyduğu "ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisindeki” hak kavramının da temelini oluşturuyor.

İhtiyaçlar hiyerarşisi ve Basketbol


 


Bu piramitten yazının ikinci etabı olan “antrenörlerin teori-pratik sorunsalı” kısmında da faydalanacağız fakat şimdi bunu pozisyonsuz basketbola uyarlama kısmından örneklerle ilerleyeceğiz. 

Basketbolun herkese keyifli gelen bir yönü var. Benim için ise tempo ve bol possesion. Bir önceki yazımda pozisyonsuz basketbola dair olan görüşlerime dair bir giriş ve temellendirme yapmıştım. 

Şimdi pozisyonsuz ve tempolu basketboldaki en temel ihtiyaçlarımıza bakarsak yani piramidin en altına ; ballhandling, şut becerisi ve atletizmi yerleştirebiliriz. Bir üst basamağa pas becerisi, 1x1 face up attack özelliği ve temel savunma becerilerini koyalım. Üçüncü basamağımıza hareket halinde pas/pas alma, ribaund becerisi/box out ve topu erken oyuna sokma becerisini ekleyelim. Dördüncü basamağa perdeleme çıkışı/hareket halinde şutu, adam değişme savunmasını, transition offense’i ve cut özelliklerini ekleyelim. Ve son basamağımıza ise pick and roll becerisi , post up oyunu, mid range şutu ve geri kalan perdeleme savunmalarını ekleyelim.

Sezon Planlaması, beklentilerin çelişkisi ve oyuncuya güven
Hangi seviyede olursa olsun sezon başında bir yıllık program yapılır aslında buna “checklist” diyebiliriz. İhtiyaçlar hiyerarşisinde gördüğümüz üzere piramidin alttan üste en temel ihtiyaçlardan en olası mükemmel hayata doğru gider. Buradaki unutulmaması gereken şudur ki pozisyonsuz basketbolda en üst piramitte yer alan kısım çok limitli bir gerekliliktir. Basketbolcu adaylarını eğitirken böyle bir piramit belirleyip , belli aşamalardan geçmeden onlara henüz hazır olmadıkları yetileri kazandırma telaşına düşmemek lazım.

Bu bahsettiğimiz sistemi A Takımlarda uygulamak eğer temelden böyle yetişen profiller takımda bulunmuyorsa çok zor olacağı için bazı rötuşlar olabilir ancak altyapıda vaktimiz bol yani A Takım’da reform belki olur ama altyapı bu basketbol felsefesini anlatabilmek için devrime uygun. Oyuncu bazlı olan bu piramidi bir de “takım beklentileri” şeklinde de belirleyip oyunculara aktarmak şart. 

Genelde altyapı antrenörleri ve A takım koçlarının uzlaştığı bir konu var.  A takıma çıkan genç basketbolcu önce savunma yapsın. Ancak sorun şu ki altyapıda yapılan çalışmaların çoğu hücum özellikleri üzerine ve biz hücum potansiyelleri en yüksek isimleri A Takıma çıkınca birer savunma sanatçısı haline getirmeye çalışıyoruz. A Takıma çıkınca önce savunma yapacaksın demek çok mu ironik, çok mu figüratif . Demek ki altyapıda verdiğimiz hücum metodlarına güvenmiyoruz. Aslında özeleştiri yapıyoruz da farkında mı değiliz. Hücuma dair geliştirilmesi gereken özellikler daha fazla bunu inkar edemeyiz ki etmeyelim de zaten. Çünkü hücum yetenek gerektirir , işin aksiyon kısmıdır, savunma ise en fazla bir reaksiyon sanatı olabilir. Eli topa değen ve top kullanan oyuncu, savunma konusunda daha istekli olacaktır. Çünkü hücumda olumlu bir iş yaparsa bu savunma motivasyonunu artıracaktır, çünkü hücumda olumsuz bir iş yaparsa bu savunmada telafi motivasyonunu artıracaktır. 

Pozisyonsuz basketbolda set çılgınlığı olmayacağı için antrenörlerin ipleri biraz oyuncuya bırakması zorunlu. İçine düştüğümüz “Meksika Açmazı"ndan çıkıp özgürlüğü paylaşabilmek lazım. Pozisyonsuz basketbol tek tip oyuncu modellemesinden ziyade, aklını kullanabilen ve beceri yelpazesi geniş birey ve basketbolcu yetiştirilmesine yardımcı olacak bir yaklaşım diye düşünüyorum. Kontrolü bazen paylaşıp oyuncuya bırakmanın iyi sonuçlar verebileceğinden bahseden Sommeren 92/Şampiyon Danimarka filmini izleyebilirsiniz malum film platformundan, ki gerçek bir hikayeye dayanır. 

Teori-Pratik ayrımı
Yazının bu kısmına kadar gelen herkesin “Kardeş çok biliyorsan sen yap” ya da “Sen dediklerini sanki uygulayabiliyorsun da bize ahkam kesiyorsun” diyeceğini biliyorum. 

Burada da zaten devreye teori-pratik ayrımı giriyor. Yapılan en büyük yanılgı hayatımızdaki değişkenlikleri göz ardı edip plan yapmak. İktisatta bu amaçlı kullanılan bir tabir var: “Ceteris paribus”. Diğer tüm durumlar sabitken anlamına geliyor. Antrenör olarak da yapılan en büyük hatalar buradaki gibi belli başlı parametrelere odaklanıp diğerlerini bilinçli ya da bilinçsiz gözardı etmemizden kaynaklanıyor. Bunun sonucunda da belli başlı hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Maslow’un piramidine dönersek antrenör olarak “kendimizi gerçekleştirme” hedeflerine çok odaklanmış durumdayız ki bu da bizi diğer dört basamağı görmezden getirecek kadar olumsuz etkiliyor , ben bir antrenör olarak bu yanlış hedef planlaması ve diğer parametrelerin öneminin gözardı edilmesinden ötürü hayal kırıklığını kendi adıma yakın bir zamanda yaşadım. 

Nedir bu dış etkenler derseniz antrenör olarak biz asgari seviyede de olsa piramidin ilk 4 basamağındaki hedefleri gerçekleştirmek zorundayız ya da en azından o değişkenlerin önemli olduğu gözardı etmemeliyiz ki olası başarısız sonuçlara hazırlık olalım ve yeniden başlama gücünü içimizde bulalım. Burada da eksik kalınan bir yönden bahsetmek lazım, antrenörler olarak pedagojik eğitim ve psikoloji konusunda daha çok emek harcamalıyız çünkü bu konuda sizden başka birisinden sizin adınıza hamle yapmasını beklemek hayalcilik. 

Diğer aklınıza gelen dış faktörler; veliler, antrenör-yönetici ilişkisi, kulübün beklentileri, spor okulunda çalışıyor isen ister istemez oluşan ticari kaygılar ve bir sürü parametre olabilir ki tüm bunların üstesinden gelebilmek için de antrenörlerin çok yönlü ve entellektüel anlamda belli bir seviyeye ulaşmak için çabalaması gerektiğini görüyoruz. 

Bu oyunun hangi tarafında olursanız olsun işin özü şudur ki bir insanın hayatındaki tüm odak noktası basketbol ise orada bir yanlış var demektir. Diğer parametreleri mutlaka belli ölçülerde de olsa hayatımıza enjekte etmemiz şart. Bir sonraki yazıda basketboldaki küreselleşmenin ülkemizdeki etkileri ve gelecek sezonlarda bizleri neler bekliyor onlar üzerine fikirler olacak. Teori ve pratiği birleştirebilmek için: “Sapere Aude”.  

Yorumlar Okunma: 1925