Hüznü Ortak Olmayanların, Sevinçleri de Ortak Olmaz (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Hüznü Ortak Olmayanların, Sevinçleri de Ortak Olmaz (İlker Yıldız)

25-02-20 03:40
FIBA 2021 Erkekler Avrupa Şampiyonası Elemeleri D Grubu ikinci maçımızda İsveç'e deplasmanda 87-80 mağlup olduk. Bu sonuçla birlikte grupta oynadığımız ilk iki maçtan da mağlup ayrılarak, grupta galibiyeti olmayan tek takım biz kaldık. Maçın ilk yarısı da 47-38 İsveç'in lehine sonuçlanmıştı. Hatırlanacağı gibi grupta oynadığımız ilk maçta kendi sahamızda Hollanda’ya 72-65 mağlup olmuştuk.

Point Guard Eksikliği!

Evimizde oynadığımız Hollanda maçı sonrası yazdığım “Hollanda Maçı Üzerine” başlıklı yazımda başta teknik ekip olmak üzere parkedeki oyuncularımızın enerjisinin düşüklüğünden bahsetmiş ve İsveç maçında da benzer bir durumla karşılaştığımızda ciddi sıkıntılar yaşayabileceğimizi ifade etmiştim. Anadolu Efes’in Turkish Airlines Euroleague 25. haftasında deplasmanda oynadığı Bayern Münih maç kadrosunda yer aldıkları için Hollanda maçında oynayamayan Sertaç Şanlı ve Ahmet Buğrahan Tuncer’in de eklenmesiyle birlikte daha bir ümitle İsveç deplasmanı gittik. Ancak İsveç maçının 12 kişilik kadrosuna ve sahada ortaya konan oyuna baktığımızda maalesef dersimize iyi çalışmadığımız bir kez daha ortaya çıktı. İlk maçımız olan Hollanda maçında ilk yarıda 41 yerken, İsveç karşısında daha da kötü bir savunma performansı gösterip ilk yarıda 47 sayıyı potamızda gördük. İlk yarılarda yediğimiz çok yüksek sayılar dışında başka bir olumsuz anlamdaki benzerlik de Hollanda’nın oyun kurucusu Charlon Kloof’u tutmayı beceremediğimiz gibi İsveç’in oyun kurucusu Ludvig Hakanson’u da savunamadık. Bizim durduramadığımız Charlon Kloof ve Ludvig Hakanson’u Hırvatistan’ın çok rahatlıkla savunabildiğini görüyoruz. Bize karşı 27 sayı, 6 ribaunt ve 3 asist ile oynayan Charlon Kloof’un, Hırvatistan karşısında sadece 10 sayı, 3 ribaunt ve 4 asist ile oynadığını görüyoruz; yine bize karşı 23 sayı, 3 ribaunt ve 8 asist ile oynayan Ludvig Hakanson’un, Hırvatistan karşısında sadece ve sadece 4 sayı, 1 ribaunt ve 2 asist ile oynayabildiğini görüyoruz. Bu küçük istatistikler bile takım savunmamızın ne kadar yumuşak ve enerjimizin ne kadar düşük olduğunun bir göstergesi olmaya yeterlidir diye düşünüyorum.

Charlon Kloof (Hollanda) ve Ludvig Hakanson (İsveç) gibi oyun kurucuların bize karşı adeta şov yapmalarının en önemli sebeplerinin başında takım savunmamızın çok yumuşak olmasıyla birlikte, bu oyuncuları gerek savunmada gerekse de hücumda zorlayıp yıpratabilecek özelliklere sahip point guardlarımızın olmamasını da etken olarak görebiliriz. Çoğunlukla Doğuş Balbay gibi hücumda takımı bir kişi eksik bırakan bir oyun kurucuyla ve Hüseyin Göksenin Köksal gibi kulüp performansını bir türlü milli takımda gösteremeyen oyuncuyla tutma çabamızın sonuçsuz kaldığını gördük. Kartal Özmızrak’tan ikinci maçta erken vazgeçilmesi ve Ahmet Buğrahan Tuncer’in de ciddi savunma zafiyetini eklediğimizde, millilerimizde oyunun her iki yönünde de oyun aklını ortaya koyabilecek oyuncu kurucu eksikliğini ciddi bir şekilde yaşadığımızı söyleyebilirim. Berk İbrahim Uğurlu (Tofaş) ve Muhammed Mustafa Baygül (Türk Telekom) gibi çembere kuvvetli gidebilen ve asist yönleri kuvvetli olan iki oyuncunun düşünülmemesi de ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durum olarak bir kenara bırakıyorum. Velhasıl ilk iki maçta ciddi bir oyun kurucu eksikliği yaşadığımızı hep birlikte acı bir şekilde gördük.

Kadro Tercihleri Ne Kadar Doğru?

A Erkek Basketbol Milli Takımımızın Hollanda ve İsveç maçlarının aday kadrosuna çağrılan ve maçların 12 kişilik kadrolarında yer alan oyunculara baktığımızda ciddi kadro tercih hataları olduğunu düşünüyorum. Özellikle dört numaralı pozisyonda (PF) ciddi sıkıntılar yaşadığımızı gördük ve aklımıza ilk olarak OGM Ormanspor formasıyla bu sezon çok iyi performanslar gösteren tecrübeli Cevher Özer’in (19 maç- 31:54 dakika- 11,84 sayı- 6,05 ribaunt- 2,79 asist) düşünülmemiş olması geliyor. Oysa Cevher Özer, her iki maçta da tecrübesiyle millilerimize çok ciddi katkılar verebilirdi. Savunma açısında BSL’nin tartışmasız en iyilerden birisi olan Doğuş Özdemiroğlu (Darüşşafaka Tekfen, 19 maç- 18:41 dakika- 6,53 sayı- 2,37 ribaunt- 1,79 asist- 1,69 top çalma) özellikle rakip oyun kurucuları ciddi anlamda bunaltabilir, en azında iki maçta da yaşadığımız savunma zafiyetlerimizi kapama adına ciddi şekilde katkıda bulunabilirdi. Yine her iki maçta da millilerimizde dikkatimizi çeken en önemli eksiklik olarak ise çembere topla dikine giden ve savunmayı delebilen oyuncumuzun hemen hemen hiç olmamasıydı. Çoğunlukla hücumda oyunumuzun tıkanması ve dış şuta bağımlı kalmamızdaki temel etkenlerin başında da bu tür delici oyuncu eksikliği gelmekteydi. Bu sezonun bence en ciddi gelişim gösteren ve topla çembere dikine gidebilen en önemli oyuncusu olan Muhammed Mustafa Baygül (Türk Telekom, 19 maç- 23:32 dakika- 10,00 sayı- 3,79 ribaunt- 2,74 asist), oyunun tıkandığı anlarda millilerimize önemli katkılar verebilirdi. Bununla birlikte hem oyun tarzı olarak oyun kurucu bölgesinde çeşitlilik katma ve çembere dikine gitme adına açık alanda durdurulması imkânsız olan Berk İbrahim Uğurlu (Tofaş, 17 maç- 23:18 dakika- 6,59 sayı- 2,71 ribaunt- 5,47 asist- 11,76 verimlilik puanı) da (sakatlığı yoksa) muhakkak düşünülmeliydi. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ki Berk İbrahim Uğurlu, aday kadroya çağrılan oyuncular arasında ligdeki verimlilik puanı en yüksek olan oyuncumuz konumundaydı.

Maç Sertliği Yüksek Olanlar Kadroda Değil!

Anadolu Efes’in neredeyse Turkish Airlines Euroleague’de liderliği garantilemesine rağmen, Sertaç Şanlı ve Ahmet Buğrahan Tuncer’in milli takımımızın Hollanda maçı kadrosunun yerine Bayern Münih maçı kadrosunda yer almalarını da anlayamıyorum. Anadolu Efes’in hem de deplasmanda 88-63 kazandığı Euroleague sonuncusu Bayern Münih maçında Sertaç Şanlı 16:15 dakika, Ahmet Buğrahan Tuncer de 13:28 dakika süre aldılar. Oysa özellikle millilerimizin Hollanda maçında Sertaç Şanlı’nın katkısına ihtiyacı çok fazlaydı. İsveç maçındaki performansına baktığımızda Sertaç Şanlı’nın millilerimizin bu kadro yapısında ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Gerek Sertaç Şanlı (Euroleague’de sadece 19 maç ve 12:47 dakika)’nın gerekse de Ahmet Buğrahan Tuncer (Euroleague’de sadece 9 maç ve 6:43 dakika)’in sadece ikinci maç olan İsveç maçında yer almalarının, Sayın Ergin Ataman ile Sayın Ufuk Sarıca arasındaki fikir alış-verişi sonrası gerçekleştiğini düşünürsek, bu fikir alış-verişi sonucunda alınan kararın millilerimiz adına pek de olumlu neticelenmediğini söyleyebiliriz.

Ahmet Buğrahan Tuncer, Doğuş Balbay, Berkan Durmaz (beklenenin üzerinde performans sergilese de), Tolga Geçim gibi takımlarının oynadığı ciddi maçların çoğunlukla karar dakikalarında sorumluluk almayan/verilmeyen oyuncuların milli takımımızda daha fazla sorumluluk verilmesinin sakıncalarını her iki maçta da gördük. Oysa hem TBSL’de hem de Avrupa Kupalarındaki maçlarda takımları adına karar verici rolde olan birçok yerli oyuncularımızın olduğunu biliyoruz. Teknik ekibimizin, tecrübeli olan oyunculardan ve 2019 Dünya Kupasındaki kadroda uzun süre birlikte çalışma imkânı bulduğu oyunculardan yararlanmayı tercih etmesini bir nebze anlayabiliriz. Ancak sezonun sonlarına gelinmesine rağmen, sertlik ve zorluk derecesi yüksek olan maçlarda oynamayan oyuncuların, maçın son anlarındaki kararlarının ne kadar hatalı olduğunu da hep birlikte adeta saç baş yolarcasına tanık olduk. Bu nedenle en doğru olanı, adeta takımlarında başrolde oynayan oyuncuların takımlarının adına bakmadan milli takım aday kadrosuna alınmalarıdır.

Oyun Düzenimiz?

Her iki maça da baktığımızda takım olarak oyun içerisinde ciddi performans iniş ve çıkışları yaşadığımızı görüyoruz. Genellikle takım oyunu ve uyumundan daha çok, bir-iki oyuncumuzun göstereceği performansa bağlı olarak hücum düzenimizi(!) belirliyoruz. Hücumda o kadar statik oynuyoruz ki maçın beşinci dakikasından sonra rakip takım ne oynayacağımızı rahatlıkla çözüp, Melih Mahmutoğlu gibi neredeyse tek istikrarlı şut tehdidi olan oyuncumuzu kilitleyebiliyorlar. Topla çembere gidebilen oyuncumuz neredeyse yokken, genellikle düzensizlikten düzen kovalayan bir takım hüviyetine bürünüyoruz. Bu da dengesiz hücum etmemize ve savunmaya geçişte adam bulamamıza sebep oluyor. Elemelerin ilk iki maçı sonrasında dış şut savunmasını bizim kadar kötü yapabilen bir ikinci takım yoktur herhalde!

İdeal beşimizi bir türlü bulamamamız, maç içerisinde oyun üstünlüğünün hep rakiplerimizde olması, maçın kriz anlarında sorumluluk alabilecek oyuncu sayımızın bir bilemediniz iki olması, ribauntlarda üstünlüğü rakiplere kaptırmamız, karar anlarındaki beceriksizliğimiz, takım liderinin olmaması, gerek teknik ekibin gerekse de oyuncularımızın doğru reaksiyon vermekte geç kalması gibi bizim gibi bir milli takımın yapmaması gereken neredeyse birçok şeyi yapmamız, bize hiç yakışmadı…

Yedek Oyuncularla Değil As Oyuncularla Kurulu Kadro…

FIBA ve Euroleague anlaşmazlığından dolayı daha uzun süre Avrupa ve Dünya Şampiyonalarının elemeleri bu formatta oynanmaya devam edeceğe benziyor. Çoğu ülke milli takımında olduğu gibi bizde en iyi oyuncularımızdan bu elemelerde yararlanamıyoruz. Ancak gerek Hollanda gerekse de İsveç gibi bize göre basketbol açısından geride olan ülkelere, çok kötü oyunlardan sonra yenilmemizin kabul edilir hiçbir yanının olmadığını düşünüyorum. Sürekliliği ve istikrarı kendime ilke edinmiş birisi olarak, Sayın Ufuk Sarıca ve ekibinin milli takımımızdaki görevlerine daha yeni başladıklarına inanıyorum. En az 5-10 yıl daha Sayın Ufuk Sarıca ve ekibinin A Milli Basketbol Takımımızın başında olması gerektiğine inanıyor ve sonuna kadar da bu düşüncemi savunacağım. Ancak eleştirilere de açık olmalarının ve daha iyi hazırlık dönemi (sezon içinde birkaç ara hazırlık kampları yaparak) planlamaları yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Doğru ve namuslu eleştiriler; sulandırılmış övgülerden daha çok insana katkıda bulunacağına inanıyorum. Şimdi ayağa kalkma zamanı ve bunu başaracak olanlar da Sayın Ufuk Sarıca ve ekibidir. Bundan sonraki süreçte takımlarının yedek oyuncularıyla değil tırnaklarıyla kazıyarak takımlarında formayı kapan as oyunculardan kurulu, daha istekli ve daha enerjik bir milli takım kadrosunun oluşturulması gerektiğini düşünüyorum.

Hüznü Ortak Olmayanların, Sevinçleri de Ortak Olmaz…

Ülke basketbolumuzun en zirve noktası A Milli Takımlarımızdır. A Milli Takımlarımızın başarısı, kulüp takımlarımızın onlarca Euroleague, EuroCup, Champions League, FIBA EuropeCup şampiyonluklarından çok daha kıymetlidir. Bunun bilincine vardığımız an, basketbolumuz da gerçek anlamda bütünleşme sağlanacak ve ülke basketbolumuz ciddi bir ivme kazanacaktır. Muhtemelen bugün de hem oynanan oyun hem de alınan mağlubiyetlerden sonra üzüntüden uyuyamayacağım ve işime öyle gideceğim. Benim gibi daha binlerce Türk basketbolsever de aynı hüznü paylaşacaktır. Teknik ekibimizin ve oyuncularımızın da bizlerle aynı hüznü paylaştığına eminim. Aynı hüznü paylaşmadan aynı sevince de layığıyla ortak olunmayacağını düşünüyorum. Şimdi hüznümüz ortak, yakın zamanda ise uzun süreli sevinçlerimizin ortak olacağına inanıyorum.

Her şey A Milli Takımlarımız için.


 

Yorumlar Okunma: 3262