Zeynep Gül Ene ile sohbet: Kadın basketbolumuzun geleceği (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Zeynep Gül Ene ile sohbet: Kadın basketbolumuzun geleceği (İlker Yıldız)

06-02-20 18:37
Ülke basketbolumuzun gerek mevcut, gerekse de gelecekteki durumunu görme adına en önemli yol gösterici unsurun Altyapı Milli Takımlarımızın kamplarını ziyaret etmek olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemden dolayı da TBF yetkililerince uygun görüldüğü takdirde her yıl muhakkak en az birkaç kez Altyapı Milli Takım kamplarına giderek, başta Altyapı Milli Takımlar Koordinatörleri olmak üzere kamptaki antrenörlerle röportajlar yapmayı hem kişisel gelişimim adına ülke basketbolumuzun şimdi ve gelecekteki durumunu en net şekilde görme adına hem de yazacağım yazılarda kalemin hakkını verip okuyucularımızı en doğru bilgiyle tanıştırma adına çok önemli görüyorum. Basketbola bakış açım her daim uzun vadeli ve mümkün olduğunca da geniş perspektifli bir bakış açısı olmuştur. Çünkü nihayetinde basketbol bir spor olsa da merkezinde çocuk olması, çocuk söz konusu olunca da eğitim meselesinin devreye girmesi ve çocuk-eğitim kelimeleri bir araya geldiğinde de; sabır, süreklilik, kültür, ortak dil gibi birçok meselenin de işin içine girmesi demektir. Kısacası benim için basketbol sadece parkede oynanan bir spor olmaktan çok, hayatın birçok alanıyla temas içerisinde olan ve disiplinler arası çalışma gerektiren bir faaliyet olmuştur. Basketbolu birçok unsurun detaylı bir şekilde ele alınması gereken elit bir oyun olarak görüyorum. Bizler birçok unsuru göz ardı ettiğimiz müddetçe, asıl amaç olanı yani çocuğun en doğru şekilde basketbol eğitimi alması gerektiğini de ıskalayacağız. En iyi eğitim ise sonuca odaklanmak yerine sürece odaklanmayı gerektirmektedir. Maalesef çoğu spor branşında kulüpler, işin ehli olmayanlarca dayatılan sonuç odaklı anlayışla yönetildiğinden dolayı birçok çocuğumuz gerçek anlamda spor eğitiminden mahrum kalmaktadır. Bu durum altyapılarda birçok üst düzey oyuncunun kaybedilmesine ve ülke olarak da sporun birçok alanında istenilen düzeyde kalıcı başarıların gelmesine mâni olmaktadır. Bu nedenle birçok spor branşında özellikle de takım sporlarında uluslararası çapta elde ettiğimiz başarılar kısa vadeli ve bir iki jenerasyonun başarısı olarak kalmaktadır. Oysa temeli sağlam inşa edersek, altyapılarda alınan sonuçlardan daha çok üst düzey oyuncu yetiştirme adına sürece odaklanırsak, iyi eğitimciler (antrenörler) yetiştirirsek ve bu eğitimcilere hak ettikleri düzeyde imkanlar da sunarsak; ülke sporumuzun her branşında en doğru şekilde bir sistem oluşacak ve sabırlı bir süreçten sonra da istikrarlı başarılar elde edilecektir.

2019 yılı temmuz ayında “TBF Basketbolcu Havuzu Tarama Programı” kapsamında U13-U14 Erkek Milli Takımlarımızın Kocaeli ilimizin Kartepe ilçesinde yaptığı kampa katılmış ve Altyapı Erkek Milli Takımlar Koordinatörü Sayın Fikret Doğan başta olmak üzere kamptaki diğer antrenörlerle detaylı bir röportaj yapma imkânım olmuştu. Daha sonra da bu sayfalarda “Fikret Doğan'la Basketbolumuzun Yarınları” başlığıyla yaptığımız röportajımız detaylı bir şekilde yayımlanmıştı. Geçtiğimiz hafta “TBF Basketbolcu Havuzu Tarama Programı” kapsamında U14 Kız Milli Takımımızın Bursa’daki Tofaş Basketbol Kulübü tesislerinde yaptığı kampa katılarak, başta Altyapı Kadın Milli Takımlar Koordinatörü Sayın Zeynep Gül Ene olmak üzere diğer antrenörlerle kampta detaylı bir röportaj gerçekleştirme imkânım oldu. Öncelikle bana bu röportaj imkanını veren TBF yetkililerine ve Altyapı Kadın Milli Takımlar Koordinatörü Sayın Zeynep Gül Ene’ye çok teşekkür ederim.

“TBF Basketbolcu Havuzu Tarama Programı” kapsamında ilk kez kurulan U13 (Erkekler) ve U14 (Erkekler ve Kızlar) Milli Takımlarımızın son aşama kamplarına katılarak, ülke basketbolumuzun geleceğini görme imkânı bulduğum için büyük bir mutluluk yaşadığımı belirtmek isterim. Çünkü “TBF Basketbolcu Havuzu Tarama Programı”nın ülke basketbolumuzun gelişimi adına ne kadar önemli bir proje olduğunu hep birlikte 4-5 yıl sonra çok daha iyi göreceğiz. Ülke basketbolumuz adına çok önemli olan bu projenin ilk yılının son aşama kamplarına katılarak detaylı röportajlar yapma imkânı bulduğum için de kendimi çok şanslı hissediyorum.

Bu röportajların sonrasında sizlere ulaşan bu yazılar aslında bir seferde okunacak yazılar olmamalı. Kendim de dahil olmak üzere bu yazıların tekrar tekrar okunması gerektiğini düşünüyorum. Bu metinlerin içerisinde başta basketbol antrenörleri olmak üzere, doğru basketbolun ne olması gerektiğiyle ilgili kafa yoranlar için birçok detaylı öğretici bilginin yer aldığını rahatlıkla göreceksiniz. Milli Takımlara oyuncu seçerken uygulanan kriterler, küçük yaşlarda uygulanması gereken antrenman programları, sporcu beslenme programları, elit sporcu yetiştirmek için yapılması gerekenler, uygulanan bilimsel çalışmalar, Milli Takım kamplarına katılabilmek için antrenörlerde aranan şartlara kadar aslında üst düzey basketbol adına hemen her şey bu satırlarda gizli. Bunun yanında bu röportajlar ile ülke basketbolumuzun geleceğini de görme imkânımızın olduğundan da rahatlıkla söz edebiliriz. 13-14 gibi erken yaşlarda milli takımlarla tanıştırılan birçok çocuğumuzun, gelecekte hem oyun hem de vizyon anlamında nasıl bir basketbolcu prototipi çizeceğini de merakla bekliyorum.

Son yıllarda gerek A Milli Kadın Basketbol Takımımızın gerekse de Altyapı Kadın Basketbol Milli Takımlarımızın FIBA Altyapı Avrupa Şampiyonalarında (U16, U18 ve U20) elde ettiği sonuçların çok parlak olduğundan söz edemeyiz. Ancak bu durumun bütün sorumluluğunu da sadece birkaç kişi üzerine yıkmakta doğru bir davranış olmasa gerek. Altyapı Kadın Milli Takımlarımızın 2013 yılından itibaren ciddi bir başarısı yok, bundan daha da üzücü olanı ise 1980’li yıllarda doğmuş olan (Nevriye Yılmaz, Esmeral Tunçluer, Şaziye İvegin Üner, Tuğba Palazoğlu, Birsel Vardarlı Demirmen, Işıl Alben, Bahar Çağlar gibi) ve kadın basketbolumuz adına altın çağı yaşatan efsane kadromuzdan sonra gelen, 1990’lı yıllarda doğmuş olan oyuncularımızdan bu ölçüde katkı sunan oyuncu sayımızın çok kısıtlı olduğu da bilinen bir gerçek. Kısacası neredeyse son 10 yıla yakın bir süreçtir ülke kadın basketbolumuzda elit düzeyde “Büyük Oyuncu” yetiştirmede sıkıntılar yaşıyoruz. Altyapı Milli Takımlarımızda yer alan oyuncu havuzuna baktığımızda ise son yıllarda özellikle 1999 doğumlu ve 2000’li yılların başında doğmuş olan oyuncular arasında “Büyük Oyuncu” olma potansiyeline sahip birçok oyuncu olduğunu görüyoruz. Bu sefer de bu oyuncularımızın birçoğunda başta aşırı antrenman ve maç yüklenmesi olmak üzere, çeşitli sebeplerden kaynaklı ciddi sakatlıklarından dolayı gerek Altyapı Milli Takımlarımızın katıldığı turnuvalarda gerekse de kendi kulüplerinde gerektiği ölçüde yararlanılamadığını da üzülerek görüyoruz. Bütün bu olumsuzluklara karşın sadece birkaç kişiyi FIBA Altyapı Kızlar Avrupa Şampiyonalarında B Ligine düşme durumundan sorumlu tutmamız çok da insaflı bir tutum olmasa gerek. Sonuçta gerek A Milli Kadın Basketbol Takımımızın gerekse de Altyapı Kadın Milli Takımlarımızın yaşadığı sorunların temeli neredeyse 10 yıl öncesine kadar uzandığı bir gerçek. Altyapı Kadın Milli Takımlarımızın FIBA Avrupa Şampiyonalarında B Ligine düşme ve çıkamama durumlarını önceki 8-10 yıllık süreçle irtibatlandıranlardanım. Kamp kadrolarına seçilen oyuncu ve antrenör tercihleri ile ilgili eleştirileri yapanların haklılık payı muhakkak vardır. Ancak takdir edersiniz ki milli takım potansiyeli olan gerek kız gerekse de erkek altyapı oyuncularının takibini ciddi bir şekilde yapan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki, kadroya alınmayıp da TBSL’de fırtınalar estiren bir kız basketbolcuya şu ana kadar rastlamadım.

Bu röportajı sonuna kadar okuduğunuzda aslında ülke altyapı kadın basketbolu adına son bir-iki yıldır çok ciddi çalışmaların yapıldığına tanık olacaksınız. Yapılan ciddi çalışmaları yerinde görme imkânı bulan birisi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Sayın Zeynep Gül Ene ve ekibinin çoğumuzun aklına bile gelmeyecek ölçüde gerek kültürel anlamda milli takım ruhunu oluşturma adına gerekse de bilimsel anlamda ciddi data oluşturulması adına bir hayli mesafeler kat ettiklerini memnuniyetle söyleyebilirim. Çok yerinde bir tercihle U14, U15 ve U16 Kız Milli Takımlarımızın antrenman programını uygulayan teknik ekibin başında ülke altyapı kadın basketbolumuz adına çok büyük bir şans olan Sayın Halil Demirbilek’in olması ve yardımcılığını da yine çok değerli antrenörlerimizden Sayın Yusuf Arkadaş’ın yapıyor olması, kadın basketbolumuzun geleceği adına umutlarımı daha da arttırdığını rahatlıkla ifade edebilirim. Bunun yanında Altyapı Kız Milli Takım kamplarında oyuncu yetiştirme merkezli olan antrenörlerimiz; Sayın Hakan Ateş, Sayın Gülseren Yarga, Sayın Salih Polat ve Sayın Can Küntüşlü gibi birçok değerlerimizin olması, antrenör tercihlerinde ne kadar doğru ve titiz çalışmaların yapıldığının da bir kanıtı olsa gerek. Kısacası Altyapı Kadın Milli Takımlarımızın, Sayın Zeynep Gül Ene önderliğinde bilim temelli, liyakat öncelikli, çok doğru ve titiz bir yapılanma içerisinde olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Muhakkak eksiklikler vardır ve olacaktır da mesele ciddi emek sarf edilen bu doğru organizasyona bundan sonraki süreçlerde yapıcı eleştirilerle katkıda bulunmak olmalıdır.

Sizlerin bu uzun röportajı okurken, aynı zamanda da ülke kadın basketbolumuzun geleceğinin inşası adına yapılan çalışmaları okuduğunuzu da hatırlatmak isterim. Yazıyı bu bakış açısıyla okuduğunuzda basketbol adına ziyadesiyle istifade edeceğinizi düşünüyorum. Bunun yanında okuyucuyu da ülke kadın basketbolumuzun sorunlarına samimi çözümler arama adına çözümün bir parçası olmaya davet ediyorum. Ülkemizin en önemli basketbol sitelerinin başın gelen Basketfaul’de yazılar yazmaya başladıktan itibaren, basketbolumuz adına çok değerli yüzlerce kişiyle tanışma ve konuşma imkânı buldum. Bu konuşmalar ve gözlemlerim sonucunda şu fikre sahip olduğumu söylemeliyim: Ülke basketbolumuzun en temel sorunu olarak, aynı dili konuşmak ve aynı hedefe odaklanmak varken, bir türlü yaşadığı şahsi sorunları aşamayıp ülke basketbolumuza olumlu anlamda değer katmaktan uzak kalan birçok kişinin yapıcı dilden uzak bir üslup geliştirmesi olmuştur. Bu olumsuz dil de en çok kadın basketbolumuzu yaralamaktadır. Bunu aşmanın en önemli yolu olarak ise yapılan çalışmaları masa başında yazılan yazılar ile eleştirmek yerine; yapılan çalışmaları yerinde gördükten sonra önce yapılanların hakkını vermek sonra da eksiklikleri yapıcı bir dille eleştirmek olmalıdır. Zaten bu şekilde yapılacak yapıcı eleştirilere kimse de hayır demeyecektir. Çünkü bu yolla yapılan çalışmalar ve organize edilen programlar çok daha nitelikli hale gelecektir.

Sizleri, Altyapı Kadın Milli Takımlar Koordinatörü Sayın Zeynep Gül Ene ile yapmış olduğumuz bu güzel röportajla baş başa bırakıyorum.

Saygıdeğer Hocam, U14 Kız Milli Takımımızın oluşturulma sürecindeki aşamaları sizden detaylı bir şekilde öğrenebilir miyiz?

“TBF Basketbolcu Havuzu Tarama Programı” kapsamında geçen yıl U14 ve U13 yaş kategorilerinde (2005 ve 2006 doğumlu) yer alan lisanslı kız basketbolcu adayı sporcuların ülke genelinde taramalarını gerçekleştirdik. Bu oyuncu taramalarına, belirlenen il merkezlerinde yerel ve milli takım antrenörlerimiz katıldılar. Geçen yıl itibariyle 2005 ve 2006 doğumlu olan yaklaşık 1100 kız çocuğunu birinci aşama taramalarına aldık. Bu taramaları yaparken kriterlerimizi açık ve şeffaf bir şekilde uyguladık. Taramalar öncesinde yerel antrenörlere bütün kriterleri ve şartları anlattık. Taramalar sonrasında belirlediğimiz kriterlere göre sporcuları üç kategoriye ayırdık. Birinci kategori: Takip edilmeyecek çocuklar, ikinci kategori: Belli özellikleri olan ve ileriye dönük gelişme potansiyeli olan çocuklar ve üçüncü kategori: Kamplara çağırılacak çocuklar.

Belirlediğimiz objektif ve somut kriterler çerçevesinde 2005 doğumlu yaklaşık 70, 2006 doğumlu yaklaşık 80 olmak üzere toplamda 150’ye yakın çocuğu, 5-12 Eylül 2019 tarihleri arasında Özyeğin Üniversitesi Spor Tesisleri’nde yapılan ikinci aşama kampına aldık. İkinci aşamaya çağırdığımız sporcuları, oyuncu kriterlerine göre üçüncü kategoriye dahil ettiğimiz sporculardan seçtik. Bu aşamada sporcularımızı, 22 antrenörün gözetiminde dört gruba ayırdık. İkinci aşamadaki kamp döneminde sporcuların fiziksel özellikleri, istasyon çalışmalarındaki verileri, şut yüzdelerini ve öğrenme yeteneklerinin ölçümü detaylı bir şekilde günü gününe yapıldı. Bunun yanında 1-1, 2-2, 3-3 ve 4-4 oyunun içinde oyuncuların basketbol karakterlerini görme adına çalışmalar gerçekleştirdik.

19-23 Ocak 2020 tarihleri arasında Bursa Tofaş Spor Kulübü Tesislerinde U14 yaş grubu için düzenlediğimiz bu kamp döneminde ise Altyapı Milli Takımlarımıza oyuncu yetiştiren ve oyuncu yetiştirme odaklı olan 10 antrenörümüzü kampa çağırdık. Kampa çağrılan 36 basketbolcunun, her antrenöre 4-5 oyuncu düşecek şekilde dağılımını yaptık. Antrenörlerimizden kendilerine verilen oyuncular başta olmak üzere bütün oyuncularla ilgili “Oyuncu Değerlendirme Kriter Formu”nu her gün doldurmalarını istedik. Her akşam 2-3 saati bulan toplantılarımızda tek tek sporcuların fotoğrafları ekrana gelecek şekilde bireysel oyuncu değerlendirmelerini detaylı bir şekilde yaptık. Bu toplantılarda her antrenör başta sorumlu olduğu gruptaki oyuncuların tek tek günlük antrenman performanslarını değerlendirirken, diğer antrenör arkadaşlar da o oyuncular hakkında kendi gözlemlerini paylaştılar. Oyuncular hakkında bugün 1-1’de iyi değildi hemen geçildi, 3-3’de iyi paslar gördü, şutta ise yüzdesi şu kadardı şeklinde somut kriterlere göre detaylı değerlendirmeleri yapıldı. Bu şekilde her akşam yaptığımız toplantılarda tek tek bütün oyuncuların performans ve genel değerlendirmesini yaptık. Bu şekilde somut ve şeffaf veriler doğrultusunda oyuncu seçimini yaptığımız için, bizlere oyuncu seçimi ile ilgili güven duyulduğunu düşünüyorum. Kimse Milli Takıma oyuncu seçiminin Zeynep Gül Ene’nin iki dudağı arasında olduğunu düşünmesin. Biz bütün oyuncu değerlendirmelerini en ayrıntılı şekilde teknik ekibimiz ile birlikte saatlerce süren değerlendirme toplantıları sonrasında yapıyoruz.

Ülke basketbolumuzun gelişimi adına gerek Altyapı Erkek Milli Takımlarımıza gerekse de Altyapı Kız Milli Takımlarımıza, federasyonumuz tarafından çoğu ülke federasyonuna göre çok daha iyi imkanlar sunulduğunu da özellikle belirtmeliyim. Altyapılarda kız ve erkek milli takımlarına her zaman eşit imkân ve destek sağlayan başkanımız Hidayet Türkoğlu’na ve Ömer Onan’a ayrıca çok teşekkür ederim.

Oyuncu seçimindeki başlıca kriterleriniz nelerdir?

Uluslararası alanda üst seviyede elit basketbolcu adayı olabilecek ve Milli Takımlarda yer alabilecek potansiyele sahip oyuncuları seçerken uyguladığımız kriterler şunlar;

1) Boy
2) Fiziksel performans parametreleri (çeviklik, sıçrama, sürat, dayanıklılık, kuvvet vb.)
3) Basketbola özgü branş yeteneği (topla oynayabilme, gördüğünü ve duyduğunu hızla öğrenip yapabilme, algı ve beceri)
4) Mental aşama (güçlü, oyunda kalabilen, her şarta uyum sağlayabilen, duygularını kontrol edebilen, risk alabilen ve karakterli sporcular)

Taramalar esnasında elenen veya ilk aşamada seçilip de bu kampta olmayan oyuncuların takibini nasıl yapıyorsunuz?

Kamplara çağrılan çocuklara sizlerin buraya seçilmiş olmanız yerinizin garanti olduğu anlamına gelmiyor: “Sizi buraya getiren yeteneğiniz; burada tutacak olan ise karakterinizdir” sözünü söylüyorum. Burası sadece ilk potansiyelinizi gördüğümüz yer. Asıl olan okul ve kulüp maçlarınızdaki performanslarınızdır. Bundan sonraki süreçte, okul ve kulüp maçlarında gösterilen performanslar neticesinde oyuncuların kamplara çağrılma durumları belirlenecektir.

Ülke çapında oyuncu takibini yaklaşık 50 antrenörden oluşan izleme grubumuzla birlikte detaylı bir şekilde yapıyoruz. Sene boyunca e-posta üzerinden detaylı oyuncu takibini yapıyor ve anlık fikir paylaşımları ile birlikte sürekli iletişim halinde oluyoruz.

Şu da bir gerçek ki; uzun kamplar, sakatlık, ağrı, aileden uzak kalma, yaşıtlarının yaptığından mahrum olma, bir koltukta iki karpuz taşıyorlar: öğrencilik ve sporculuk gibi. Çok bilinmeyenli denklem gibi bir iş bu. Bu nedenle çocuklarımızı da göstermiş oldukları başarı ve fedakarlıklardan dolayı tebrik etmek gerekiyor.

Milli Takım kamplarına birçok antrenör çağırdığınızı görüyoruz, antrenör seçimindeki kriterleriniz nelerdir? Kamplarda yer alan antrenörler ile kamp sonrasında nasıl bir iletişim kuruyorsunuz? Bu kamp dönemlerinde Milli Takımlarımızın çalışma ve basketbol misyonunu bu antrenörlerin taşımaları gerektiğini düşünüyor musunuz?

Antrenör seçimindeki kriterlerimizin başında, Milli Takım aday kadrosuna sporcu bulan ve yetiştirenlere öncelik tanıyoruz. Türkiye Şampiyonalarına takım getiren (özellikle Anadolu’dan) ve oyuncu yetiştiren (kulüplerle birlikte okullar da buna dahil) antrenörler önceliğimiz. Bunun yanında pozitif ayrıcalık olarak, kız çocuklarının önünde kadın antrenör modeli olması gerektiğine de inanıyoruz. Oyuncular basketbolu bıraktıklarında ben de antrenör veya yönetici olabilirim demesi açısından onlara ilham kaynağı ve cesaret verici olarak kadın antrenör modelinin olması gerektiğini düşünüyoruz. Erkek egemen spor dünyasında, TBF olarak biz, kadın antrenörlerimizin çok şeyler başaracağına inanıyor ve onları destekliyoruz.

Kamplarda bizlerle birlikte olan antrenörler ile iletişimimiz yıl boyunca yoğun bir şekilde devam ediyor. Ben çok kolay ulaşılabilen bir insanım ve kamplarda, kısa süreçlerde olsa dahi saha içi ve saha dışında antrenörleri bilgi bombardımanına tutuyorum. Üç-dört günlük kamp döneminde bile, antrenörlerde olumlu yönde ciddi değişimlerin olduğunu görebiliyoruz. Antrenör arkadaşlara bana küçük-minik takımda kazandığı maçtan ve kupadan bahsetmemelerini söylüyorum. Bana Milli Takım

oyuncusu olma potansiyeline sahip oyuncuları seçme kriterlerini, gelişim programlarını anlatmalarını istiyorum. Kamp dönemi sonrasında kurduğumuz iletişimlerde antrenör arkadaşların artık kazandıkları maçlardan bahsetmek yerine oyuncularının basketbol gelişiminden bahsettiklerini memnuniyetle görüyorum. İzledikleri maçlarda artık; Milli Takım potansiyeline sahip oyunculardan, yetiştirdikleri üst seviye oyunculardan, oynatılan basketbolun oyuncu gelişimi adına doğru ve güzel basketbol olup olmadığından bahsediyorlar. Kısa olarak görülse de Milli Takım kamplarına çağrılan arkadaşların bizim misyon olarak belirlediğimiz basketbol anlayışımızı benimsediklerini görüyorum. Dolayısıyla da kulüplerine döndüklerinde, Milli Takım kamplarında edindikleri basketbol anlayışını kendi illerinde de sürdüreceklerine inanıyorum. Bunun yakından takipçisi de olacağımızın bilinmesini isterim.

Türk Kadın Altyapı Milli Takımlarımızın vizyonu nedir?

A Milli Takımımızı, kulüplerimizi, Türk Kadın Basketbolunu uluslararası arenada en üst seviyeye taşıyacak, en iyi şekilde temsil edecek oyuncuların seçimlerini erken yaşta doğru yapmak, en güncel bilimsel yöntemlerle gelişimlerini sağlayacak performans gelişim modelini oluşturmak ve korumaktır.

Kamp döneminde yapılan antrenman programlarıyla ilgili bilgi verebilir misiniz?

U16 antrenörümüz Halil Demirbilek ile birlikte kamp dönemindeki antrenmanları planlarken tek tek antrenörlerin keyfiyetine kalmayan, oyunculara savunma ve hücum tarafında hangi becerileri kazandıracağımız ile ilgili başlıkları belirledik. U14’teki oyuncu profiline göre kazandıracağımız beceriler ile ilgili bir program yaptık. Bu program içinde oyuncu yapısına göre, takım yapısına göre basit ve anlaşılır şekilde (karmaşık bir antrenman çocuklardan istenilen düzeyde verim almayı da engeller) bir anlayış gözettik.

Altyapı Kadın Milli Takım kamplarına katılan sporculara yönelik sağlık ve beslenme konuları hakkında ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Bunları detaylı bir şekilde sizden öğrenebilir miyiz?

Benim çalışmaya başladığım dönemde sağlık ve performans ekibi bütüncül bir yaklaşımla çalışmaya başladı. Her ekipte doktor, fizyoterapist, kondisyoner ve diyetisyen kendi alanlarındaki uzmanlıkları basketbol teknik ekibi ile koordineli şekilde uygulayabilir hale geldiler.

Kampa gelen sporcuların ilk önce fiziksel değerlendirme formlarını dolduruyoruz. Şampiyonalar öncesindeki son kamplardaki sporcuların hepsine Acıbadem Hastanelerinde check up yapılıyor. Bu check uplar neticesinde sporcularımızdaki rahatsızlıkların tespitini yapabiliyoruz. Mesela tiroid rahatsızlığı, demir eksikliği, temel element eksikliği gibi ilerleyen dönemlerde sporcuda ciddi rahatsızlıklar meydana getirme durumu olan rahatsızlıkların tespiti yapılıyor ve bu rahatsızlıkların tedavisi için de gerekli özen gösteriliyor. Sporcuların kamp öncesinde sağlık taramaları yapıldıktan sonra, sağlık ekibimiz tarafından sporcuların tek tek sağlık değerlendirmeleri yapılıp, sıkıntıları görülen sporcuların tedavileri için gerekli olan planlar hazırlanıyor. Bunun yanında kampa katılan sporcularımıza diyetisyenimiz tarafından sağlıklı beslenme konusunda eğitim verilir ve sonraki adımda da gerek diyetisyenimiz tarafından gerekse bilinçlendirilen sporcu tarafından kendi sağlığı sürekli olarak takip edilir. Sporcular sağlık ekibimiz ve diyetisyenimiz tarafından bilgilendirildikten sonra, asgari düzeyde kendi vücutlarını tanımaları ve önceden önlemler almaları adına bilinçlendirilirler. Yaşayabilecekleri ciddi rahatsızlıkları önlemede en önemli faktörün kendileri olduğunu bilmeleri istenir. Kısacası bir nevi kendilerinin doktoru olurlar. Örneğin yaz aylarında yoğun efor sarf eden sporcularda su kaybı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Sağlık ekibimiz tarafından bilinçlendirilen sporcularımız, kendi vücutlarını iyi tanımaya başladıklarından dolayı vücutlarındaki su kaybının miktarını kendileri bilebilecek duruma gelirler. Mesela vücutlarında su kaybı oluştuğunu idrarlarındaki renk kontrollerini takip ederek, sıvı alım ihtiyaçlarını tespit edebilmeleri öğretilir. Bununla birlikte diyetisyenimiz kamplarımızda sporcu içeceklerini çoğunlukla kendi hazırlar, bu sayede sporcu sağlığının ne kadar önemli olduğu bir kez daha sporcularımıza göstermiş oluruz.

Sporcularımız kamp dönemlerindeki antrenmanlarda çok fazla efor sarf ettikleri için, gelişimlerinin sağlıklı ilerlemesi adına onlara üç öğün dışında ara öğünler de veririz. Yiyeceklerimizin sağlıklı ve taze olmasına, paketli gıda olmamasına ve ekonomik olmasına özen gösteririz. Ara öğünlerde; laktozsuz süt, muz, kuruyemiş (karbonhidrat ve yağ kaynağı), hurma, tuzlu fıstık ezmesi, kakaolu süt (diyetisyenimiz kakaolu sütü kendi hazırlar) ve diyetisyenimizin kendisinin hazırladığı ve sporcularımızın gözdesi olan tam buğday lavaşı hazırlanır. Sporcularımızın kamp dönemindeki çalışmalarda olabildiğince sakatlıklardan uzak tutulması adına dinlenme ve toparlanma süreçlerine özellikle itina gösterilir. Çünkü bu sporcularımızın çoğu gelişim dönemlerinde olduklarından dolayı hem beslenmeleri hem antrenmanlarda verimli olabilmeleri hem de gelişimlerinin birlikte sağlanması adına bu sürece çok dikkat etmekteyiz. Kamp dönemlerinde uyguladığımız beslenme düzeninin sporcularımız açısından en önemli faydalarının başında, burada öğrendiklerini sporcularımızın kamp dönemi dışındaki süreçte de kendi sağlıklarına dikkat eden, bilinçli sporcular haline getirmektir.

Kamp döneminde sporcuların yaşadıkları herhangi bir sakatlık veya hastalık sürecinde onlardan kendilerine uygulanan tedavilerde verilen ilacın adını, bu ilacın ne gibi tedavilerde kullanıldığını, neden bu ilacın kendisine verildiğini gerek doktor gerekse de fizyoterapistten sormasını isteriz. Böylece asgari düzeyde de olsa her sporcunun sağlık konusunda bilinçli olmasını ve kendilerinin doktoru olmalarını isteriz. Sporcularımızdan yüksek performans gösterebilmekle ilgili parametreleri bilmelerini isteriz. Sporcu, performansını maksimize ederken, sakatlık ve yorgunluğu da minimize etmesini bilmeli. Bu anlayış tamamen sporcuları koruma ve daha da önemlisi sporcuların kendi sağlıklarını korumaları için hayati önem taşımaktadır. Birçok yetenekli sporcunun spor yaşamının erken bitmesine üzülerek şahit oluyoruz, oysa az öncede belirttiğim gibi bu sporcular performanslarını maksimize ederken, sakatlık ve yorgunluğu minimize etmesini bilmiş olsalardı hem spor yaşamları daha uzun süreli olacak hem de çok daha elit düzeyde bu sporu yapabileceklerdi.

Sporculara en alt yaş kategorisinden itibaren onların anlama düzeylerine uygun şekilde; performans nedir? Performans bileşenleri nelerdir? Uyku nedir? Uyku kalitesi ve uyku süresi ne olmalıdır? şeklinde onların bilinçli sporcular olmalarını sağlama adına gerekli olan konuları anlatıyoruz. Bu çalışmalardan çok kısa sürede verim aldığımızı görüyoruz. Mesele dört-beş ay sonraki kampa gelen sporcularımızın hem fiziken hem de zihnen bu spora daha hazır halde geldiğini görüyoruz. Antrenman dönemindeki performanslarından da bu çıkarımı rahatlıkla yapabiliyoruz.

Bunun yanında Kadir Has Üniversitesi ile birlikte yaptığımız ortak çalışmayla kamp dönemlerinde Spor Psikolojisi alanında yüksek lisans yapan 15 gönüllü öğrenciden kamp dönemlerinde yararlanmayı düşünüyoruz.

U14 Kız Milli Takımı havuzundaki oyuncuları genel anlamda nasıl buldunuz? Kamp süresince ne tür yaptırımlarınız oluyor?

2005-2006 jenerasyonu birkaç sene öncesindeki jenerasyonlara göre bir seviye daha iyi ama hala tam olarak yeterli değil. Her ne kadar bu jenerasyondaki kızlarımızın temel teknik ve fizik durumları daha iyi olsa da yine de istenilen düzeyde olmadığını da söylemeliyim. Elit oyuncu 11-12 yaşlarında belirlenmeli; turnike, ball handling, dribling frekansı, top hakimiyeti vb. bu yaşlarda neredeyse top sizin bir uzvunuz olmaya başlamalı. Top hakimiyetiniz arttıkça rakibinizin pozisyonunu, kendi arkadaşlarınızın pozisyonunu ve oyunda bir sonraki pozisyona odaklanmanız da kolaylaşacaktır. Bu da oyun becerisi kazanmanızın önünü açacaktır. Basketbol eğitimi verilirken her şey basitten zora olmalıdır. 11-12 yaş kategorisinde temel çalışmalar öncelikli olmalı ve bu çalışmaların bol tekrarlı şeklinde yapılması ile top adeta çocuğun bir uzvu halini almalıdır.

Kampa katılan çocukların doğal tavır ve davranışlarını gözlemlemek adına, çocuklara ilk olarak kamp ile ilgili gerekli uyarıları yapıyoruz. Daha sonra da kamp sürecinde çocukların tavır ve davranışlarını takip ediyoruz. Bunu, kampa ilk gelişlerinde yapmış olduğumuz uyarıları anlayan ve uygulayan çocukların tespiti açısından yapıyoruz. Genel anlamda kamp süresindeki gözlemlerimiz sonucunda, çocuklarımızın tavır ve davranışlarından memnun olduğumuzu söylemeliyim. Tavır ve davranışlar, çocuklarımızın ileride iyi birer sporcu olmaları adına önemli bir kriterdir.

Cep telefonları çocukların dinlenme ve uyuma saatlerinde muhakkak alınıyor. Kamp süresinde cep telefonu kullanımı sporcuların odaklanması ve sağlıklı dinlenmesi açısından kısıtlı. Kamp döneminde çocukların bütün konsantrasyonunu antrenmanlara vermesi ve dinlenme saatlerinde tam dinlenme olabilmesi adına bunu gerekli görüyoruz.

U14 Kız Milli Takımımızın bundan sonraki kamp programı belli mi? Herhangi bir hazırlık turnuvasına katılma gibi bir planınız var mı? Bu yıl U14 Kız Milli Takım taramaları (2007 doğumlu) hangi tarihler arasında yapılacak?

2006 doğumlularla kamplar ilerleyen dönemlerde de devam edecek. Yaza kadar kısa bir kamp, yaz tatilinde de uzun bir kamp olacak. 2007 doğumlu sporcuların taramasını 2020 yazına dek bitirmeyi planlıyoruz. 2006 doğumlu oyuncularımızın, 2020 yılı içinde 2 veya 3 tane hazırlık maçı oynamasını hedefliyoruz.

Oyuncu yetiştiren antrenör ve kulüplerin teşvik edilmesi için ne gibi projeleriniz var?

Üzerinde uzun zamandan beri çalıştığımız bir proje var, hatta bu proje revize edilip hazır hale getirilebilir. Her sezon projeyi hayata geçirmek için konuşuyoruz, umarım en kısa zamanda gerçekleşir. Projemiz, ilk aşamada oyuncuyu küçük yaşta bulup basketbola kazandıran, ilk lisansını çıkaran antrenör ve kulüplerin teşvik edilmesi; sonraki aşamalarda da en az 2 sene sporcunun gelişimine katkı yapan kulüp ve antrenörlerin ödüllendirilmesi/teşvik edilmesi çerçevesindedir.

Bizde neden “Büyük Oyuncu”lar artık yetişmiyor?

Bir ilden bir oyuncu Milli Takıma gidince o ilde bile heyecan oluşuyor, benzer şekilde o ildeki diğer basketbol oynayan çocuklarda da bu hedef belirip, basketbol adına daha da büyük bir istek oluşuyor. Altyapı kategorilerinde kazanılan madalyaların, maçların TV’de yayınlanması sayesinde basketbolun daha çok aileye ilham vermesi adına faydasının olduğunu söyleyebilirim. Ama bu işi bizim gibi uzun vadede ve daha sağlıklı düşünenler için, altyapılarda madalyalar almaktan çok oyuncu yetişmesi daha ön planda olmalıdır. Eğer madalya almayı yani sonucu öncelikli hale getirirsek, süreci ihmal etmiş olur ve doğru yapmamış oluruz. Sonuçta malzeme çocuk. Nasıl üç yıllık matematik müfredatını üç ayda vermeye çalışırsanız başarılı olamayacaksanız, benzer şekilde basketbolda da üç yıllık olması gereken plan ve programı üç ay gibi bir sürece sıkıştırmaya kalkarsanız hem çocuğun hem antrenörün hem de kulübün üzerinde gereksiz baskı oluşturmuş olursunuz. Biz de bunun bilincinde olarak, U14 yaş kategorisinden itibaren kulüplerle irtibatlı olarak en doğru plan ve programları en doğru sürece yaymanın çabası içerisindeyiz. Başarının en önemli unsurlarından biri olarak, en erken yaşlardan itibaren Milli Takım düzeyine gelebilecek sporcuların tespitini kulüpleriyle irtibatlı olarak sağlamaktır. Bu da “Büyük Oyuncu”lar yetiştirmemiz adına önemli adımlardan biri olacaktır. Geçen yıl FIBA U16 Kızlar Avrupa Şampiyonasında final oynayan Litvanya gibi doğru bir planlama yaptığımız taktirde en doğru sonuçları alacağımızı düşünüyorum. Plan, program ve bilimden uzaklaşmamalıyız. Sporda başarılı olan ülkeleri başarılı kılan en temel özellik, çocukları erkenden doğru branşlara yönlendiren metodik ve teknik başarılardır. Slovenya’nın FIBA 2017 Erkekler Avrupa Şampiyonluğu’na bakarsanız, bu başarının bu ülkenin olimpik ve spor kültüründen kaynaklı olduğunu görürsünüz.

Ülke olarak kadın basketbolumuzun en büyük eksiklikleri nelerdir? Ülke kadın basketbolumuzun geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Yetiştirici kulüp sayısının artması, farkındalığı ve donanımı yüksek antrenörlerin çoğalması durumunda kadın basketbolu da her jenerasyonda çok sayıda uluslararası standartta üst seviye sporcu üretir hale gelecektir. Mevcut durum iç açıcı olmasa da benim umudum var.

Küçük olsun benim olsun anlayışını sistemdeki en büyük engellerden biri olarak görüyorum. Diğer engellerin başında ise süreç yerine sonuca endeksli bir bakış açısına sahip olmamız geliyor. Her şeyi ve özellikle de altyapı organizasyonlarını kısa vadeli sonuca endeksli olarak değerlendirmek, bir sistem ve organizasyon kurup uzun vadeli başarıları elde etmenin önünü tıkamaktadır. Kısacası bilimsel çalışmalardan uzak olmak, sabır gösterememek ve sonuç odaklı anlayış ülke kadın basketbolumuz adına en temel sorunlar olarak görülüyor. Bunun çözümü adına dünyada basketbolun en üst düzeyde oynandığı ülkelerin uyguladığı modeller var. Biz de bilimden faydalanarak kendi modelimizi oluşturmak ve süreklilik sağlamak istiyoruz.

Diğer mesele de bakış açımızın darlığından kaynaklanıyor. Oyuncularımız yurt dışında oynama konusunda çekingenler. NCAA, WNBA ve Avrupa’nın önemli liglerinde oynayarak hem ülkemizi en iyi şekilde temsil etmenin sorumluluğunu taşıyabilir hem de farklı kulüplerde oynama seçeneklerini artırabilirler. Bu şekilde başta kendi basketbol gelişimleri olmak üzere, ülke kadın basketbolumuza da önemli katkılarda bulunacaklarını bilmeli ve bunu bir sorumluluk olarak görmeliler.

Görevde olduğunuz süreç içerisinde yaşadığınız en önemli sorunlar nelerdir?

Kadın basketboluna yatırım yapan çoğu kulübün doğru, uzun vadeli, yeterli bir altyapı vizyonu ve organizasyonu olmaması en büyük sorunlardan birisi. Yeterli sayıda ve donanımda yetiştirici antrenör, kondisyoner olmaması da ayrıca çok önemli bir sorun. Sorunun kaynağı antrenörlerin kız basketbol altyapısında kendilerine gelecek görememeleri ve yatırım yapmamaları. Çoğu antrenör altyapıdaki görevini kısa vadede A takımlara atlayabilmek için basamak olarak görüyor ve altyapı oyuncu gelişimi konusunda kendilerini yeterince geliştirmiyorlar.

Uluslararası standartta basketbolda yüksek performans bileşenlerinin yeterli düzeyde bilinmiyor olması da başka bir sorun. Göreve geldiğimden beri antrenörlere, kulüplere, sporculara bu vizyonu aktarmaya çalışıyorum. Sporcuların milli takımlara hazır gelmiyor olmaları bizi çok zorluyor. Takımları, birlikte ve yüksek tempolu antrenman yapacak hale getirmek ciddi zaman kayıplarına neden oluyor.

Her jenerasyonda yeterli sayıda yetenek olmaması ya da olanların yukarıya doğru gelişimlerinin doğru planlanmaması sonucu milli takım oyuncu havuzlarının dar olması da başka önemli bir sorun. Sakatlık veya mental yorgunluk nedeniyle milli takımlarımızın çok önemli sporculardan yoksun olarak şampiyonalara gitmesi son dönemlerde şampiyonalarda koyduğumuz hedeflere ulaşmak adına en büyük engellerdi. Kısaca görevde olduğum süre zarfında yaşadığım sorunları bu şekilde özetleyebilirim.

Uluslararası standartta basketbolda yüksek performans bileşenlerinden bahsettiniz, “Yüksek Performans Bileşenleri” konusunu açabilir misiniz?

Elit oyuncuları belirlemek ve onların gelişimlerini sağlamak adına gerekli olan bileşenler anlamına geliyor. Biz bunu “Yüksek Performans Bileşenleri” olarak adlandırdık.

1) Üst düzey taktik ve oyun bilgisi
2) Fiziksel performans gelişimi
3) Mental ve kişisel gelişim
4) Beslenme ve sıvı alımı
5) Rejenerasyon, recovery, dinlenme
6) Uyku
7) Teknik mükemmellik

“Yüksek Performans Bileşenleri”nde yer alan bu yedi madde dairesel bir döngü olarak düşünülmelidir. Öncelik sıralamasından daha çok, hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğu ve biri eksikse diğerlerinin de eksik kalacağı dairesel bir döngü olarak nitelendiriyoruz. Kısacası bu yedi maddeden biri eksik kalırsa, genel anlamda sporcunun yüksek performans göstermesinden de söz etmemiz pek mümkün olmayacaktır.

Altyapı Milli Takımlarımızda uyguladığınız çok değerli bir çalışma var: “Performans Gelişim Modeli”. Performans Gelişim Modeli’nin ne olduğunu ve nasıl uygulandığını bizlere anlatabilir misiniz?

“Performans Gelişim Modeli”ni uygulamaya ilk olarak 2003-2004 doğumlu sporcularda başlattık. Bu çalışmanın ana ilkesi olarak her çocuğun özelliklerinin farklı olduğu ve bu nedenle de her çocuk için farklı planlamaların yapılması gerektiğini benimsedik. Sporculara yaptığımız testler ve ölçümler, planlama ve takipte çok önemli bir yer tutuyor. Elde ettiğimiz verileri her yıl kullanacağımız şekilde data haline getirip hem sporcuların gelişimini takip etmeyi hem de gelecek jenerasyonlar için önemli bir ölçüt olarak almayı planladık. Bu ölçümler sayesinde üst düzey bir sporcunun bu yaşlardaki; antropometrik ölçümleri, sıçrama, kuvvet, sürat, çabukluk ve dayanıklılık verilerinin ne olması gerektiğiyle ilgili önemli bir veri tabanı oluşturduk. Bundan sonraki oyuncu taramalarında ve seçimlerinde bu verilerden ciddi şekilde yararlanacağız. Performans gelişim programı içindeki tüm planlama ve uygulamalarda bana destek olan Kadın Milli Takımları performans sorumlusu Sayın Murat Can Üner’e, TBF fizyoterapisti Sayın Murat Erdem’e, Acıbadem Sağlık Kurumları’na ve TBF Sağlık Kurulu’na müteşekkirim.

Milli Takım Performans Gelişim Modeli nedir?

- Hedefimiz oyuncuyu eğitmek ve sorumluluk almasını sağlamak,
- Acıbadem desteği ile performans ve sağlık ekibi kurduk.
- Oyuncuyu odağa koyduk.
- Mental hazırlık ve gelişim için Kadir Has Üniversitesi ile işbirliği yapıyoruz.
- Üç aylık periyotlarla sakatlık analizi, performans gelişim testleri ve bireysel programlar, 12 ay boyunca oyuncu takibi ve iletişimini gerçekleştiriyoruz.
- Uyku, beslenme, sıvı alımı (diyetisyen kontrolünde) eğitimleri ve oyuncuların takibi yapılıyor.
- RPE ve Wellness uygulaması, polar cihaz ile performans takibi
- Vücut kompozisyonu ölçümü
- Rejenerasyon ve recovery (roller, statik streching, masaj, soğuk uygulamalar, hidroterapi)
- Daha uzun recorery süreleri (2018 ve 2019 yaz kamplarında uygulandı)
- Tam sağlık kontrolü

Özellikle bu kampta yer alan 14 yaş altında olan çocuklarda beyin ve beden uyumu en düşük düzeyde olduğu için, bu yaş aralığını en kontrolsüz yaş aralığı olarak adlandırabiliriz. Sporcunun anlık nabzı, hareketliliği, oksijen kapasitesi gibi değerlerini antrenmanlarda ölçüyoruz. Şunun bilinmesi gerekir ki antrenman süresi değil antrenman şiddeti önemlidir. RPE ve Wellness uygulaması, polar cihaz ile performans takibi her kamp döneminde yapılamasa da farklı yöntemlerle sporcunun sakatlık tespitini yapabiliyoruz. Sporcuyla antrenman sonrası konuşuluyor. Kendisinden yapmış olduğu antrenmanın şiddetini 1’den 10’a kadar puanlaması isteniliyor. Bizim yaptığımız antrenmanın şiddeti neydi? Çocuk bunu nasıl algıladı? Bizim planladığımız ve derecelendirdiğimiz antrenman şiddetini eğer çocuk çok farklı algılıyorsa (bizim yaptığımız antrenmanın şiddetinden çok daha fazla veya çok daha az olarak algılıyorsa), çocuk adına yerinde gitmeyen şeylerin olduğu sonucuna rahatlıkla varabiliyoruz. Welhess uygulaması ise (uyku kalitesinin ve sabah kalktığındaki kas ağrısının, genel mood yoğunluğunun 1-5 parametresi), bize sporcularımızın genel durumları hakkında ve antrenman şiddetlerinin planlamasında yardımcı olan uygulamalar.

Mükemmel takım oyuncusunda bulunması gereken özellikler neler olmalıdır?

Mükemmel takım oyuncusu, önce kendi sonra takım hatalarının sorumluluğunu taşıyan,

Her antrenman ve maçta maksimum efor sarf eden
Rekabetçi, yarışmacı, baskı altında geri adım atmayan,
Top elit seviye sporcu profili farkındalığı olan
Esnek, her koşulda, tüm zorluk ve şartlarda güçlü ve oyunda kalan, bahanelere sığınmayan
Basketboldan zevk alan, kendisiyle ve rakipleriyle yarışmayı seven
Teknik, fiziksel, mental ve kişisel olarak en iyi ve en hazır olmak için çalışan

Altyapı Kadın Milli Takımlarımız adına uzun vadede ne gibi hedefler belirlediniz?

Milli Takım oyuncu havuzundaki sayıyı ve rekabeti arttırmak hedeflerimizden birisi. Çalışkan, mental ve fiziksel olarak güçlü sporcular yetiştirmek diğer önemli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Bunları hedeflerken çocuklarımızı bıktırmamak, aynı çocuğu birçok kategoride kontrolsüzce oynatmamak ve çalışmak kadar dinlenip kendini toparlamasını bilmesini de öğretmeliyiz.

Milli Takım iklimini ve Milli Takım kültürünü erken yaşta sporculara aktarmak istiyoruz. Elit sporcu duruşu nasıl olmalı, sosyal medyayı nasıl kullanmalı, takım ruhu vb. gibi prensipleri sporculara kazandırma adına hedeflerimiz var.

Her turnuva için Türk milli takımları olarak hedeflerimiz; en az sayı yiyen, en çok top çalan, en çok savunma ribaundu alan takım olmalı. Çünkü hücum çok daha kompleks ve yavaş geliştirilebilen, savunma ise daha hızlı geliştirilecek bir şey. Division B’den yukarı çıkmak başarı bunu yaparken savunma tarafında göstereceğimiz istek ve gelişme bizi hedefimize taşıyacak en önemli özelliğimiz olacaktır. Altyapı Milli Takımlarımızda “hücum, savunmada başlar” ilkesini benimsiyoruz. Tabii sistem içerisinde bir türlü kıramadığımız diğer yön ise altyapılarda takımlarımızın zone savunma yapma alışkanlıkları. Önce zone savunma yapmayı öğrenen bir çocuğa adam adama savunma yapmayı öğretmek çok zor oluyor. Unutmamalıyız ki çocuklarda “Altın Öğrenme Çağı” olarak nitelendirilen 0-6 yaş arasındaki ilk dönemden sonraki ikinci kritik yaş dönemi 10-12 yaş aralığıdır. Bu yaş aralığındaki çocukların öğrenme hızları diğer yaş kategorilerine göre çok daha fazla oluyor. Basketbol açısından da 10-12 yaş aralığının ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Çocukların öğrenmeye çok açık olduğu bu yaş döneminde adam adama savunma yerine zone savunma yapması öğretilen çocukların basketbol gelişimlerine ne kadar büyük bir ket vurulduğunu siz düşünün!

Altyapı Milli Takımlarımızın kadrosuna almayı düşündüğümüz ve bu kadrolar için çok önemli olan 8-10 oyuncunun yaşadığı ciddi sakatlıklardan dolayı, geçtiğimiz yıl FIBA Altyapı Avrupa Şampiyonaları’nda bu oyuncularımızdan yararlanamadık. Hedef belirlerken ve performans arttırma yolları ararken, basketboldan sağlıksız ve bıkkın çocuklar yetiştiriyoruz. Oysa nitelikli oyuncu havuzunu arttırabilirsek ve birbirine yakın üst düzey oyuncu sayımız artarsa, birbiriyle de forma kapma adına rekabet edecek ve bu sayede gelişecek oyuncu sayımızı arttırmış oluruz. Her üst düzey oyuncu, kendisi gibi en az birkaç oyuncunun olduğunu bilmesi, o oyuncunun gelişimi ve kendini daha iyi yetiştirmesi adına da önemli bir rekabet ortamı yaratacaktır. Bu rekabet aynı zamanda hem milli takımlara hem de ülke basketbolumuza olumlu anlamda yansıyacaktır. Bu nedenle hedeflerimiz arasında her milli takım seviyesinde her pozisyonda en az 4-5 üst düzey oyuncudan oluşan kadrolar kurmaktır.

Ülke basketbolumuzda ve özellikle de kadın basketbolumuzda ortak bir dil sorunu olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce bu ortak dili nasıl inşa edebiliriz?

Kulüpleri bilinçlendirerek, Anadolu’daki antrenörleri kamplara çağırarak ve yerele gidildiğinde toplantılar yapılarak ortak dil inşası adına ciddi çabalar sarf ediyoruz ve bunu çok önemsiyoruz. Herkes çok iyi biliyor ki herkese bir telefon kadar yakınım, sürekli iletişim halindeyim ve iletişime de her zaman açığım. Yeter ki kadın basketbolumuzun gelişimi adına herkesin katkısı olsun ve aidiyet bilinciyle bu başarıyı hep birlikte sağlayalım ve sahiplenelim.

Basketbolda ortak dil oluşturacak dörtlü sac ayağı;

1) Milli Takım
2) Kulüp
3) Aile
4) Okul eğitimi ve kişisel gelişim, olarak görüyorum.

Kamplara gelen sporcuları incelediğinizde oyuncu sakatlıklarına yol açan en önemli problemler olarak neleri tespit ettiniz? Bunların önlenmesi adına ne gibi çalışmalarda bulundunuz?

Sporcularda özellikle core bölgesinin zayıf olduğunu görüyoruz ve bu da ilerleyen dönemlerde sporcuda ciddi sakatlıkların oluşmasına sebebiyet verebiliyor. Bununla birlikte arka bacak (hemstring) kasının kısalığı da yine ciddi sakatlık sebeplerinin başında geliyor. Bunun yanında uygun ekipman kullanımı hatta her sporcunun kendi ayak taban yapısına uygun tabanlık kullanımıyla ilgili uyarıları da yapıyoruz. Bilindiği gibi hepimizin farklı ayak basış şeklimiz var ve bu da her sporcunun kendine en uygun tabanlık yaptırması gerekliliğini ortaya koyuyor. Genç sporcularımız unutmamalı ki basketbolda sizi yukarıya taşıyacak olan ve rakiplerle farkı yaratacak olan küçük nüanslardır. 
 

Uykuya, dinlenmeye, beslenmeye, sağlığına dikkat eden sporcular kendi sporculuk ömürlerini ve kalitesini de uzattıklarını bilmeliler. Bunun yanında genetik testler yaparak inanılmaz noktalara gelen spor biliminden muhakkak azami ölçüde yararlanmalıyız.

2020 FIBA Altyapı Avrupa Şampiyonaları ile ilgili beklentileriniz nelerdir? Önemli bir proje olarak başlayan U14 Kız Milli Takımımızı, 2022’deki Avrupa Şampiyonasında nerede görüyorsunuz?

Genç oyuncularımızın yaşadığı sakatlıklar bundan önceki senelerde bizi turnuvalarda en çok yaralayan sorunların başında geliyordu. Sakatlık olmadan tüm kategorilerde ideal kadrolarla şampiyonaları oynamak, muhakkak sonuçlara çok olumlu etki edecektir.

- 2020 FIBA Avrupa Şampiyonası’na katılacak olan U16 Milli Takımımız için, 2019 Avrupa Şampiyonasına götürdüğümüz ve şampiyona tecrübesi edinen üç 2004’lü sporcumuz (S.Akarpa, Z.S.Çelik, S.İ.Baş) ile birlikte, 2004-2005 jenerasyonundan kadroya katılacak birçok yetenekli sporcumuz var. 2019 yazında bizimle birlikte Division B’ye düşen Polonya, bu yaz yine kadroda olan dört 2004 doğumlu oyuncusu ile en kuvvetli rakiplerimizden biri olacaktır. Sırbistan, İngiltere, Belarus, İsrail takımları da Division A ya çıkmak için bizi en çok zorlayabilecek rakipler olarak görünüyorlar. Kış dönemini sık kamp yaparak ve çok maç oynayarak geçiriyor olmamız en sağlıklı şekilde hazırlanmamız açısından çok önem taşımakta. Ben bu jenerasyonla Divison A’ya döneceğimize inanıyorum.

- U18 Milli Takımını oluşturan jenerasyonla 2018 U16 Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye olarak dördüncü olmuş ve önemli bir başarıya imza atmıştık. 2002-2003 jenerasyonu enerjisi ve atletizmi yüksek, her pozisyonda oyuna etki edecek kalitede oyuncusu olan, mücadeleci ve potansiyeli yüksek bir jenerasyon. Avrupa’da da genel olarak bu nesil kuvvetli bir nesil. Çok önemli sakatlıklar olmazsa ve sporcuların tümü kendi kulüp takımlarında önemli süre ve sorumluluk alarak gelirlerse çok zevkli ve madalyayı zorlayacağımız bir şampiyona olacağını düşünüyorum. Madalya anlamında bu takım bizim hedef takımımız olmalı. Sakat olan Arifecan Vardar’ın ve geçen sene sakatlığı nedeniyle takımda yer alamayan Mia Draskicevic’in takıma entegre olması pozisyon zenginliği açısından önemli olacaktır.

- 2018’de gençlerde 2000 doğumlu jenerasyonu ile Avrupa Şampiyonu olan Almanya ile birlikte Belarus ve Portekiz U20’de Division B’ye düştüler. Keza bu sene turnuvada yenildiğimiz İsrail de 2020 yazında yine Division B şampiyonasına iddialı gelecektir. Sakatlık problemi olan Erdenay Topçu, Gökşen Fitik ve Fatmanur Karakaş ile Amerika’da okuyan 2000 doğumlu Anıl Burcu Soysal’dan 2020 için mutlaka faydalanmalıyız. 2020 şampiyonası bana göre kolay geçmeyecek. Yine 2001 ve genç millide oynayacak 2002 jenerasyonu oyunculara sorumluluk düşecek gibi gözüküyor. Hedef tabii ki Division A’ya yükselmek olacaktır.

Her şeyden önemlisi bu çocukların KBSL ve A Milli Takım seviyesine çıkabilmeleri için neler yapılmalıdır?

Her sporcunun yüksek performans gelişimi ve sakatlık önleyici uzun vadeli bireysel bir programı olmalı. Bu programı biz milli takımlarda 2018’de başlattık ve uyguluyoruz. Ancak tüm kulüplerimizin de her sporcu için bu programı uygulaması, özetle 12 ay boyunca sporcuların bu gelişim programının içinde olması çok önemli...

TBF pilot takımı kurulması düşüncesine bakışınızı öğrenebilir miyiz?

TBF milli takımlar tesisleri inşa edilene dek bu projenin hayata geçmesini çok sağlıklı bulmuyorum. Himayemize alacağımız sporculara eğitimden sağlık ve barınmaya, kişisel gelişim ve antrenman düzenine dek en üst düzey ve güvenli şartları ancak kendi tesislerimiz içinde oluşturabiliriz. O nedenle proje hayata geçinceye dek sabretmek en doğrusu. Tesis sorunu ortadan kalktıktan sonra, U14 Milli Takım havuzunda yer alan oyuncular kulüplerden iki yıllığına geçici olarak alınabilir ve burada onlarla çalışmalar yapılabilir. İlk defa bizim dönemimizde U14 Milli Takım kampının düzenlendiğini de hatırlatmak isterim. Erken yaşlarda elit sporcuların bulunup, Milli Takım bünyesinde tecrübe yaşamasını önemli görüyoruz. Bu sayede uzun vadede hem “Büyük Oyuncu”lar yetiştirmenin önünü açmayı, hem de milli takımlarımızda sonuç almak adına her kategoride A Division’da mücadele eden ve her kategoride ilk 5’te yer alan milli takımları oluşturmayı hedefliyoruz.

Erkekler kategorisinde organize edilen ve çok önemli bir verim alınan BGL benzeri bir organizasyonu, kızlar kategorisi için de düzenleme durumu söz konusu mu?

Erkeklerden farklı olarak milli takımlardaki kadın sporcular genç takım seviyesinden itibaren kulüplerinde A takım kadrolarında yer alarak genç takım dışında farklı liglerde oynama şansı bulmaktalar. TBF’nin başlattığı gelişim takımı konsepti ile liglerde yer alan birçok kulüp var. O nedenle U18 seviyesinde BGL yapılmasını gereksiz buluyorum. Ancak küçük ve yıldızlar seviyesinde birçok ilde oynanan maç sayısı çok az. Bu sayının artması için üzerinde çalıştığımız bir proje var.

“Zone Savunma” hakkında düşünceleriniz ve yaptırımlarınız ne olacaktır? Maç kazanmak ile oyuncu kazanmak arasındaki bu ikilemden kurtulmanın yolları nelerdir?

Yıldız takım seviyesine kadar çocuklara adam adama savunmanın temel prensiplerini öğretmeden, kolaya kaçmak ve maç kazanmak için alan savunması yaptırmak antrenörün işine, sporcusuna, basketbola ihanet etmesidir. Burada sorun alan savunmasından ziyade, adam adama savunmayı öğretmemek ve yaptırmamaktır. Daha önceki yıllarda bu yaş kategorilerinde alan savunması yasaklandı, yanlış zihniyetteki koçlar gizli alan savunması veya en iyi oyuncularını bire bir bırakıp maçı kazanmak gibi basketbola yakışmayan ve zarar veren uygulamalarla bu yasakları deldiler. İnsan kalitesi artmadıkça ve zihniyet değişmedikçe, aslında farkındalık artmadıkça yasakların da yaptırımların da faydası olmadığını gördük. Ben kendi adıma sosyal medyadan paylaşım yaparak, antrenörlerle bir araya geldiğimiz tüm mecralarda kendileri ile konuşarak farkındalık yaratmaya çalışıyorum, bunun çok faydası olduğuna inanıyorum. Küçükler kategorisinde bu sezon birçok takım alan savunması yapmıyor.

Bundan sonra da antrenörler ile bölgesel çapta toplantılar yaparak, onları dinleyip, sorunlarına çözüm bulma adına çalışmalarınız olacak mı?

2019’da taramalarda toplam 47 ilden 150 antrenör ile toplantılar yapıldı, hepsine oyuncu tarama ve seçme kriterleri ile ilgili detaylı bilgi verildi, milli takım vizyonu anlatıldı. Tarama ve oyuncu takibi işini daha sağlıklı yapabilmek için Türkiye genelinde antrenörlere “Scouting eğitimi” verilmesi için bir proje üzerinde çalışıyorum.

Sporcu için eğitim neden önemli?

Aldığımız eğitim hayattaki ve spordaki seçimlerimizi, özgüvenimizi, duruşumuzu ve hayata bakış açımızı belirler. Oyuncuların, altyapılarda milli takım seviyesine gelmiş olsalar dahi bundan sonraki spor yaşamında profesyonel sporcu olma garantileri yok. Eğer tek çıkış basketbolcu olmak şeklinde belirlenirse hem sporcunun kendisinde hem de ailesinin üzerindeki baskı o derece artar. Oysa eğitimine devam ederek, hem spor yaşamında karşılaşacağı olumsuzluklara karşı hem de kendi öz gelişimi adına adeta kendini sigortalatmış olacaktır.

Unutmamalıyız ki lise ve üniversite eğitimi sadece meslek sahibi olmak için değil, hayattaki duruşumuz ve karakterimizin oluşumu adına da çok önemli.

Ülkemizde özel okullarda spor bursu ile okuyan ama düzenli okula gitmeyen sporcuların velilerini de anlamakta zorlanıyorum. Eğitim insana vizyon ve bakış açısı katar. Amerika’ya baktığımızda NCAA’lerde basketbol oynadıktan sonra profesyonel basketbola geçiş yapanların oranının sadece %6,5 gibi çok düşük bir yüzde olduğunu görüyoruz. Bu yüzdeye Avrupa’daki liglerde oynayan NCAA oyuncuları da dahil. ABD’de her aile çocuğunu küçük yaşta sporla tanıştırıyor. Çünkü, çocuğu yaptığı spor sayesinde üniversitelerden aldığı burs ile eğitimine daha kolay bir şekilde devam edebiliyor. Kısacası ABD gibi basketbolun beşiği sayılabilecek bir ülkede bile, basketbol aslında gençlerin eğitimine devam etmeleri için burs imkanları sunan önemli bir araç konumundadır.

Sporculara ve sporcu velilerine ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Hepimiz aynı gemideyiz

Çocuğunuzun arkadaşı oyunda hata yaptığında bu benim çocuğum da olabilirdi diye onun adına üzülüyorsanız, çocuğunuzun arkadaşı iyi oynadığında veya ödül aldığında kendi kızınız iyi oynamış veya ödül almışçasına mutlu olabiliyorsanız, sadece kendi çocuğunuza değil oyuna emek veren herkese saygı gösteriyor ve destek veriyorsanız, ebeveyn olarak doğru yoldasınız demektir.

Ailenin rolü

Lütfen çocuğunuza antrenörlük yapmayın. Evde arabada onlarla basketbol konuşmayın..Sporcuların, ailelerinden en çok duymak istedikleri cümleler; kaybetmek de bu işin bir parçası, yarın yeni bir gün mücadeleye devam et, senin verdiğin emek, mücadele ve cesaretin ile gurur duyuyorum; gelişimin ve çalışkanlığın beni mutlu ediyor, takımın ve takım arkadaşların da benim için çok değerli gibi sözcüklerdir.

Sporcuların, ailelerinden en az duymak istedikleri cümleler ise; sen oynasaydın kazanırdınız, senin hakkın yeniyor, koç senin değerinin farkında değil, sen takımdan daha önemlisin, koçları dinleme, ben daha doğrusunu biliyorum, daha çok top kullanmalısın, sana bilerek pas vermiyor şeklindeki sözcüklerdir.

Çocuğunuzun sporda başarılı olup olmaması sizin iyi veya kötü ebeveynler olduğunuzu göstermez. Ama takım ruhuna sahip, paylaşımcı, sorumluluk alan, saygılı, iletişimi güçlü, cesur, özgüveni yüksek, mental olarak kuvvetli, zorluklar karşısında pes etmeyen ve bahanelere sığınmadan kazanmaya ve kazandırmaya odaklı kalabilen bir çocuğun kötü bir ailesi olamaz.

Değişim çoğu zaman sancılı ve yavaş gerçekleşen bir süreçtir. Ben de bu süreçte çok şey öğreniyorum, gelişiyorum. Sporculara ve velilere mesajım bana ve ekibime güvenmeleri. Çünkü ben geriye doğru baktığım 40 yıllık süreçte altyapı ve A milli takım oyuncusu, eğitimle profesyonel basketbolu yürüten öğrenci, en büyük sakatlıkları yaşamış ve atlatmış oyuncu, altyapı milli takımlarında çalışmış ve onlara sporcu yetiştirmiş antrenör, iki basketbolcu velisi ve son olarak da spor yöneticisi kimliğimle hepsi ile empati yapabiliyorum. Hep söylüyorum, kız evlatlar her anlamda bize emanet…

Saygıdeğer Hocam, bu güzel röportaj için size ve ekibinize çok teşekkür ederim. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. 

Yorumlar Okunma: 3374