Ahmet Çakı'nın Utah ve Milwaukee günlerinden NBA'e bakışı - BasketFaul.com

Ahmet Çakı'nın Utah ve Milwaukee günlerinden NBA'e bakışı

05-11-19 00:48
Yazının başından söylemem gerekir ki NBA basketboluna tam olarak hakim olmayıp, basketbol ile ilgili zamanını Avrupa'nın NBA'i olarak benimsediğimiz Euroleague için kullanmayı tercih edenlerdenim. NBA maçlarını da yıldız oyuncu kalibresındekı oyuncuların bireysel fundamentellerini gözlemlemek amaçlı izleyen biri olarak Amerika'ya gidiş nedenim de sezonun en yoğun çalışıldığı dönemi olan sezon öncesi kampını izleyerek NBA basketboluna daha doğru gözle bakmayı öğrenmek ve tercih ettiğim iki takım ve coachun organizasyonlarını gözlemlemekti. İlk gittiğim takım Utah Jazz aynı coachla uzun yıllardan beri devam eden bir düzen kurarak başarılı olmuş bir takım ve gerçek bir süper starın etrafına kurulmuş bir takım olarak değil de, 2 star ve 1 süper star adayı kimyasıyla gözlemlemek istediğim bir takımdı.

Diğer bir takım da coachun ilk yılında, gerçek bir süper starın etrafında kurduğu kimyayla başarılı olduğu Milwaukee Bucks idi. Kendimce iki farklı konsepti incelemek adınca böyle bir planlamaya gittim.

2 takım ve coachun da düzeninin başlangıç noktasının Spurs olması da benim tercihimde önemliydi.

Benim de birçok basketbol izleyicisi gibi NBA maçlarındaki en şikayet ettiğim konu genelde enerjisi düşük ve müdaafada sayı yemekten çok rahatsız olmayan takımlar izliyor oluşumuz. Buradaki önemli soru bence (bu tecrübemden sonra) izlediğimiz maçın tarihi ne?

Bana en ilginç gelen bölüm olduğu için buradan başlamak istedim. Çünkü hazırlık kampı ve birkaç hazırlık maçından sonra Kasım ayında başlayan normal sezonun Ocak ayının ortalarına kadar olan bölümü hazırlık bölümünün ikinci aşaması gibi görülüyor. Buradaki maçların sonuçları neredeyse değersiz. Bu bölüm de asıl odaklanılan konu ana rotasyonu oluşturan 10 oyuncunun hangi kimyalarla performansının daha üst noktaya çıktığı. Ve diğer 7 kişinin gerçek performansının bu takımda kalıcı ve üzerine plan yapılabilecek oyuncular olup olmadığını anlamak için kullanılan bir süreç.

NBA'e yakınlaştırılmak istenen Euroleague'in bence atladığı önemli bölüm burası. Çünkü Ekim'in başında oynanan ilk resmî maçtan itibaren her maç sezon sonu hedefine direkt etki eder durumda, hal böyle olunca hazır olması pek kolay olmayan takımların kazanma baskısı ile iyi bir planlama yapamaması. Çünkü format gereği ilk 5-6 haftayı kötü geçen bir takım hedeften uzaklaşabilir. Belki eskı formattaki grup aşamalı bir Euroleague daha yumuşak bir girişle milli takımdan donen oyuncuların adaptasyonu ve düzen oturtma olarak da coachlara imkan sağlayabilir. Belki Dünya Şampiyonası dönüşü Euroleague'in kalite olarak biraz düşük başlamasının da önüne geçilebilirdi.

İkinci bölümü oluşturan oyunculardan devam edecek olursak,
Bu yüzden de takımlarda ana oyuncuların devamı olan 7-8 oyunculuk bölümde yıldan yıla çok fazla değişiklikler oluyor. Özellikle son 3-4 oyuncu biraz da deneme amaçlı oluyor. Sürpriz birsey çıkmaz ise de hemen değişikliğe gidilip, diğer sezon bir başka potansiyel genç oyuncuya gidiliyor.

İki takımın coachları ile konuşma şansı yakaladığımız donemde sorularla ve antrenmanlardaki gözlemlerle benim gözüm de NBA şu:
Her takımın merkezini franchise oyuncular oluşturuyor. Ve ortalama 5 yıllık kontrat verilerek devamlılık sağlanıyor. Buradaki devamlılık Avrupa’da saha içi düzenin sürdürülmesi olarak hedeflenirken, orada asıl hedef şehirlerin, taraftarların zihninde ve kalbinde bağlılığı sağlamak. Her yıl, ya da 2 yılda takımın ana oyuncusu veya köklü bir şekilde kimyasının değişmesi ilginin azalmasını istatistiksel olarak ispatlanmış.

Basketbol sahasının dışında oluşturulan bu işleyiş sahanın içiyle de koordineli bir şekilde genel anlayış haline getirilmiş.
Courtun içine de şöyle yansımış;
Her takımda olan 2 ya da 3 franchise oyuncusu , coachun sahada süre olarak en fazla kalmasını istediği oyuncu. Karar bu yönde olunca, sezon içi antrenman düzeni, hücum organizasyonu ve savunma organizasyonu bu oyuncuların sakatlanmamaları ve enerjilerini doğru kullanmak üzerine yapılıyor. (Burdakı en önemsenen konu ise recovery)

Bizim burada televizyondan izlerken eleştirdiğimiz oyun anlayışı da bu tercihlere bağlı olarak oluşturuluyor. 
Müdafaada 3 sayının üstünde topa bir baskı tercih edilmiyor, topa bir pas mesafesinden aldırmama müdafaası da istenmiyor. Bu oyuncuların agresifliklerle faul problemine girebileceği gibi enerji olarak maçın sonuna fresh kalabilmelerini istiyorlar.

Bu dney dediğimiz topsuz oyuncuya aldırmama müdafaasını tercih etmemelerinin bir nedeni de NBA'de her takımda buna cezayı kesebilecek yetenekte oyuncular olması ve courtun genişliğinin hücuma avantaj sağladığına inanıyor olmaları.
Maçların süresinin Avrupa’ya göre daha uzun olması ve normal sezonda bile Avrupa’dan daha fazla maç oynamaları bu tarz bir planlamayı oturtmalarını sağlamış. 

Ben kendi adıma belli nedenlere oturtarak kurmuş oldukları düzeni mantıklı buldum. Çünkü ana hedef takımın aldığı maç skorlarından çok insanların kendinden bir parça hissettiği ve desteklemek için salona gittiği ortamı yaratmak. Ve maçlardaki salonda yaratılan ortam gerçekten insanların orada olmak isteyeceği bir ortam.

Bu noktada bana farklı yaptıkları nokta, "İnsanlar gelsin, sonrasında organizasyon gelişir"den çok iyi ürünü sunup, devamında insanların katılımını arttırmayı hedeflemeleri gibi geldi .

Antrenmanları yazı ile açıklamak kolay değil ama 12 günlük kamp döneminde gerçekten çok yoğun çalışıyorlar. İki takımda da iki basketbol sahası yan yana ve 6 pota antrenman boyunca aktif olarak kullanılıyor. Hücum ve müdafaa için istasyonlar kurarak parçalar bu şekilde çalışılıyor. 17 oyuncuyu tek sahada beklemektense aktif olarak çalışıyor ve 15 -16 dakika sürecek bir drill 8 dakikada bitiyor. Yine ana amaç oyuncuların enerjisini doğru kullanıp gereksiz yıpratmamak. (tabii 10 tane asistan coach olduğu için bu tür bir düzen sağlamak mümkün oluyor)

Yazımın başında da belirttiğim gibi NBA basketboluna tam detayları ile hakim olmayan biri olarak benim gözlemlerim bu şekilde oldu. Kendimce NBA maçlarını izlerken en azından hangi gözle izlemem gerektiğini öğrendiğimi düşünüyorum. Umarım sizlere de bir bakış açısı yaratmayı başarmışımdır.

Teşekkürler. 

Yorumlar Okunma: 3531