Çok uzun bir Milli Takım yazısı (İlker Yıldız) - BasketFaul.com

Çok uzun bir Milli Takım yazısı (İlker Yıldız)

21-09-19 10:29
31 Ağustos-15 Eylül 2019 tarihlerinde Çin’in ev sahipliğinde düzenlenen 2019 FIBA Erkekler Dünya Kupası İspanya’nın şampiyonluğu ile sona erdi. Finalde Arjantin’i 95-75 mağlup eden İspanya, 2006 yılından sonra ikinci kez Dünya Şampiyonu olmayı başardı. Luis Scola (39 yaşında) ve Facundo Campazzo (PG, 179 cm) önderliğinde turnuva boyunca takım olmanın en güzel örneğini vererek finale kalan ve bütün otoriteleri şaşırtan Arjantin’in bu başarısı ise yıllarca unutulmayacaktır. Turnuvanın en büyük favorisi olarak gösterilen Sırbistan (5.) ve ABD (7.) ise takım oyunu oynayamamanın ve takım içi rollerin net olarak belirlenememesinin neticesinde yarı finale bile kalamayarak, Dünya Kupası tarihinin en büyük hayal kırıklıkları olarak hatırlanacaklardır. Arjantin’den sonra turnuvanın en büyük başarısına imza atan Çekya ise en önemli oyuncuları Jan Vesely olmadan Dünya Kupasında altıncı olarak büyük bir sürprize imza attılar. Çekya’nın 12 kişilik kadrosunda sadece bir NBA oyuncusu (Tomas Satoransky) yer alırken, Avrupa’da esamesi bile okunmayan Çek takımı olan ERA Basketball Nymburk (Basketball Champions League’de yer alıyor)’dan ise altı oyuncu vardı. Çekya takım kadrosunda hemen her oyuncunun görev tanımının çok iyi yapılmış olması ve herkesin haddini bilerek oynamaya azami özen göstermesi, başarılarının en önemli anahtarıydı. Bu takım içi uyum sayesinde Çekya, kadrosunda üç-dört NBA oyuncusu bulunan ülke takımlarını geride bırakarak (hatta sırlama anlamında ABD’yi de) Dünya Kupasında altıncı olmayı başardılar. Avustralya’nın göze hoş gelen basketbolu, İspanya’nın her turnuvada başarıyla gerçekleştirdiği maçın  zorluk derecesine göre yetecek kadar oyunu, Arjantin’in kısa guard ve yaşlı uzun oyuncusu ile bütün basketbol hesaplarını altüst eden başarısı, Fransa’nın ne yapıp edip yine kürsüye çıkmayı başarması, teknolojinin ve takibin bu kadar ilerlediği bir dönemde kendimize grupta rakip gördüğümüz Japonya’nın turnuvada sondan ikinci (31.) oluşu, NBA’de şampiyonluk yaşamış koçların gerek kendileri gerekse takımlarının Dünya Kupasındaki performanslarıyla herkese hayal kırıklığı yaşatmaları (Nick Nurse-Toronto Raptors-Kanada, Gregg Popovich- San Antonio Spurs-ABD), takım oyunu oynayan Polonya’nın ders niteliğindeki başarısı, Amerika kıtasından gelen ülkelerin (13. Brezilya, 14. Venezuela, 15. Porto Riko, 16. Dominik Cumhuriyeti) turnuvaya renk katmaları gibi birçok not düşebileceğimiz bir Dünya Kupasını geride bıraktık.

Turnuva Tarihimizin En Kötü Galibiyet Yüzdesi
2019 Dünya Kupası’nda oynadığımız beş karşılaşmada aldığımız iki galibiyet (Japonya ve Karadağ, %40 galibiyet yüzdesi) ve üç mağlubiyet (ABD, Çekya ve Yeni Zelanda) ile 32 ülkenin katıldığı turnuvada ancak 22. sırada yer alabildik. Bu sonuç aynı zamanda beşinci kez katıldığımız (2002 ABD, 2006 Japonya, 2010 Türkiye, 2014 İspanya ve 2019 Çin) Dünya Kupası tarihimizdeki en kötü derece ve en kötü galibiyet yüzdesi (Bu Dünya Kupası öncesinde 33 maçta 22 galibiyet 11 mağlubiyet ile %66,67’lik galibiyet yüzdesine sahiptik) olarak kayıtlara geçti. FIBA’nın, 2020 Tokyo Olimpiyatlarına direkt katılacak ve eleme maçları oynayacak ülkeler için kıstas olarak belirlediği kıta kontenjanı sayesinde, turnuvayı 22. sırada tamamlamış olsak da 2020 Haziran ayında Olimpiyat Elemeleri oynayacak olmamızı bu turnuva adına tek tesellimiz olarak görmemiz gerekiyor. Olimpiyat Elemeleri oynamaya hak kazanmamız dışında turnuvada oynadığımız oyun başta olmak üzere, alınan derecenin pek tatminkâr olduğundan söz etmemiz mümkün olmasa gerek.

Yine mi Kimya Uyuşmazlığı?
Ülkemizde düzenlenen 2001 Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası’nda final oynama başarısı gösterdiğimiz dönemi, A Erkek Basketbol Milli Takımımız açısından çok önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirebiliriz (A Kadın Basketbol Milli Takımımız açısından ise 2005 yılını dönüm noktası olarak değerlendirebiliriz). 2001 Avrupa Erkekler Basketbol Şampiyonası’nda; Orhun Ene (34 yaş), Harun Erdenay (33 yaş), Haluk Yıldırım (29 yaş), İbrahim Kutluay (27 yaş), Hüseyin Beşok (26 yaş), Asım Pars (25 yaş), Mirsad Türkcan (25 yaş), Ömer Onan (23 yaş), Kerem Tunçeri (22 yaş), Hidayet Türkoğlu (22 yaş), Mehmet Okur (22 yaş) ve Kaya Peker (21 yaş)’den oluşan 25,75 yaş ortalamasına sahip bir kadro ile Aydın Örs önderliğinde basketbol tarihimizin en önemli başarısını elde etmiştik. 2001 kadrosunda birçok genç oyuncu yer almakla birlikte, bu genç oyuncularımızın tamamının sonraki basketbol kariyerleri de çok üst düzeyde gerçekleşmişti. Ancak kendi bireysel kariyerlerinin yanına, A Milli Takımımızla birlikte birçok başarı yakalamaları da beklenirken, maalesef bu oyuncu kadrosundan A Milli Takım seviyesinde beklenen başarıları bir türlü elde edemedik. 2002 yılında büyük ümitlerle gittiğimiz Dünya Şampiyonasında dokuzuncu olurken, diğer Dünya Şampiyonalarında da sırasıyla; 2006 Japonya’da altıncı, 2010 Türkiye’de ikinci ve 2014 İspanya’da sekizinci olduk. Avrupa Şampiyonası Finallerinde ise sırasıyla; 2003 İsveç’te dokuz-on ikincilik, 2005 Sırbistan’da dokuz-on ikincilik, 2007 İspanya’da on bir-on ikincilik, 2009 Polonya’da sekizincilik, 2011 Litvanya’da on birincilik, 2013 Slovenya’da on yedi-yirmincilik, 2015 Almanya-Fransa’da on dördüncülük ve 2017 Türkiye-Finlandiya-İsrail-Romanya’da on dördüncülük elde ettik. Kısacası 2001 yılından sonra elle tutulur bir başarı elde edemedik (2010 Dünya Şampiyonasında evimizde elde ettiğimiz ikincilik dışında).

Dünya basketboluna on yıl boyunca damga vuracağına inandığımız ve ciddi yatırımlar yaptığımız 2001 Avrupa Şampiyonasında gümüş madalya alan takımımız (bu kadronun asıl oluşumunu Fransa’da yapılan 1999 Avrupa Şampiyonası olarak ifade etmemiz daha doğru olacaktır) maalesef beklediğimiz başarıların çok ama çok uzağında kaldı. Oyuncu yetiştirdiğimiz ve onların gelişimlerini sağlayabildiğimiz bir dönemde bile, bireysel anlamda çok yetenekli oyunculardan kurulu Milli Takımımızın bir türlü takım kimyasını oluşturmayı başaramadık. Basketbolda (sporun her branşında) başarı sağlamanın sadece oyuncu yetiştirmekten ibaret olmadığının acı tecrübelerini yaşamış olsak da maalesef bundan ders çıkartamadığımızı da üzülerek görüyoruz. Halihazırda TBF yönetiminde yer alan yöneticilerimizin kendi jenerasyonları döneminde gerçekleşen ciddi takım kimyası uyuşmazlığının nedenlerini iyi biliyor olmaları ve günümüzde bu tür konulara çözüm getirebilme kabiliyetlerinin de yüksek olması beklenirdi. 2019 Dünya Kupasındaki takım performansımıza baktığımızda her ne kadar 2001’den sonraki turnuvalardaki takımlarımız kadar olmasa da kendi ölçeğinde bir takım kimyası uyuşmazlığından söz edebiliriz. Anlaşılan şu ki basketbolumuzda acilen multidisipliner çalışmaların gerçekleştirilmesi ve sorunların çözümü adına çok daha derin çalışmaların yapılması gerekiyor. Çünkü her dönem aynı sorunlardan mustarip olmak ve bunları çözememek herhalde bize has bir sorun olsa gerek!

Şimdi ve Gelecek…
Maalesef hemen her takım sporunda gerek yöneticilerimizin gerekse antrenörlerimizin takımları ile ilgili kurdukları ilk cümle; “genç oyunculardan kurulu bir takıma sahibiz” cümlesidir… Bu cümleyi kurarak aynı zamanda yaşanacak bir başarısızlık öncesi bir bahaneye sarılma, asıl hedef turnuvanın bu olmadığını cümle içerisinde gizleme ve gelecek ile ilgili beklentileri yüksek tutarak spor severleri bir nevi gelecek adına mutlu etme düşüncesi yatmaktadır. Geleceğe yönelik vaatler, şimdi ile olan bağınızı koparmanıza sebebiyet vermektedir. Oysa A Milli Takımlar düzeyinde asıl önemli olan şimdidir ve her turnuvaya hatta her maça bir hedef belirleyerek hazırlanırsınız. Altyapı milli takımlar düzeyinde ise önemli olan şimdi değil (turnuvalarda dereceler elde etme asıl hedef olmadığı için) gelecek düşüncesi önemlidir. Bu anlayış hem kulüp takımları düzeyinde hem de milli takımlar düzeyinde aynıdır; kısacası A takıma ve altyapıya bakış açımızın birbiriyle neredeyse 180 derece farklı olması gerekir. Oysa maalesef bizde A takımlar seviyesinde geleceğe dönük cümleler kurulurken, altyapılar düzeyinde ise şimdiyle ilgili cümleler kullanılmakta. Bu düşünce neticesinde de gerek Gençlik ve Spor Bakanlığının ülke sporumuza sağladığı tesisleşme imkanları gerekse sponsor gelirlerinin iyi düzeyde olmasına rağmen, ülke olarak kadınlar voleybol branşı dışında takım sporlarında bir türlü istenilen düzeyde başarılar elde edemiyoruz. Çünkü asıl önemli olanın insan niteliği ve spora bakış açımız olduğunu unutuyoruz. Bu bakış açımızı değiştiremediğimiz müddetçe, kalıcı ve istikrarlı başarılar yakalamamız da mümkün olmayacaktır. Altyapı takımları düzeyinde gelecek, A takımlar düzeyinde ise şimdi ile ilgili cümlelerin kullanılması ve düşünce dünyamızda da bu anlayışın benimsemesi gereklidir. Aksi halde hedef belirlemeyle ilgili ciddi hatalara düşer ve hem zamanımızı hem de imkanlarımızı verimli şekilde kullanamamış oluruz. Kavram kargaşasının olduğu bir zihin yapısından, verimli düşüncelerin ve o düşünceleri hayata geçirecek eylemlerin beklenmesi de mümkün değildir. Bizler artık A Milli Takımlar düzeyinde takımlarımızın yaş ortalamasının düşük olmasını sevinilecek bir durum olarak görmemeliyiz. A Milli Takımlar düzeyinde gençleştirme operasyonunun olmaması gerektiğini, oyuncu isterse 40 yaşında olsun formanın ona teslim edilmesi gerektiğini anlamalıyız. 

2019 Dünya Kupasında beklenilenden daha iyi dereceler elde eden ülkelerin birçoğunda tecrübeli oyuncuların varlığı bir tesadüf olmasa gerek: Luis Scola (Arjantin, 39 yaşında), Alex Garcia (Brezilya, 39 yaşında), Blake Schilb (Çekya, 37 yaşında), Leandrinho Barbosa (Brezilya, 37 yaşında), Anderson Varejao (Brezilya, 37 yaşında), Euliz Baez (Dominik Cumhuriyeti, 37 yaşında), Andrew Bogut (Avustralya, 35 yaşında), Renaldo Balkman (Porto Riko, 35 yaş), Marc Gasol (İspanya, 34 yaşında), Rudy Fernandez (İspanya, 34 yaşında), Marco Belinelli (İtalya, 33 yaşında), Viktor Liz (Dominik Cumhuriyeti, 33 yaşında) ve Heissler Guillent (Venezuela, 33 yaşında) gibi. Bu ismini saydığımız oyuncuların yaşı ilerlemiş olsa da basketbol anlamında hala çok şeyler ortaya koymaya devam ettiklerini görüyoruz. Bu oyuncuların tamamına yakınının hem kendileri hem de takımları adına iyi bir turnuva geçirdiklerini de rahatlıkla söyleyebiliriz.

A Milli Takım Seviyesinde Her Turnuva Hedef Turnuvadır
A Milli Takımlar düzeyinde ne hedef maç olur ne de hedef turnuva; her maç ve her turnuva bir hedeftir. Eğer hedeften kastettiğimiz madalya ise maalesef erkek basketbolunda kendi evimizde düzenlenen uluslararası turnuvalar (2001 Avrupa Şampiyonası ve 2010 Dünya Şampiyonası) dışında henüz kürsüye çıkma başarısı gösteremedik. Bu turnuva öncesinde başantrenörümüz Sayın Ufuk Sarıca bir açıklamasında “hedefimiz öncelikle gruptan çıkmak ve daha sonra da ilk sekize kalmak” olarak ifade etmişti. Ancak daha sonra yetkililerden gelen açıklamalarda bu turnuvanın hedef turnuva olmadığı beyanatları geldi. Oysa açık yüreklilikle bu turnuvada hedeflerimizin çok ama çok altında kaldığımız gerek TBF yöneticileri gerekse de teknik ve idari heyet tarafından açıklanabilirdi. Turnuvada hedeflerimizin çok uzağında (hem oyun hem de sıralama derecesi anlamında) kalındığının açıklanması durumunda hem idari heyet hem teknik heyet hem de oyuncularımız gerçek bir turnuva muhasebesi içerisine girebilir, turnuva dönüşünde de gelecek turnuvalar adına neleri düzeltmemiz gerektiği, neleri daha iyi yapmamız gerektiği ile ilgili bütün basketbol camiamızda bir beyin fırtınası gerçekleşebilirdi. Bu nedenle de 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları Elemeleri oynamaya hak kazanmanın neredeyse başarı olarak lanse edilmesi yaklaşımını doğru bulmuyorum. 

Bu turnuvaya katılan takım kadromuz son beş yılın oyuncu bazında en iyi kadrosu olmasına rağmen, son beş yılın en kötü takım oyunuyla gelen en kötü derecesi olduğunu da herkes izledi. Çünkü Çekya’ya yenilerek gruptan çıkamamaktan tutunda (Ersan’ın, Sertaç’ın ve Furkan’ın sakatlıkları mazeret olmamalı) Karadağ karşısında sadece son beş dakikalık oyunumuz dışında ne oynadığımızı anlamadığımız 35 dakika ve Yeni Zelanda maçında savunma yap(a)madan sadece bir-iki kişinin oynadığı basketbolu bir takım oyunu olarak kabul etmemiz pek mümkün olmasa gerek. Hele Yeni Zelanda maçının son hücumundaki tercihimiz ve maçın son 8-10 saniyesinde maçı kazanma çabası adına rakibe faul dahi yapamamamız nasıl izah edilebilir! Ben çok merak ediyorum Sayın Ufuk Sarıca turnuva genelinde Japonya maçı dışında oynadığımız oyun tarzına benzer bir oyunu (oyuncu profiline göre bu tür oyunun oynatılmasını lütfen kimse savunmasın) kulüp takımlarında hiç oynattı mı? Açıkçası ben buna hiç şahit olmadım. 

Devşirme Oyuncu Konusunda Radikal Karar Almalıyız
Turnuva bitiminden itibaren basketbol camiamızda devşirme oyuncu tercihimizi uzun oyuncu yönünde kullanmamız gerektiği şeklinde söylemler yer almakta. Ben devşirme oyuncu konusunda artık radikal bir karar alınıp, bundan sonraki turnuvalarda devşirme oyuncu bulundurmama yönünde karar almamızın en doğrusu olacağını düşünenlerdenim. Çünkü yıllardır görüyoruz ki devşirme oyuncu tercihimizi oyun kurucudan yana kullandıkça oyun kurucu yetiştiremediğimizi; yetişme durumu olanlarında gelişimini sağlayamadığımızı ve önemsemediğimizi görüyoruz. Devşirme oyuncularında bizim Dünya veya Avrupa Şampiyonu olmamızı sağlayamadıklarına göre, o zaman kesin bir karar alınarak bundan sonra A Milli Takımlarımızda (erkek ve kadın) Litvanya ve Sırbistan gibi basketbolda ekol olmuş ülkelerde olduğu gibi devşirme oyuncu oynatmama yönünde net bir duruş sergilemeliyiz. A Milli Takımlarımızda devşirme oyuncu oynatmayalım ki kendimizi büyük oyuncu yetiştirme adına sağlam adımlar atmada zorunlu hissedelim. Anlaşılan o ki devşirme oyuncu oynatabilme rahatlığı bizleri başta oyun kurucu pozisyonunda olmak üzere A Milli Takım düzeyinde oyuncu yetiştirme ve gelişimini sağlama konusunda rehavete itmiş. Ben bundan sonra kesinlikle devşirme oyuncu oynatılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bunun asıl nedeni bizim A Milli Takımlar düzeyinde tercih ettiğimiz devşirme oyuncuların pozisyonunda oyuncu yetiştirme konusundaki tembelliğimiz ve kendi ülke potansiyelimizi verimli şekilde kullanamamamızdır (Ersan İlyasova, Cedi Osman, Kenan Sipahi, Adem Bona gibi altyapılarda Türk Milli Takımlarımızda oynayan ve bu nedenle devşirme statüsünde oynamayan oyuncularımız bu düşünceye dahil değildir). Çoğu şey zihniyette başlar, bizler eksik pozisyonlarımıza devşirme oyuncu aramak yerine, A Milli Takımlar seviyesinde hiçbir pozisyonda eksik oyuncu bırakmayacak şekilde çaba sarf etmeyi ilke edinmeliyiz. 

2019 FIBA Dünya Kupasının Bize Anlattıkları...
2019 FIBA Dünya Kupasında otoritelerin hemen hiçbirinin tahmin bile edemeyeceği bir final maçı gerçekleşti: İspanya-Arjantin. Bu turnuva daha çok takım olabilenler ile olamayanların farkını ortaya koyma açısından adeta ders niteliğindeydi. Dünya yıldızlarına sahip ABD, Sırbistan, Yunanistan gibi ülkeler egolarına ve takım olamamanın handikabına yenilirken; Arjantin, Polonya, Çekya ve İspanya gibi ülkeler ise takım nasıl olunurun adeta dersini verdiler. Bizim Milli Takımımız ise maalesef gerek sıralama anlamında gerekse oyun anlamında beklentilerin çok uzağında kaldı.
Turnuvayı kısaca değerlendirirsek;
- Arjantin, Polonya, Çekya ve İspanya gibi ülkeler gerçek bir takım olmayı başardılar ve bu takımların hiçbirinde oyuncularda takım düzenine zarar verecek ölçüde egoya rastlanmadı.
- Arjantin’de ve İspanya’da oyun aklını ortaya koyan saha içi ve saha dışı unsurların (oyuncu ve teknik heyet) bütünleşmesi üst seviyedeydi.
- Facundo Campazzo (Arjantin) ve Ricky Rubio (İspanya) iyi bir takımın iyi bir oyun kurucusu nasıl oluru, basketbol severlerin adeta gözlerinin pasını silercesine gösterdiler (Sayın Ahmet Çakı’nın ifade ettiği gibi; “ne kadar iyi uzununuz olursa olsun karar veren ve ana farkı yaratan guardlardır. Ama şampiyonluk için ikisinin uyumu şarttır”).
- Günümüz basketbolunda pota altında da adeta bir oyun kurucu gibi oynayacak akla sahip oyuncuların gerekliliğini ve üst seviye başarı için de olmazsa olmaz olduklarını bir kez daha gördük. Luis Scola (Arjantin, 39 yaş) ve Marc Gasol (İspanya, 34 yaş) sayesinde elit düzeyde basketbolda yaşın sınırının olmadığını ve pota altı oyuncularının zaman geçtikçe oyunlarını daha da olgunlaştırdıklarına şahit olduk (bizde ise 30'lu yaşların henüz başında milli takımdan emekliliğini isteyen oyuncular var. Bence oyuncular profesyonel anlamda kulüp takımlarında oynamaya devam ediyorlarsa, A Milli Takımda ihtiyaç olduğu müddetçe milli takımı bırakmalarına müsaade edilmemelidir. Luis Scola ve Marc Gasol basketbol olgunluğunun ne kadar önemli olduğunu bizlere bu turnuvada bir kez daha ispatlamış oldular).
- Çekya, Arjantin ve Polonya’nın gösterdikleri başarıları analiz ettiğimizde; lider ve egosuz oyuncuların etrafında üst seviyede (Euroleague ve NBA gibi) liglerde oynamasalar da, oynadıkları orta düzeydeki liglerde süre ve sorumluluk alan oyuncuların ne zaman nerede takımlarına katkı vereceklerini çok iyi öğrendiklerini görüyoruz. Kısacası herkes haddini bilerek oynadığında takımdaki oyunculardan en üst düzeyde randıman alındığına bir kez daha şahit olduk.
- Arjantin gibi turnuvanın başından sonuna kadar öncelikle savunmayı ön plana koyan ve takım kimyası çok iyi oluşturulmuş bir takımın oyun felsefesi ile bizim takımımızın oyun felsefesi arasında ciddi farkların olduğunu görme üzüntüsünü yaşadık.

Teknik Ekip ve Oyuncu Değerlendirmesi
Millilerimiz, 2019 Dünya Kupası öncesinde hedeflenen 2020 Tokyo Olimpiyatlarına katılma adına eleme maçları oynama hakkını elde etti. Olimpiyat elemeleri oynamanın buruk sevincini yaşıyoruz, çünkü Dünya Kupası’nda oynadığımız beş karşılaşmadan sadece ABD karşısında oynanan oyun dışında bizleri tatmin eden bir oyun ortaya koyamadık. 2019 Dünya Kupasında ancak yedinci olabilen ABD takımının, diğer dünya kupalarına katılan ABD takımlarından seviye olarak bir hayli düşük olduğunu da söylemeliyiz. ABD turnuva boyunca oynadığı sekiz karşılaşmada Sırbistan ve Fransa karşısında olmak üzere iki mağlubiyet aldığını, sadece Çekya ve Japonya karşısında rahat diyebileceğimiz galibiyetler alabildiğini düşündüğümüzde; bizim ABD ile oynadığımız ve uzatmada kaybettiğimiz maça çok fazla anlam yüklememizin de doğru olmayacağını gördük. 

Cedi Osman, Furkan Korkmaz ve Ersan İlyasova gibi üç NBA oyuncumuzun yer aldığı kadromuzun, son dört-beş yılın en iyi kadrosu olduğunu söyleyebiliriz. Sayın Ufuk Sarıca’nın 2017 FIBA Erkekler Avrupa Şampiyonası’na katılan kadroya göre, bu turnuvada daha güçlü bir kadroya sahip olduğu konusunda hemen herkesin aynı fikirde olacağını düşünüyorum. Hatta 2017 FIBA Erkekler Avrupa Şampiyonası’nda devşirme oyuncumuz olmadan katıldığımızı da hatırlarsak, bu yılki Dünya Kupası’nda 2017 FIBA Avrupa Şampiyonasına göre Ersan İlyasova ve Scott Wilbekin gibi iki önemli oyuncu takviyesiyle geldiğimizi de görüyoruz. Kısacası son yılların en iyi kadrosuna sahip olmamıza rağmen, son yılların hem en kötü takım oyununu hem de en kötü derecesini aldık. Hem Sayın Ufuk Sarıca’nın hem de takımımızın, gerek 2017 FIBA Avrupa Şampiyonası gerekse 2019 FIBA Dünya Kupası Elemelerinde ortaya konan performanslarına göre, bu turnuva boyunca bir hayli formsuz olduklarını söylemeliyim. Özellikle turnuvanın bizim için en önemli maçı olan Çekya karşısında teknik ekibimizin en az oyuncular kadar formsuz olduğunu da gördük. Başantrenörümüz Sayın Ufuk Sarıca’nın 2019 FIBA Dünya Kupası öncesi, bize rakip bile olamayacak olan Japonya’yı hedef maç göstermesi de aynı zamanda zihinsel olarak Çekya maçına gerek oyuncularının gerekse de kendilerinin hazırlanamamasına neden olmuş. Bunun yanında Sayın Ufuk Sarıca’nın ABD maçı sonrasında “önce benim ayağa kalkmam gerek” söylemi de adeta zihinsel olarak ne kadar formsuz olduğunun bir dışa vurumu gibiydi. Sayın Ufuk Sarıca 2017 FIBA Avrupa Şampiyonası’nda birçok kritik maç esnasında aldığı teknik faullerle eleştirilmişti ama o teknik fauller aynı zamanda ne kadar çok maçları kazanmak istediğinin de bir göstergesiydi. Bu turnuvada ise Sayın Sarıca’da aynı heyecanı bir türlü göremedik. Oysa bir takımın aynası aynı zamanda da benchidir. Her zaman ilk önce bir takımı gözlemlerken benchine bakmaya dikkat ederim. Çünkü benchdeki enerji muhakkak parkedeki oyuncuların mücadelesine de yansıyacaktır. Bu turnuvada ise maalesef o enerjiyi bir türlü göremedik. Bunun yanında Sayın Sarıca’nın takımımıza oynatmak istediği oyun konusunda da bir tülü karar veremediğini görüyoruz. Turnuvanın ilk maçı olan Japonya karşısında sert ve baskılı savunma yapan, her topun sonuna kadar kıymetini bilen, herkesin pas trafiğinde en uygun pozisyona kadar topu dolaştırdığı bir takım görüntüsü verirken; Çekya maçında ise bir iki NBA oyuncusunun inisiyatif kullandığı, savunmadan çok atarak kazanmayı düşünen, pas trafiğinin olmadığı bir milli takım izledik. Çekya maçında her çeyrekte 20 ve üzeri sayı yiyerek maçı kazanmamız mümkün değildi. Bunun yanında takımımız adına turnuvanın ilk iki maçının en iyi oyuncusu olan Ersan İlyasova’nın zorlama atışlar (0/9 iç saha isabeti ve iki pozisyonda bom boş Melih’e pas çıkarmak yerine zorlama atışlar yaptı) yapmasını da engelleyecek olan teknik ekipti... Herkesin formsuz bir dönemi olacaktır. Mühim olan A Milli Takımımız adına çok doğru bir tercih olan Sayın Ufuk Sarıca’nın uzun yıllar A Milli Takımımızın başında kalarak bir süreklilik sağlanmasıdır. İstikrarlı başarılar elde edebilmek için sabır ve süreklilik en önemli unsurların başında gelmektedir. 

Bu turnuvada da NBA oyuncularından beklenilen düzeyde katkı alamayan takımların başında geldik. Aslına bakılırsa hemen hemen çoğu turnuvada (elemeler hariç) A Milli Takım olarak NBA oyuncularımızdan beklenilen katkıyı alamadığımız bir gerçek. Bunun sebepleri muhakkak araştırılmalı ve çözümler bulunmalı. Onlarca NBA oyuncumuz oldu ama bu oyuncularımız diğer ülke takımlarında olduğu gibi istikrarlı bir şekilde milli takımımızı sırtlayıp, takım olgusunu aşılayarak kürsüye çıkartamadılar (kendi evimizdeki organizasyonlar dışında). Ya biz onlardan çok şey bekliyoruz ya da onlar kendi NBA takımlarındaki rollerinin çok fazla dışına çıkarak beklenen katkıyı vermekten uzak kalıyorlar. Neredeyse 15-20 yıldır NBA oyuncularımızdan beklenen katkıyı bir türlü alamıyoruz ama bunu ne dile getiriyor ne de çözüme kavuşturabiliyoruz. Bence asıl sorun NBA oyuncularımızdan beklenen katkıyı alamadığımızı dile getirmediğimiz için çözüm yollarını da bulamıyor olmamız olsa gerek. NBA oyuncularımızın fedakarlıklar göstererek milli takıma tıpkı diğer oyuncularımız gibi katkıda bulunmaları taktiri hak ediyor ama şunu da unutmamak gerekiyor ki eğer bu oyuncularımız NBA’delerse, bu ülke onlara çok ciddi yatırımlar yaptığı içindir. 

Cedi Osman’dan özellikle savunmada ribaunt katkısını turnuva boyunca yeterince alamadık. Çekya’ya karşı 26-41, Karadağ’a karşı 30-33 ve Yeni Zelanda’ya karşı 28-37 gibi farklı şekilde ribauntlarda geride kalırken, maalesef Cedi Osman’dan beklenen savunma katkısı gelmedi. Cedi Osman ve Furkan Korkmaz’ın aklı, oyunun savunma kısmından çok hücum kısmında olduğunu üzülerek söylemeliyim. Cedi Osman’ın, hemen hemen maç başına aynı süre ortalamasında NBA gibi üst düzey bir ligde sezonu 4,70 ribaunt ortalaması ile tamamlarken, 2019 FIBA Dünya Kupası’nı ise sadece 3,20 ribaunt ortalamasıyla tamamlaması pek de kabul edilir bir durum olmasa gerek. 

Diğer NBA oyuncumuz Furkan Korkmaz’ın çok büyük bir yetenek olduğu kesin ama NBA’de neden beklenen süreyi alamadığı da bilinen bir gerçek. Furkan Korkmaz maalesef savunma enerjisi çok düşük bir oyuncu. Bu savunma zafiyetini, milli takımımızın hazırlık dönemi özel maçları sonrasındaki değerlendirme yazımda da ifade etmiştim. Rakip takımlar Furkan’ın savunma zafiyetini açık bir şekilde görmüşler ki, çoğu kritik hücumlarını hep Furkan Korkmaz üzerinden oynadılar. Furkan Korkmaz hem NBA’de kalıcı olmak hem de “büyük oyuncu” olmak istiyorsa, sadece kilo alıp vücut kas oranını arttırmakla yetinmeyip, muhakkak savunma yönünü de kuvvetlendirmelidir. Daha da önemlisi birileri ona savunma yapmayı sevdirmeli. Furkan Korkmaz, turnuvadaki performansıyla milli takımımız adına en büyük hayal kırıklıklarından biri oldu (turnuvadaki performansıyla bizlere hayal kırıklığı yaşatan bir diğer oyuncumuz Semih Erden’di). Furkan Korkmaz’ın oyunda kaldığı süre zarfında maç başına (+/-) durumu -7,75 gibi çok kötü bir değerdeydi. Sadece bu veri bile savunmadaki zafiyeti ve rakip takımların da bu durumdan sıklıkla faydalandığını gözler önüne seriyor. 

Bir diğer NBA oyuncumuz Ersan İlyasova ise gerek hazırlık dönemindeki özel maçlarda gerekse Dünya Kupasındaki Çekya maçı dışındaki Japonya ve ABD maçlarında takımımızın en başarılı oyuncusuydu. Çekya maçındaki zorlama atışları da olmasaydı çok daha iyi olacaktı ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Ersan İlyasova ile birlikte milli takımımızın oyun kalitesi en az birkaç seviye yukarı çıkmakta. Ersan’ın savunmadan hücuma kadar oyunun her yanında olması, birçok genç basketbolcumuz için adeta ders niteliğindeydi. Yine gençlere örnek teşkil edecek bir performans gösteren diğer bir oyuncumuz ise Melih Mahmutoğlu’ydu. Melih Mahmutoğlu her ne kadar Fenerbahçe Beko’da daha çok lig maçlarında oynasa da hem kulübünde hem de milli takımımızda aldığı sürelerin en iyi şekilde hakkını veren oyuncularımızın da başında geliyor. Dünya Kupasında en gösterişsiz, en akıllı ve en doğru şekilde oynayan oyuncumuzdu. Bunun karşılığında da (kimi zaman bazı takım arkadaşları gerektiği yerde ona pas vermeyi unutsalar da!) aldığı pasların çoğunu en iyi şekilde değerlendirdi. Melih’in sadece statik şut atmanın dışında artık bir basamak daha basketbolunu yukarıya çekerek üst düzey bir skorer oyuncuya terfi ettiğini memnuniyetle izliyoruz. Keşke her oyuncumuz Melih ve Ersan gibi doğru basketbol oynama adına basketbollarını olgun hale getirebilseler. Turnuvada beklentilerin üzerine çıkan bir diğer oyuncumuz ise James Metecan Birsen’di. Metecan’ın hazırlık döneminde oynadığımız İtalya özel maçından itibaren ki çıkışı ve artan özgüveninin turnuvaya da yansıdığını gördük. Metecan daha da güçlenir ve dış şut tehdidini arttırırsa, A Milli Takımımızın vazgeçilmesi olacağına inanıyorum. Metecan’ın basketbol kariyerini de düşünerek, süre ve sorumluluklar alacağı Pınar Karşıyaka’ya transfer olarak çok doğru bir karar verdiğini düşünüyorum. Metecan’ın Ufuk Sarıca’nın elinde basketbolunu birkaç basamak daha ileriye taşıyacağına inanıyor ve ümit ediyorum. Milli Takımımız adına en büyük kazanç olarak ise Ahmet Buğrahan Tuncer’i görüyorum. Gerek hazırlık dönemindeki özel maçlardaki performansıyla gerekse Dünya Kupası ilk maçı olan Japonya karşısındaki oyunuyla (20 dakikada 7 sayı ve 7 asist) ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu bizlere gösterdi. Buğrahan, turnuvanın ilerleyen maçlarında Scott Wilbekin’in sakatlığının geçmesi sonrasında ancak 5 dakikalık süreler bulabilse de, şahsi kanaatim bundan sonrası adına Ahmet Buğrahan Tuncer’i A Milli Takımımızın PG’si olarak belirlememiz yönündedir. Bunun olabilmesi için ise muhakkak Metecan gibi süre ve sorumluluklar alacağı bir takıma gitmesi gerekiyor. Bu takımda da aynı zamanda PG pozisyonu açısında birinci opsiyon olması gerekiyor. 2020 Haziran’ında oynayacağımız Olimpiyat Elemeleri için Buğrahan’ın PG olarak hazırlanması hem kendisinin hem de bizlerin önceliği olmalıdır.

Devşirme oyuncumuz Scott Wilbekin (PG, 188 cm) sakatlığından dolayı turnuvanın ilk maçı olan Japonya karşısında riske edilmedi ve oynatılmadı. İkinci maçımız olan ABD maçında ise sonradan oyuna girdi ve 15 dakika süre aldı. Gruptan çıkma maçımız olan Çekya maçında ise 21 dakikada sadece 5 sayı, 3 asist ve 3 ribauntluk katkıda bulunabildi. Klasman maçlarımız olan Karadağ (9 sayı, 13 asist ve 5 ribaunt) ve Yeni Zelanda (15 sayı, 7 asist ve 2 ribaunt) karşısında iyi oyunlar çıkarsa da en önemli karar maçlarında katkı alamadıktan sonra, kadroda devşirme oyuncu bulundurmanın çok da anlamı olmadığını düşünüyorum.

Doğuş Balbay her zaman A Milli Takımımızın kadrosunda olması gereken bir oyuncu. Bu kadar atletizmi üst düzeyde olan bir oyuncunun tek yönlü bir oyuncu (sadece savunma yönü kuvvetli) olması maalesef ki bizlerin suçu. Hem altyapılarda hem de A takımlarda bu oyuncumuza basketbolun iki yönünü de oynamayı öğretemediğimiz için kabahat bizlerde. Demek ki Doğuş ile çalışan hemen hemen hiçbir antrenör oyuncu geliştirme konusunda hem yeterli değilmiş hem de bu potansiyelde bir oyuncunun ülke basketbolunda çok şeyler değiştirebileceğini kendilerine dert edinmemişler. Sayın Murat Murathanoğlu’nun Socrates Dergisi’nin Youtube sayfasındaki “Bir Zamanlar Amerika – Dirk Nowitzki” başlıklı videoyu bütün basketbol severlerin izlemesini öneririm. Bu video sayesinde, her oyuncunun kendi özelliklerine göre yapılacak bilimsel çalışmalarla şutunun muhakkak geliştirilebilir olduğu, hatta şutunun mükemmel hale getirilebileceğini göreceksiniz. Doğuş Balbay’ın turnuva performansına gelince yaklaşık 17 dakika ortalama süre alıp sadece 1,40 sayı ve 4,20 asist ortalamaları ile oynadığını söylemek herhalde yeterli olacaktır. Kısacası Doğuş yine bildiğimiz Doğuş…

Semih Erden’in sakatlıklarına rağmen Dünya Kupasında fedakarlıklar göstererek oynadığı bir gerçek. Ancak turnuvada gösterdiği performansın onun gibi bir oyuncuya yakışmadığı da bir gerçek. Turnuvada zaten pota altında çok dar bir rotasyonla oynuyorduk, bir de Semih’in bu kadar kötü performans sergilemesi buna eklenince kader maçımız olan Çekya karşısında adeta pota altında ezildik. Bununla birlikte Semih’in turnuva performansını eleştirenlere “Sezon bitiminde sadece 2 gün tatil yaptım, o da zorunlu olarak… Arkadaşım evlendi diye… Yaklaşık 2 aydan fazla bu turnuvaya hazırlandım. Nasıl mı? Siz tatil yaparken ben köpekler gibi çalıştım.” şeklindeki açıklamasını çok doğru bulmuyorum. Çünkü basketbol senin işin ve işine saygıdan dolayı çalışman zaten senin görevin. Bu işten çalıştıkça hak ettiğin paranı kazandın. Unutma ki çok daha ağır şartlarda çalışan milyonlarca insan sadece bir nebze mutlu olabilmek için ekran başına geçerek ay-yıldımızın galibiyetleri ile sevinmek istiyorlar. Yeri geldiğinde performansınız ağır eleştirilere maruz kalacak, yeri geldiğinde de omuzlarda taşınacaksınız, en iyi bunu Semih gibi 33 yaşındaki tecrübeli bir oyuncunun bilmesi gerekiyordu. Bu arada küçük bir de not düşmek isterim: Doğruluğunu tam olarak teyit edememiş olsam da Arjantin’in 39 yaşındaki olgun delikanlısı Luis Scola’nın, Dünya Kupası’ndan üç-dört ay evvel dört özel hoca tutarak evinin içinde yaptırdığı küçük bir spor salonunda sabah-akşam özel antrenmanlar yaparak saatlerce hazırlandığı söyleniliyor. Kısacası üst düzey bir basketbolcunun çalışmalarıyla (sonuçta kendine yatırım yapıyor) herkese örnek olması, çalışmadığı günler için de üzülmesi gerekiyor. Semih’in turnuva performansı kendi seviyesinin çok altındaydı. Umarım diğer turnuvalarda hem mental hem de fiziksel açıdan daha iyi bir Semih Erden izleriz. 

Ege Arar ve Yiğit Arslan’ın bu seviye adına henüz hazır olmadıklarını söyleyebiliriz. Özellikle de Ege’nin bu seviye adına çok fazla yol kat etmesi gerekiyor. Daha önce bahsettiğimiz benzer sorunlar Ege Arar içinde geçerli. Beş-on dakika rol oyuncusu olarak oynayacağı bir takımda kalmak yerine, 20-25 dakika sorumluluk alacağı bir takıma gitmesi gerekiyor. Aksi halde gün geçtikçe basketbolu geriye gitmeye devam edeceğe benziyor. Yiğit’in ise muhakkak Melih Mahmutoğlu’nun tecrübelerinden yararlanması gerekiyor. En kısa zamanda şutör olmaktan çıkıp kendi sayısını yaratan ve topla oynayabilen bir skorer oyuncuya evrilme adına kendine yatırım yapmalı.

Şimdiki Hedef 2020 Tokyo Olimpiyatların Katılmak… 
Bu turnuvada beklenilenin üzerinde başarı yakalayan takımlardan biri olan Çekya’da olduğu gibi A Milli Takım geniş havuzunda yer alan oyuncularımızın, orta düzeyde de olsa süre ve sorumluluklar alacakları takımlarda oynamasını sağlamalıyız. Ya da yabancı oyuncu sayısında bir kez daha kısıtlamaya gitmeliyiz. 2019-2020 Türkiye Basketbol Süper Liginde yer alan ve A Milli Takımımızın geniş oyuncu havuzunda yer alma potansiyeline sahip olan oyuncularımızın kulüplerinde ciddi süre ve sorumluluklar alarak, 2020 Tokyo Olimpiyat Elemeleri oynayacağımız 2020 Haziran ayına kadar ciddi bir sezon geçirmeleri gerekiyor. Bu nedenle TBF yetkilileri, oyuncuların takibi konusunda kulüplerle yoğun bir iş birliğine gitmesi gerekiyor. 1952’de Finlandiya’nın Helsinki şehrinde düzenlenen Yaz Olimpiyat Oyunlarından yaklaşık 70 yıl sonra, basketbol branşında Olimpiyat Oyunlarına katılabilme imkânı kapımıza kadar gelmiş durumda. Bu fırsatı değerlendirmek ancak şimdiden itibaren başlayacağımız planlı çalışmalarla mümkün olacaktır. Bu nedenle TBF yetkililerinin kesinlikle çok acil ve radikal kararlara imza atması gerekiyor. Çünkü ülke erkek basketbolumuzun olimpiyatlara katılmayı başarması durumunda çok ama çok büyük bir ivme kazanacağı kesin. O zaman ülke basketbolumuzu önceleyerek yeni kararların alınması gerekiyor. Bunların başında da A Milli Takım havuzunda yer alan oyuncuların daha çok süre ve sorumluluklar alabilmesi adına kulüpleri ile iletişim halinde olunması geliyor. Önümüzde sadece ve sadece bir yıllık bir süre var ve bu sürede yapılabilecek en önemli adım kulüplerimizin ikna edilerek oyuncularımızın gelişimine destek olmalarının sağlanması olacaktır. Mesela A Milli Takım oyuncumuzun bulunduğu pozisyona yabancı oyuncu transferleri yapılmayarak o oyuncumuzun daha fazla süre ve sorumluluk alması sağlanabilir. Ya da kulüplere ricada bulunularak gerekli süre ve sorumluluklar veremeyecekleri oyuncuları benche mahkûm etmek yerine kiralama yoluna gidebilecekleri söylenebilir. Bunun yanında A Milli Takım havuzunda yer alan oyuncularla bu bir yıllık süre zarfında en az üç-dört kez düzenlenecek kısa kamplarla bir araya gelinip antrenmanlar yapılması ve gerekirse de özel maçlar oynanması sağlanabilir. Ayrıca yaşa bakılmaksızın, formda olan ve katkıda bulunacak olan bütün oyuncuların aday kadroda bulunması sağlanmalıdır (İlkan Karaman, Can Uğur Öğüt, Erkan Veyseloğlu, Cevher Özer gibi geçtiğimiz sezon en çok süre ve sorumluluklar alan yerli oyuncularımızın değerlendirilmesi gibi…).

Umarım TBF yetkileri bu konuda gerekli adımları atar ve erkek basketbol tarihimizde ilk kez elemelerden Dünya Kupasına katılma başarısını sağladıkları gibi elemelerden Olimpiyatlara katılma başarısını da bizlere yaşatırlar. Bu konuda TBF yetkililerinin ciddi çalışmaları olacağını düşünüyor ve onlara güveniyorum.
 

 

2019 FIBA Erkekler Dünya Kupası Takım İstatistikleri
(Oyuncu sıralaması, oyuncuların verimlilik puan ortalamalarına göre yapılmıştır)

F.N.

Oyuncular

G

Dk.

S

S

2 Sayı

3 Sayı

SA

HR

SR

TR

As

F

TK

BL

+/-

V

 

8

Ersan İlyasova

3

98

48

16/44
36,4%

10/26
38,5%

6/18
33,3%

10/11
90,9%

5

23

28

6

10

5

5

3

20

56

 

32,67

16,00

1,67

7,67

9,33

2,00

3,33

1,67

1,67

1,00

6,67

18,67

 

6

Cedi Osman

5

163

102

38/76
50%

28/42
66,7%

10/34
29,4%

16/19
84,2%

2

14

16

13

14

7

7

2

22

92

 

32,60

20,40

0,40

2,80

3,20

2,60

2,80

1,40

1,40

0,40

4,40

18,40

 

1

Scott Wilbekin

4

86

41

14/29
48,3%

8/17
47,1%

6/12
50%

7/8
87,5%

1

10

11

26

11

4

5

0

2

63

 

21,50

10,25

0,25

2,50

2,75

6,50

2,75

1,00

1,25

0,00

0,50

15,75

 

10

Melih Mahmutoğlu

5

156

93

37/64
57,8%

22/33
66,7%

15/31
48,4%

4/5
80%

4

4

8

5

4

4

4

0

24

78

 

31,20

18,60

0,80

0,80

1,60

1,00

0,80

0,80

0,80

0,00

4,80

15,60

 

22

Furkan Korkmaz

4

106

47

18/40
45%

11/22
50%

7/18
38,9%

4/5
80%

4

10

14

7

6

6

6

1

-31

46

 

26,50

11,75

1,00

2,50

3,50

1,75

1,50

1,50

1,50

0,25

-7,75

11,50

 

4

Doğuş Balbay

5

86

7

3/10
30%

2/5
40%

1/5
20%

0/2
0%

8

9

17

21

9

2

5

2

20

41

 

17,20

1,40

1,60

1,80

3,40

4,20

1,80

0,40

1,00

0,40

4,00

8,20

 

5

James Metecan Birsen

5

89

31

12/24
50%

11/16
68,8%

1/8
12,5%

6/6
100%

8

16

24

1

4

6

1

0

-14

39

 

17,80

6,20

1,60

3,20

4,80

0,20

0,80

1,20

0,20

0,00

-2,80

7,80

 

9

Semih Erden

5

115

34

13/26
50%

13/26
50%

0/0
-%

8/13
61,5%

5

14

19

4

21

14

4

3

20

32

 

23,00

6,80

1,00

2,80

3,80

0,80

4,20

2,80

0,80

0,60

4,00

6,40

 

21

Sertaç Şanlı

4

45

16

5/9
55,6%

5/9
55,6%

0/0
-%

6/10
60%

0

9

9

0

8

2

3

0

-11

18

 

11,25

4,00

0,00

2,25

2,25

0,00

2,00

0,50

0,75

0,00

-2,75

4,50

 

19

Ahmet Buğrahan Tuncer

5

52

11

4/11
36,4%

3/6
50%

1/5
20%

2/2
100%

1

5

6

13

6

3

1

0

-7

21

 

10,40

2,20

0,20

1,00

1,20

2,60

1,20

0,60

0,20

0,00

-1,40

4,20

 

24

Yiğit Arslan

3

17

2

1/3
33,3%

1/1
100%

0/2
0%

0/0
-%

1

2

3

1

2

1

0

0

-2

3

 

5,67

0,67

0,33

0,67

1,00

0,33

0,67

0,33

0,00

0,00

-0,67

1,00

 

11

Ege Arar

2

11

2

1/3
33,3%

1/3
33,3%

0/0
-%

0/2
0%

0

2

2

1

5

0

0

1

-8

2

 

5,50

1,00

0,00

1,00

1,00

0,50

2,50

0,00

0,00

0,50

-4,00

1,00

 

Takım/Koç

 

 

 

 

 

 

 

9

8

17

0

0

2

0

0

0

0.0

 

Toplam

50

1025

434

162/339
47,8%

115/206
55,8%

47/133
35,3%

63/83
75,9%

48

126

174

98

100

56

41

12

7

491

 

20,50

8,68

0,96

2,52

3,48

1,96

2,00

1,12

0,82

0,24

0,14

9,82

 

 

Yorumlar Okunma: 5588