Gençoğlu: Yabancılarda nokta atış yapmak zorundayız - BasketFaul.com

Gençoğlu: Yabancılarda nokta atış yapmak zorundayız

23-06-22 23:09
Fatih ŞEKER
TBL’den Süper Lig’e yükselen Konyaspor’da koç Engin Gençoğlu, bu sezonun geçiş sezonu olacağını belirtirken, gelecek yıl hedeflerinin Avrupa olacağını söyledi. Kendine Süper Lig’de güvendiğini kaydeden Gençoğlu, organizasyonun kalıcı olması adına çalıştıklarını ifade etti.

Basketbol Süper Ligi’nin yeni ekibi Konyaspor’da koç Engin Gençoğlu, play-off şampiyonluğu sonrasında ilk röportajını Fatih Şeker’e verdi.

İlk olarak Konyaspor’a geliş sürecinizi anlatır mısın hocam?
Şubat ayının ilk haftasıydı. Şube başkanları ile telefon trafiği oldu. ‘Sabah Konya uçağı var, hocam biz seni istiyoruz gel’ dediler. Çok ani gelişti olay. Kulübümden ve Ufuk Sarıca’dan izin aldım. İzmir-İstanbul, İstanbul-Konya uçağına atlayıp geldim. TBL’yi ve Konyaspor’u vakit buldukça takip ediyordum. Oyuncuları da az çok tanıyordum ama uçak yolculuklarında eski maçları hızlı hızlı izlemeye başladım. Ufuk Sarıca ile uzun yıllar birlikteydik. Abi-kardeş gibiyiz. Son telefon görüşmesinde de beraberdik. Çok yapıcı ve onur verici konuştu. Konyaspor’un her zaman Türk basketbolunun içinde olan, basketbol kültürü ve geçmişi olan bir kulüp, başka kulüp olsa gitmeni tavsiye etmezdim dedi. Beraber kadroya, puan durumuna baktık. Beraber güzel bir şekilde ayrıldık. 

İlk demeciniz ‘Tek hedef Süper Lig’ oldu. Şampiyonluğu takıma nasıl inandırdınız?
Takımla ilk toplantıda oyunculara söyledim. Buraya gelirken tek hedefim Süper Lig dedim. Ama direkt ama play-off, biz takım olarak Süper Lig’e çıkacağız dedim. İnanmayan, mutlu olmayan ve başka yere gitmek isteyen varsa hemen dostane şekilde ayrılıyoruz. Ben savaşacak ve inanacak oyuncularla devam etmek istiyorum. Bunu yönetime de söyledim. İzmir’deki rahat ortamını bırakıp geliyorsam takımı çıkarmak için geliyorum. Maddiyata hiç bakmadım. Kariyerimde yeni bir adım atmak ve inandığım yolda hedefe yürümek için geldim. Bu enerji ve sinerji işidir. Bunu ilk olarak siz inanacak ve benimseyecek, daha sonra da etrafınızdakilere inandıracaksınız. İnanın hiç kolay olmadı. 3 gün sonra çıktığımız Samsunspor maçında takımın en önemli oyuncusunu kaybettim. Can Altıntığ ciddi bir sakatlık geçirdi.

Bir hafta sonra Mersin deplasmanı vardı. Kaliteli ve yeni koçu gelen bir takıma karşı zor bir deplasmana çıktık. Takımın deplasmanda zorlandığını o maçta ilk kez gördüm. Bambaşka bir oyun profili vardı deplasmanda. 3-4 hafta takımı gözlemlediğimde mental düşüklük vardı. kafalar ve omuzlar düşük, bir hedefe inanmakta zorlanıyorlardı. Biz bunu yapar mıyız, biz bunu başarır mıyız acaba diye kaygı vardı takımda. Bu beni zorladı. Ben farklı bir sistemi ve disiplini olan biriyim. Onlar bana adaptasyon sürecinde uyum sağlamaya çalıştılar, oyun sistemini oturtmakta zorluk geçirdik. Ben takıma her koşulda Süper Lig’e çıkacağız dedim. Sizinle yapacağız, siz inanırsanız bunu yaparız. Ana rolde sizlersiniz diye inandırdım ama kolay olmadı.

Bu süreçte transfer yapmadınız. Aslında büyük de bir risk aldınız.
Yönetim, ‘Bizi çıkaracak oyuncu nerdeyse git bul getir. Para önemli değil, biz 100. yılımızda Süper Lig’e çıkmak istiyoruz’ dedi. Bu noktada yönetime teşekkür ediyorum. 6-7 tane çok ciddi şekilde ilgilendiğim oyuncu vardı. Bir kısmı Çin’de, bir kısmı Avrupa kupası oynayan takımda, bir kısmı İspanya ligindeydi. 2. Lig olduğu için, ailevi sebeplerden ve Çin’den çok yüksek kontrat aldığı için gelmeyenler, kariyer planlaması yapan, kapalı kontratlar isteyen isimler oldu. Hepsi içime sinen oyunculardı. Bu şartlar doğrultusunda o oyuncuları getiremedik. Daha düşük profildeki isimler de içime sinmedi. İçime sinmeyen bir oyuncuya o tarihte 15 bin, 20 bin dolar para vermek içime dinmedi. İçime sinmeyen bir oyuncuya bu paraları verip, diğer oyuncuyu da tribüne çıkarmak maliyetli bir durum. Ben bunu Derek Ogbeide’ye anlattım. Sağ olsun iyi reaksiyon verdi. Takıma da bunu söyledim. Hepinize güveniyorum. Ekstra bir güce ihtiyacımız yok. Takım da buna güzel bir geri dönüş verdi.

Hem yabancılar hem de yerli oyuncular, performanslarını arttırdılar. Bu nasıl gerçekleşti?
Psikolojiye çok inanan biriyim. Bir oyuncunun her türlü sıkıntısı olabilir ama sahaya adımını attığında bu sorunlardan arınması gerekiyor. Sırp set çizerek bu iş olmaz. Bazen sert, bazen yumuşak, bazen hoca bazen de arkadaş edası ile konuşup dertleşmek lazım. Tartıştık, küstün ama oyuncular ‘bizim daha iyi olmamız için bu reaksiyonları veriyor’. Herkesle konuştum. Matt Morgan az top kullandığında konuştuk. Daha çok top kullanıp skor gücünü arttırmalıyız dedim. Anladı da. Derek Ogbeide’ye bu sıçrama yeteneği ile blok yapmıyorsan basketbol oynama dedim. Hep özel idmanlar yaptık. Tüm ekibimiz özel olarak her oyuncu ile ilgilendi.

Oyun temposu ile Süper Lig’e çıktık. Azizcan 5’e kaydı, Hazer’i bazen çektik. Aydın performansını arttırdı. Tayfun’u 1 numaraya çektik. Oyuncuyu inandırmak zorundasın. Sen o bölgede de oynayabilirsin, tempoyu buna göre ayarlayacağız. Biz hem oyun temposunu hem de fiziksel kontağı arttırdık. En çok eleştirildiğimiz konu, çok sayıda yememiz. Ama oyun yapısı olarak açık alanda tempoyu ve sertliği arttırdığımızda skor gücü çok yüksek bir takım haline geldik. Eksik olan bölgeleri de kaydırma yaparak başarılı olduk. Antrenmanları dahi videoya çekerek neleri iyi neleri eksik yaptığımızı oyunculara gösterdik. Bunları yapabileceklerine inandırdık. Bu performansın üstüne çıkabilirsin diye hedefler koyduk. Bütün oyuncularım performans olarak çok yukarıdaydık. Bu hep odaklanarak be isteyerek hedef doğrultusunda oldu.

Tecrübeli takımdık ama aslında çok da duygusal bir takımdık. Bir mağlubiyette çabuk kırılan ve strese giren bir takımdık. Tecrübeli takım olmanın avantajını da yaşadık. Örneğin Can Özcan, tüm sezon içinde o rolde değilmiş gibi gözükse de final serisinde oynadığı basketbol bizi şampiyonluğa getirdi. Aydın’ın savunması. Azizcan’ın son maçta başlarken yaptığı sertlik ve performans çok önemliydi. Tecrübeli takımın faydasını gördük ama bir tık dezavantajını da yaşadık.

Lig süreci kolay değildi. 3 tane kırılma anı yaşadık. Direkt çıkan Manisa ile aramızda sadece bir galibiyetlik fark vardı. Herkes kendi evinde aslan. Herkes kendi evinde ve potasında çok iyi, deplasmanda genel olarak zorlanıyordu. Sürpriz galibiyetler oluyor. Bu ligin de güzelliği ve ilginç kılan özelliği buydu.

Salondaki organizasyondan ötürü Selçuk Üniversitesi salonunda oynadık Gemlik maçını. O maçta önce bir reaksiyon verdik. O idmandan sonra oyunculara bir yol çizdim. Var mıyız, yok muyuz? Biz neredeyiz, hedefi istiyor muyuz, istemiyor muyuz? Reaksiyon almak kolay olmadı. Bebeğin emekleme adımları gibi, yavaş yavaş oldu. 14 kişinin de o sisteme, o disipline be inanca aynı anda inanıp hareket etmesi lazım. Gemlik maçı sonrası bir tık daha rahatlamaya başladık.

Çeyrek finaldeki kötü oyundan sonra, yarı finalin ilk 2 maçındaki o görüntüye nasıl bu kadar kısa sürede nasıl ulaştınız?
Ankara’da TED Kolejliler maçını kaybedince kendimizi baskı altına hissettik. Bomboş turnikeler ve basit top kayıpları ve olmayacak hatalar yaptık. Herkes çok eleştiri aldı. 3. maçta baskı olmamalı, kendi evimizdeyiz ve herkes hırsını bütün gücünü gösterecek dedik. O maçı kazanınca da bir kırılma oldu. Sigortam.net’i çok iyi analiz ettik. Tüm oyuncuların önüne koyduk. Sadece aklımızı koymamız gerekiyordu. Bizim takım tecrübeli, yürekli oynayan, iç sahadaki atmosferde daha özgüvenli oynayan bir takımdık. Çeyrek final serisinde gördük ki aklımızı sahaya koyamıyoruz. Sigortam.net serisiyle beraber oyun aklını da kullanmaya başladık. Enerjiye, cesarete akıl da ekledik. Böyle de olunca ilk iki maç çok farklı oldu.

Gelelim final serisinde Samsun’da oynanan maçlara. Takım 2 gün içinde yine reaksiyon vermeyi başardı.
İlk maçta 38/30 faul atışı vardı. Bir rakip 30 sayıyı serbest atıştan buluyorsa bu olmaz. Futbolda bir takımın 5 penaltı atmasına benzer. O bizi kırdı. Hak etmediğimiz düdükler de aldık, kendi yaptığımız basit fauller de vardı. O atmosferde daha önce iki kez kırılma yaşadık ama geri döndük. Ancak 3. çeyrekteki o kırılmaya cevap veremedik. Enerji ve ruh olarak bir tık düştük. Samsunspor, iyi koşan kaliteli bir takımdı ama biz maçı neden kaybettiğimizi oyuncularıma iki gün boyunca anlattık. Hepsine inandırdık. Oyuncuya doğru analizi verip, onlar da aklını koyup yaparsa galibiyet kaçınılmaz oluyor. İkinci maç ne dediysek harfi harfine yaptılar.

İkinci maç için bizim olmadığımız bir yerde oyuncular kendi arasında toplantı yaptı. Herkes fikrini söyledi ve tartıştı. Takımın belirlediği savunmayı yaptık. Koçluk egosu yapmak benim felsefemde yok. Rakibe 38 üçlük attırdık. Tamamen Frazier’in elinden topu çıkarttırdık. Daha az top kullanan oyuncuya kalsın istedik. Takım buna inandı. Takım biz böyle yaparsak kazanırız dedi. Her oyuncu bir cümle ve yorum söyledi. Bu inanmışlık Süper Lig’i getirdi. Ben o toplantıda artık olacak dedim. Çünkü gerçekten inanmış bir takım vardı.

Peki ikinci maçta yaşanan olaylarla ilgili olarak neler söylersiniz?
İstenmeyen ancak çok da büyük olaylar değildi. Biz takım olarak reaksiyon verdik. Oyunun içinde bunlar var. İçeri girmemiz iyi oldu çünkü içeride uyarılarımı sürdürdüm. Dün toplantıda konuşuyordunuz ama şimdi sahaya yansıtamıyorsunuz dedim. Yapamayacaksanız hiç sahaya çıkmayalım, otobüse binip Konya’ya gidelim ve hükmen mağlup olalım dedim. Reaksiyon beklediğim oyunculardan daha atak bir şekilde oynamalarını istedim. Rölantide oynayan oyuncularım vardı. Soyunma odasından çıktım ve onları baş başa bıraktım. Maçın kırılma anlarındandı. Onlar momentumu kaybetti. Biz ise daha konuşma ve enerji toplama zamanı kazandık.

Peki 3 sayı öndeyken neden faul yapamadınız?
3 sayı öne geçince herkese yüzde yüz faul yapıyoruz dedik. İki serbest atış top bizde işi bitiriyoruz. Faul yapamadık. Herkes neden faul yapmadınız diye soruyordu. Ancak oyuncu 30 saniye önce söylediği şeyi o adrenalin ve atmosferde yapamayabiliyor. Tamamen duygusallık. Biz faul yapılmasını söylemiştik. Uzatmada tekrar bir vites arttırdık. Takımın birlik ve bütünlüğü ile maçı bırakmadık.

Samsun’dan 1-1 ile dönerek istediğinizi almıştınız. Nasıl bir motivasyonla Konya’ya döndünüz?
1-1 ile dönmek çok önemliydi. Benimle içeride hiç yenilmedik. Buradaki atmosferi hayal ediyorduk. Taraftarımız ve özellikle Nalçacılılar ‘siz yürüyün, biz arkanızda salonu yıkarız’ dediler. Hakikaten de öyle yaptılar. Stres de vardı. Samsunspor dinamik ve koşan takımdı. Herkese önlem almamız gerekiyordu. Uzunları dışarıdan şut atabilen ve ters oyun yaratabilen bir takımdı. Evimde hissediyordum ama içimden de inşallah bir kaza kurşunu olmaz, rehavet olmaz diyordum. Sürekli bitmedi diyordum.

Son düdük geldi ve artık Süper Lig’desiniz…
Bambaşka bir kültüre, kendi kurmadığınız takıma geldiniz. Biz Yaşar Baba diyoruz. O tecrübesi ile bize yol gösterip ayakta tuttu. Her zaman bizi motive etti. Konya basketbolunun Robin Hood’u diyorum. Hep zenginden alıp Konya basketboluna verdi. Kolay değildi bu şampiyonluk. Finale yaklaştıkça da o anı hissediyorsunuz. Bu duygu yoğunluğunu daha yakından yaşıyorsunuz. Müthiş bir andı. Ayrıca işin mutfak kısmına da girmek lazım. Bu konuda mütevazi olmayacağım. Ekibim çok iyi. Sinan hoca ve Barış hoca çok iyi çalıştı. Her şeyi inceledik ve analiz ettik. Bu kadar analiz ve bu kadar iyi raporlayınca oyuncu da daha çok inanıyor.

Head coach olarak Süper Lig’de ilk kez çalışacak olmak nasıl bir duygu?
25 senedir antrenörlük yapıyorum. Spor antrenörlüğünden şimdiye kadar çok yerde çalıştım. Almanya’da Beşiktaş’ta Bostanlıspor’da Fethiye’de ve Karşıyaka’da çalıştım. Çok şanslıyım ki her iki jenerasyonla da çalıştım. Murat Didin ve Halil Üner ile Ergin Ataman ve Ufuk Sarıca ile çalıştım. Kendimi donanımlı ve tecrübeli bir Süper Lig head coach adayı olarak görüyorum. Daha önce yabancı oyuncu izleyip bu isimleri eleyip head coachların önüne koyuyordum şimdi de kendi takımım için bunu yapıyorum. Değişen bir şey yok aslında. Aynı disiplin, aynı sistemle ve oyun felsefesi olan bir antrenörüm. Oyuncu seçerken de bunu bilen biriyim. 25 senenin verdiği bu tecrübeden dolayı kendime güveniyorum. Sadece şunu bilmek lazım, her ligin kendi oyuncusu ve kendi sistemi vardır. Uzun yıllar Süper Lig’de çalıştığım için de bu organizasyonun sistemini açıkçası biliyorum.

Transfer çalışmalarına başladınız. Nasıl bir süreçten geçiyorsunuz ve ilk yılda hedefiniz ne olacak?
Dezavantajımız 18 Haziran’da maçları bitirdik, birçok takım yerli transferini tamamladı. Yerli oyuncu havuzunda seçenekler azaldı. Bunun dezavantajını bu sezon çekeceğiz. Yönetimle ve Başkanımız ile konuştum. Bu yıl geçiş sezonu, sonraki sene Avrupa kupalarına katılma senesi olacak. Fatih Başkanımız şunu söyledi; sizi izlemeye gelen ve destekleyen taraftara, mücadele eden ve savaşan bir takım göster koç. Kazan ya da kaybet önemli değil ama taraftarın hakkını ödeyemeyiz’ dedi. Bizim de felsefemiz bu olacak. 
Gelecek sezon kendimizi nerede görebileceğimizi açıkçası bilmiyorum. Biz şuan çok iyi 5 yabancı alıp, onların arkasında uyumlu, saha atabileceğimiz, belki yeni isimler çıkarabileceğimiz yerliler koyup, savaşan, mücadele eden bir takım olacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. İnce eleyip sık dokuyacağız. Takım kimyası çok önemli. İşin yüzde 60-70’i takım kurmadan geçer, sonra teknik taktik ve dış etkenler gelir. Bu sezon geçiş sezonu. Bu sezonu iyi atlatıp ondan sonra hedefleri büyütmemiz lazım. Tatil ve kutlamayı düşünmeden hemen yeni sezon planlamasına başladık.

Yabancı oyuncu seçerken kıstaslarınız ne olacak?
Yabancı oyuncu seçerken oyun sistemimize uyması ve karakteri çok önemli iki nokta. Sisteme olan oyuncuları bulup, daha önce forma giydiği takımlardaki antrenör, genel menajer ve takım arkadaşlarına ulaşıp saha içi ve saha dışında her şeyi inceleyeceğiz. Birçok oyuncunun her iki pozisyonda oynaması üzerinden de değerlendiriyoruz. Yabancıda 5’te 5, yani nokta atış yapmak zorundayız. Başka çaremiz yok.

Morgan ile devam etmediniz? Bu noktada belirleyici etmen ne oldu?
Morgan, çok değerli ve karakterli bir oyuncu. Çok skorer ve play-off’ta da çok iyi oynadı. Süper Lig bambaşka bir arena. Sadece bir şeyi değil, 2-3 şeyi iyi yapmanız gerekiyor. Hem top getireceksin o baskıda, hem skor atacak, hem iyi savunmaya yapacaksın, hem de deplasmanda iyi oynayacaksın. Bunların hepsini yapmak zorundasın.

Konyaspor’un Süper Lig organizasyonunda kalıcı olması adına neler yapılıyor?
Yaşar Berber organizasyonun kalıcı olması ve gelecek sezonun temellerini atma adına yönetimle sürekli konuşuyor. Salonda bir takım değişiklikler olacak. Taraftar ve altyapı organizasyonları konuşuluyor. O sırada bekleyenler, merdivenlerde oturanlar bizim için çok önemli. Salonda bazı rötuşlar olacak ve kapasite bir tık arttırılacak. Çok mutluyum ki Fatih Başkan ve bu yönetim var. Her şeyi çok iyi organize ediyor, ince eleyip sık dokuyor ve yakından ilgileniyorlar. Başka kulüplerde de çalıştım. Maçtan maça değil, her antrenmanda mutlaka iki yönetici oluyor. İşin içinde bu kadar olursanız sahiplenme oluyor. Bunu daha da büyütmek ve tabana yayma imkanı doğuyor.

Futbol takımı ile iç içe olduğunuzu görüyoruz.
İlhan Palut, şampiyonluk sonrası aradı ve kutladı. Çok güzel bir durum ve çok mutlu oldum. Daha önce statü, lig ve takım hakkında da sohbetimiz olmuştu. Fırsat buldukça futbol maçlarına da gidiyorduk. İlhan hocanın oynattığı futbolu çok beğeniyoruz. Sahadaki o enerjiyi biz de hissediyorduk.

Peki Konya basketbol camiasına son olarak mesajınız ne olur?

Yeni sezona 15 Ağustos’ta yerlilerle başlayacağız. Yeni sezondan herkesten yapıcı olmalarını bekliyoruz. Zorlu bir süreç, farklı bir atmosfer olacak. Bizim bütçenin 20 kat daha yüksek bütçeli takımlarıyla oynayacağız. Savaşan, pes etmeyen, geri adım atmayan bir takım olup, bunu Konyalı basketbolseverlere göstereceğimize inanıyorum. Taraftarımız muhteşem. Nalçacılılar bizi her zaman destekliyor. Maç içinde düştüğümüzde onlar bizi ayağa kaldırıyor. Konyaspor’da olmaktan çok mutlu ve huzurluyum. 

Domain - Hosting - Cloud

Yorumlar Okunma: 2119