
(Bu röportaj pick&roll blog sitesinden alınmıştır)
Çok klasik bir soru, basketbola nasıl başladınız kısaca anlatabilir misiniz?
Alper Saruhan: Benim rahmetli dayım eski basketbolcuydu. Aydın Örslerin, Murat Didinlerin zamanında yetişmişti. Onunla beraber başladım, daha sonradan tabii bu bir hayat biçimi oldu. Derslerimi birazcık ihmal ettim. Bu yola geçtim, daha sonra profesyonel hayat başladı. Önce 2. ligde, sonra 1. ligde. Bir karar vermem gerekiyordu hayatımla ilgili, basketbolu mu, yoksa eğitimi mi seçeceğim. Ben de basketbolu seçtim, bu sırada eğitim ve genel kültür anlamında her zaman kendimi gelişmeye açtım.
Furkan Aldemir: Küçükken basketçi olacağım diye hiç düşünmedim, mahallede hep futbol oynardık. Biraz yüzme kursuna gittim, sonra karateye başladım. Aklımda hiç basketbol yoktu; boyum uzun diye öyle arkadaşlarla takılırdık. Bir gün yine arkadaşlarla oynarken okulda takımın koçu gördü ve çağırdı, ilk öyle başladım basketbola. Sonra zevk almaya başladım, baktım biraz oynayabiliyorum, karateyi bıraktım. Karşıyaka Yalı diye bir takıma geçtim. Oradaki hocam milli takım yardımcı antrenörüyle tanıştırdı, böylece milli takım kariyerim başladı. Her şey belli bir sıraya göre gelişti benim için. İlk Ahmet Kandemir zamanında A takıma çıkmaya başladım. O sene Alpella maçında Ahmet Hoca cezalıydı, Ziya Hoca beni son 1 dakika oyuna soktu ve ilk sayılarımı attım.
Kendinizi potansiyelinize göre yeterli görüyor musunuz?
Furkan Aldemir: Bir sakatlık geçirdim ve şu an için yüzde 100’le oynuyorum diyemem. Yavaş yavaş toparlıyorum. Oyun olarak da çok eksiğim var.
Alper Saruhan: Yazları özellikle özel kondisyonerle çalışıyorum salonda, yani son 6-7 sezonumu yazları boş geçirmiyorum. O şekilde kendime bir şeyler katarak devam ediyorum. Potansiyelim çok var; ama çok egolu bir oyuncu olmadığım için takımın kazanmasına odaklanıyorum; bunun için de fedakarlık yapmak gerekiyor. Türkiye’de birkaç tane yabancıyı alıp arkasına da Türkleri çiçek gibi serpiştiriyorlar. Ama yaşın ilerledikçe formasyon değişiyor, bu sefer takımın başarılı olması senin için çok önemli oluyor. Takımın başarılı olması seni bir yere getiriyor, burada da bir fedakarlık gerekiyor, ben de o fedakarlığı yapıyorum. Son 5 maçtır da birazcık yeteneğimi de kullanıyorum.
Kendi oyununu nasıl tanımlarsın, eksik gördüğün yanları var mı ve bunları gidermek için neler yapıyorsun?
Alper Saruhan: Eksik gördüğüm yer dersen, bu yeteneği açığa çıkarıp özgür bırakmamak. Karşıyaka gibi bir yere olan sorumluluğumuz var ve benim 25-30 sayı atıp show yapıp maçı kaybedersek ben eve gittiğimde uyuyamam. Her maç 25 sayı atmayı ben de isterim; evde uyuyabilmek için görevimi yapıp maçı kazanmaya odaklanıyorum o yüzden idmanlarda bakıyorum,seçiyorum neleri yapmam gerekir. Tabii ki tartıştığım, koçlarımla konuştuğum yanlarım var. Buraya şutör olarak geldim, savunmacı olarak gideceğim mesela.
Furkan Aldemir: Özellikle hücum tarafında eksiğim çok fazla. Şu an için daha çok ribaund almaya ve savunma yönelik oyunumla, mücadelemle öne çıkmaya çalışıyorum. Genç bir oyuncuyum, belli bir tecrübem yok takımdaki diğer oyunculara göre. Bazen güçsüz ve tecrübesi kalabiliyorum; ama bunu mücadelemle kapatmaya çalışıyorum. Antrenmanlarda Jovo Ağabey’le eşleşe eşleşe, savunmada daha iyi olmaya başladım, pota altı savunmasında hücuma göre kendime daha çok güveniyorum.
Diyabetli tek basketbolcu olman hakkında söyleyebileceğin bir şey var mı? (burada şeker molası veriyoruz, antrenman sonrasında)
Alper Saruhan: Bu benim başıma sonradan gelen bir şey. Doğduğumda diyabet değildim, benim kardeşim de diyabet. Bu bir sosyal sorumluluk, kimsenin diyabetli değilim gibi bir şey demeye hakkı yok. Ben diyabet değildim, akşam yattım sabah kalktım diyabet oldum. Bir doktorum var, genç çocuklar var, yeni doğmuş çocuklar var diyabet hastası. Onlar için ben bir yaşam kaynağıyım; çünkü spor yapılabileceğini gösteriyorum. Basketbol ağır bir spor. Şeker hastası denildiğinde önceden insanlar çocuğum ne yapacak, nasıl evlenecek, işe gidecek hor görülecek diye düşünüyor. Böyle bir şey yok, bu bir yaşam şekli. Zor da olsa adapte oluyorsun.
Spor yaşamınızın daha uzun sürmesi için neler yapıyor musunuz; özel diyetler, çalışma programları vs gibi?
Furkan Aldemir: Diyeti sevmem, öyle söyleyeyim. Sıkı bir diyeti ilk defa bu sakatlıktan sonra yaptım. O da hayatımın en kötü günleriydi. Hiçbir şey yiyemiyorum, öğlen salata tarzı, akşam belli gramda et, sabah hiçbir şey yemiyorsun nerdeyse. Şu şekilde kendime bakıyorum; fazla ağır yemekler yemiyorum, daha çok sağlıklı yemekler yemeye çalışıyorum. Uykuma dikkat ediyorum. Gece hayatım yok. Alkol, içki vs gibi belli şeylerden uzak durdun mu zaten kendine yatırım yapıyorsun. Kendine baktıktan sonra 35’ini geçince de oynayabiliyorsun. O yaşa geldiğinde sağlıktan daha çok ruh haline bağlı bırakıp bırakmamak.
Sakatlık dönemini nasıl geçirdin, etrafındakilerin sana desteği nasıl oldu?
Furkan Aldemir: Hayatımdan hiç böyle bir şey yaşamadım daha önce. Tam iki ay sürdü bu dönem. İlk gün çok arayan oldu; basketbol kulüplerinden olsun, ağabeylerimiz aradı, hastaneye gelenler oldu. Bu sakatlıkla belki de sezonu kapatabilirdim, doktorların dediğine göre, o şekilde düşüp de bu kadar kısa sürede geri dönmem bir mucize. O dönem kolay değildi, ayağa kalkamıyorsunuz; maçlara katılamıyorum, sayı atıyorlar ayağa kalkıp alkışlayamıyorum, içim gidiyor. Sadece oturup izliyordum, çok kötü bir duyguydu.
Okunma: 1420 Son Güncellenme: 06/06/2011 18:26:54
YORUMLAR
Bu habere ilk yorumu siz yapın
|