
Bu sene Gelişim Koleji’ni çıplak gözle üçüncü izleyişim; tümünde de kısıtlı sayıda oyuncuyla maçlarını oynadılar. Sanırım bu nedenle de hızlı oynamaya pek eğilimli değiller.
Hücum düzenlerinde de çoğunlukla “üçlü tehdit” pozisyonu almadan, düzen gereği yapılan paslaşmalar, perdelemeler, katlar ve son 5 – 6 saniye içinde inisiyatif alan bir oyuncunun hamlesiyle topu çembere atma gayreti. Hücumda süreyi uzun tutarak düşük sayıdaki “possession” ile rakibin kullandığı top sayısını da aşağıya çekmeyi istiyor belli ki Coach Deniz Atak.
Bugün bunda başarılı da oldu; Başkent Gençlik’e tüm maç boyunca toplam 126 sayılık atış deneterek 59 sayıda kalmasını sağladı.
Ancak maçın önemli noktalarından biri, devre arası soyunma odasından yüksek enerji ile gelen Başkent’in her topa baskı yapması ve Gelişim’in tüm ikinci yarı boyunca neredeyse bir tane bile set hücumu oynamadan, bire bir oyunlarla pozisyon bulup kolay iç ve dış atış ceza atış oranını yükseltmesiydi. %40.7 ile Başkent’ten daha düşük bir oran ile hücum kullanmasına rağmen, oyununu doğru oynayan Gelişim, Başkent’i maçın sonuna kadar yanına yaklaştırmadan çok önemli bir deplasman galibiyetini aldı.
Başkent Gençlik’in en önemli hücum gücü herkesin bildiği gibi Melih Sevda, Recai Öztürk ve Marquise Gray üçlüsü. Bu oyuncuların 50 sayının altında kaldığında maç kazanması zor Behçet Üner’in takımının. Bu üçlü, bugün toplam 70 sayılık denemede %55 gibi yüksek bir yüzdeyle oynamalarına rağmen ancak 39 sayı bulabildi ve her zamanki trendlerinin altında
kaldı; ekstra bir skorer de çıkmayınca, Başkent maçı rakibi yakalayacak kıvama getiremeden kaybetti. Başkent, ikinci yarı gösterdiği savunma direncini maçların tümüne yaydığında bütün takımlarla kafa kafaya oynayabilir. Bugün elleri çok kötüydü, bunu da göz ardı etmemek gerek…
Maç kalitesiz bir maçtı. Bırakın çemberi, panyayı bile bulmayan “air-ball”lar, top taşımalar, topu elden düşürmeler, top sürerken yere düşmeler, kaçan bire sıfır pota altları, yanlış top kullanma seçimleri, karşı tribüne yollanan baseball paslar ve benzerleri… Özellikle ilk yarıda bu oyuna ayak uyduran hakemleri de gözden kaçırmamak gerek. İyi niyetlerinden sual olunmaz ama, bazı bölümlerde hakem üçlüsüyle aynı maçı izlemediğimiz fikrine kapıldım doğrusu.
Maçtan birkaç enstantane ve figür: Başkent’in yeni yabancısı Horton’un ikinci yarıda hiç oyuna girmeyerek toplam 5 dakika sahada kalması, Başkent’in ilk yarıda hiç üçlük atış sokamayıp, hiç hücum reboundu alamaması ve 13 top kaybı yapması; ancak bu istatistiklere rağmen devreye yalnızca 6 sayı geride girmesi, Özgün Önver ve Kaan İşbilen’in çok yorulmalarına rağmen ayakta kalmayı becermeleri, Başkent’in ilk üçlüğünü 22. dakikada bulması, Gelişim’in dar rotasyonuna rağmen, önceki performansları bilinen oyun kurucuları Serkan Menteşe ve Onat Akış’ın toplamda 12 dakika 12 saniye sahada kalmaları…
İkinci Lig bu sene yoğun olarak haftaiçi maçlarına sahne oluyor. Nedenini tam kestirememekle birlikte, hafta arası maçlarda takımların her zamanki performanslarının altında kaldıklarını düşünüyorum. İkinci Lig’in markalaşması, takım sayısının azaltılması ve niteliğinin yükselmesi hedefleniyor ve bu süreç normal. Zaman içinde, bugün de yaşanan “hafta içi sendromu” düzelecektir diye umuyorum…
Okunma: 632 Son Güncellenme: 21/02/2012 22:50:15
YORUMLAR
22/02/2012 16:21
|
BAŞKENT GENÇLİK BAŞKANI
BU NASIL SAVUNMA. GELİŞİMİN SERT SAVUNMASI DEĞİL SERT FAULLERİ MAÇI KAZANMASINA NEDEN OLDU.
|
|