Gülseren Gönül Anı Defteri

24-01-17 12:23

 

AYŞE SALTAN
Gülom'u sıkıntılı ve yalnız hayatından uğurluyoruz. Hayatımda örnek aldığım nadir insanlardan biriydi. Lise 1'de daha 13-14 yaşında Yükseliş Koleji'ne basketbol bursu ile transfer olduğumda o güzel insanla ve büyük kulüple tanıştım. Osman Erverdi’nin antrenörü olduğu takım Türkiye’de 1 numara. En büyük payın Gülo olduğunu birkaç maç sonra anladım. Her antrenmana zamanında geliyor, kendine iyi bakmaya çalışıyor, antrenman sonuna kadar son derece ciddi.

Eskişehir’de Türkiye Şampiyonası var, takım sabah gitti, ben sınavım olduğu için akşam takıma katılabildim. Takım Eskişehir Orduevi'ne yerleşmiş, ben de Gülo ile aynı odadayım. Geç vakit odaya girdim, Gülo ateşler içinde yatıyor. Ayağı gündüz antrenmanda burkulmuş, ayağının altında yastık ve ateşler içinde yatıyor. Panik oldum, yöneticilere "Öztürk Hoca'ya haber vereyim, hastaneye gidelim" dedim, "yok doktorlar geldi baktı tedaviye başladılar" dediler. Gece geç vakit doktor geldi iğne yaptı, hem ayağından hem kalçasından. Bütün gece düzensiz ve endişe içinde uyudum ama sabah Gülo'nun ateşi kontrol altına alınmıştı ve bütün maçlarda bu şartlarda bile yine oynadı. Herkesin şaşkın ve ürkek bakışlarını doğal olarak görebilmek, önemsememek, görmezlikten gelmek, sadece yaptığı işe odaklanmak, psikolojik bakımdan böyle sağlam olmak herkesin yapabileceği bir şey değil. Ama Gülo yaptı.

Gülo'nun mücadeleleri, yaptığı işe saygısı ve en iyi şekilde yapma çabası bana hayatım boyunca hep örnek oldu. Her zaman sağlam, disiplinli ve elindeki işi en mükemmel yapma çabası Gülo ile yaşadığımız o uzun yıllardan gelen gözlemlerden alışkanlığa dönen davranışlardı. İyi ki vardın ve seninle uzun yıllar oynama, birlikte vakit geçirme şansım oldum. Yolun ışık olsun Gülom.

BEYHAN AYDOĞMUŞ
Potaların bir yıldızını uğurladık gökyüzünün sonsuzluğuna. Sen ,bizim Gülseren ablamızdın... İlk tanıştığımız günü hatırladım... Yozgat Öğretmen Lisesi'nden mezun olmuş ve Ankara da yaşayan ailemin yanına gelmiştim... Üniversite sınav sonuçlarını büyük bir heyecanla beklerken, boş durmamın beni nasıl mutsuz ettiğinin farkındaydım... Lise yıllarında oynadığım Voleybol ve Basketbol sporuna olan sevgim bir ömür boyu sürecekti... Mezun olduğum yıl Yozgat, ilinde voleybol dalında yılın sporcusu seçilmiş olsam da basketbol oynamak daha bir cazip geliyordu bana... Avukatlık stajını yapan ablamın çalıştığı büroya uğramıştım.. Sonra, abla, kardeş Ulus'ta vitrinlere bakarken kendimizi federasyon binasının önünde bulduk... Ben "spora devam etmeyi çok istiyorum" dedim ablama ve girdik binadan içeri... Ayaklarım beni üçüncü katta bulunan Basketbol Federasyonu'nun kapısının önüne getirdi.. 18 yaşında geleceğe umutla bakan bir genç kızdım... Kendime güvenim sonsuzdu... Kapıyı çaldım... İçeriden bir ses "buyurun" dedi... Kapıyı açtığımda sen vardın karşımda can Gülseren ablam... Türkiye'nin en uzun boylu bayan basketbolcusu duruyordu karşımda... İşte o an heyecanlandım... Elini uzatıp "hoş geldin" dedin... Elim, elinin içinde kaybolmuştu. Sonra yıllarca takım kaptanlığımı yapacak Afitap abla, "size nasıl yardımcı olabilirim?" diye sorana kadar minik bir şoktaydım...
 
İlk kez bu kadar uzun boylu bir bayanla karşılaşmıştım... Sonradan okuduğum bilgilere göre Hipofiz bezinin aşırı çalışması yüzünden boyun 2.07m'ye ulaşmış ve boyunla birlikte ellerin, yüzün ve ayakların da büyümüştü.. Heyecanımı saklamaya çalıştığım her halimden belli oluyordu.. Basketbol oynamak istiyorum ama nereden nasıl yardım alabilirim bilmiyorum dedim. "Biz sana yardımcı oluruz genç bayan" dedin.. "Sana bir adres vereceğiz, yarınki antrenmana sen de katıl. Bakalım topu benim elimden alabilecek misin?" Senin elinden topu hiçbir zaman alamadım Gülseren abla. Ama siz ve antrenör Cenk ağabey beni Yükseliş Bayan Basketbol takımına aldınız. Birlikte çok zevkli antrenmanlar yaptık. "Çok çalışırsan başarılı bir sporcu olabilirsin" dediğin gün kendi kendime söz verdim. Çok çalışıp, başarılı bir sporcu olacaktım. İnsanların sana olan bakışlarına, sarfettiği üzücü sözlere aldırmamış gibi duruşuna, gizli hüzünler taşıyan bakışlarını hiç unutamadım yıllarca. Kendinle barışık olman, insanların meraklı gözlerine aldırış etmeden kendi hayatını sürdürmeye çalışman, ailenin seni gerçek bir sporcu olarak yetiştirmesi... Atatürk'ün, "ben sporcunun zeki, çevik, ve aynı zamanda ahlaklısını severim" sözleri senin için söylenmiş gibiydi sanki. Çok güzel örgü ördüğünü ve lezzetli yemekler yaptığını hatırlıyorum.
 
Kendine ördüğü kazakları giyip, "beğendiniz mi" diye sorardın hep. O yıl Türkiye Şampiyonu olan takımımız ve senin transfer olduğun Viyana'daki bir takım. Şimdi ismimi hatırlayamadığım, takımınla karşılıklı mücadele ettik. Sen karşıladın biz hava alanında. Nasıl da sevinç içinde karşılamıştın. Türkiye'yi ve bizleri çok özlediğini söyleyip durdun defalarca. Yıllar geçti aradan ve biz, bir daha hiç karşılaşmadık seninle. Bazen gazetelerde çıkan haberlerini oluyordum..Bugün okuduğum haber, bizlere veda ettiğini yazıyordu. Seni bir yıldız olarak gökyüzüne uğurlamak üzücü olsa da, ulaştığın yerde çok mutlu olacağını biliyorum.. Işıklar yoldaşın olsun Gülseren abla. Ben ve Basketbol camiası seni hiç unutmayacak.. Güzel izler bıraktın spor salonlarında ve sporcuların yüreklerinde.. Bir dahaki antrenmanda görüşmek üzere...

Senin takımında oynamak ve takım arkadaşın olmak çok büyük bir gururdu...

FATMA OREL (KUTLAY) 
Kolej A takımda ilk kaptanımdı. Sevgili Gülseren Abla'yı Ankara Kolejliler kız basketbol takımında oynadığı yıl tanımış, 1969-70 sezonunda aynı takımda oynama fırsatını elde etmiş, diğer arkadaşlarım ile birlikte Türkiye Şampiyonu olmuştuk. Sonraki yıllarda da farklı takımlarda yer alarak birçok maçta da karşılıklı oynadık. Benim için Gülseren Abla son derece nazik, çağdaş, kültürlü, komplekssiz, mimar olarak görevine bağlı, dürüst, Atatürkçü bir Cumhuriyet aydını idi. Anılarımda ve kalbimde ben yaşadıkça yaşayacak. Kuşaktan kuşağa anlatılarımızla ise sonsuza kadar... 

 
 
GÜLDEN KAYAHAN
Turkiye'nin ilk Kadin Milli Takımının basketbolcusu.. Turkiye Basketbol tarihinin  en uzun boylu oyuncusu. Türkiye Kadin Basketbol tarihinin yurt dışına transfer olan (Avusturya - Viyana) ilk Kadın Basketbolcusu. 20 yil boyunca Türkiye'nin en büyük kulüplerinde (YÜKSELIŞ- BEŞİKTAŞ-ODTÜ) sayısız başarılara imza atan ve nice genç kızlarımıza basketbolu sevdiren, tıpkı kendisi gibi nezaket, incelik, sevgi ve şefkat dolu DEV YÜREKLI güzel ve güleryüzlu insan. Basketbola yeni başladığım yıllarda BEŞİKTAŞ takımında oynarken kısa da olsa tanıma şansına eristiğim, onunla antrenmanlara çıktığım Sevgili GULSEREN ABLA'nin vefatı hepimizi derinden üzmüştür. 1963 yılında başladığı Basketbolu 1983 yılına kadar aktif olarak sürdürmüş ve hiç kopmamıştır. Mesleği mimarlıktan çok "Kıymetli sporcu , milli basketbolcu kimliği ile tanınan Sevgili Gülseren Gönül ardından onunla paylaşılmış nice hoş anı... Mekanın Cennet olsun...Nur içinde yat Sevgili Gülseren Abla.

 
 
ZEYNEP EVERİ
Saygı ve sevgi ile hatırası önünde eğiliyorum Gül ablamızın. Onunla Eskişehir Türkiye Şampiyonasından 2 hatıra foto yolluyorum. Fotoğraflardaki 10 numara benim :)

Bir dönem Gül Abla BJK takımına geldiğinde Eminönü'ne gidip biri siyaha beyaz diğeri beyaza siyah forma diktirmemi ve aynı gün maça 15-20 dakika kala yetiştirdiğimi gülümseyerek hatırlıyorum. Nedense ihale bana kalmıştı :)

Yolladığım fotolardan birinde O'nun kolunun altından geçiyorum. Ve şunu hiç unutmuyorum. "Kolunun altından geçicem bir sonraki cut edişimde" dediğimde ve sonrasında  "geç bakalım" diyerek kolunu yukarı alışını ve göz kırpışını hiç unutmam. Dünya tatlısı bir insandı. Eskişehir'de uzun uzun hepimizle tatlılık ve sabırla sohbet edişini, esprilerini ve hastalığını ne denli cesurca anlattığını dün gibi hatırlıyorum. Allah rahmet eylesin. Yolu Işık Olsun Dev Kızın.

 
FÜGEN KANSAK
Basketbola Ankara Koleji'nde başladım. Orta Bir'de iken hem okul takımında, hem de A takımında oynamaya başlamıştım. Kolej güçlü bir takımdı ancak Yükseliş'te oynayan 2.05 lik Gülseren Gönül, yani Gül ablamız dengeyi bozuyordu. 

O dönem, oynadığım Kolej, daha sonra DSİ, bütün takımları yeniyor, Gül'ün takımında takılıyorduk.

Gülseren Gönül, pota altında topu almışsa, uzun boyu ve cüssesi sayesinde, bir kaç defa topu atmak ve sonunda sokma şansını yakalayabiliyordu. Top elindeyken, onu tutan uzunlara yardımcı olmak için, sıçrayıp topuna vurma girişimlerim çok olmuştur. Ağır hareket ettiği için en azından rahatsız edebiliyordum. 
 
Bir keresinde topa vurayım derken suratına çarpan elim, (elim yanağında kaybolmuştu) neredeyse ona şamar atmış gibi olmama neden olmuştu. Tabii faul aldım ama o an göz göze geldik, hemen sarıldım, özür diledim. O  sırada ben ortaokul çocuğuydum. "Önemli değil ufaklık" deyip başımı okşamıştı. 

Karşılıklı oynadığımız, kulüp takımlarında, 7 sene boyunca, ona karşı bir kere ben Kolej'de oynarken, Ankara Şampiyonası'nda kazandık, bir de 1980 de o Beşiktaş'ta ben DSİ de oynarken... Diğerlerinde hep onun takımı kazandı. 

Uzun boyu büyük sorun olduğu, takımımızda onu tutacak kadar uzun olmadığı için, özel müdafaa yapıyorduk. Sonunda 2 kişi arkasında blok şeklinde, geniş tek adam gibi hareket edip, onu 2 kişiyle tutmaya çalışırken, diğer üçümüz de, kalan 4 kişiyi tutardık. 

1980'de bu müdafaa tutmuş ve Güllü Beşiktaş'ı yenmiştik. Hastalanmış, tekrar basketbola başlamıştı, galibiyetimize  belki o da bir nedendir.  

Gülseren Gönül, ağır hareket eden bir oyuncuydu ancak, topun çıkmasına da yardım etmek zorunda kalır ve çok başarılı olurdu. Kolej'de veya DSİ de oynadığım takımlar, hep çok iyi tam saha press yapıp, top kapıp, basket atarak da avantaj sağlardık, karşı takımın topu çıkarması her zaman bir sorun olurdu. Yükseliş'te 1970'lerin ilk yarısında, onu en iyi Nurcan kullanırdı. O da çok iyi oyuncuydu, aynı zamanda akıllıydı da. Gülseren saha ortasında makul bir yerde durur, sıkışan oyuncu,"Güloooo" diye bağırır, topu havaya ona doğru atarlar, rahatlarlardı. Ondan sonra, bizim takımda, Gül ablanın tekrar birine top vermemesi için ayrı bir müdafaa başlardı.

Oynadığı takımı yenmek için devamlı kendimizi geliştirmek ve çeşitli müdafaalar bulmak zorunda kalırdık.

Onu çok severdim. Hep mütevazi, iyi niyetli yumuşak kalpliydi.
 
İri yapısı yüzünden, yollarda, bazen insanların rahatsız etmesiyle üzüldüğü günler de olmuştur. İnsanlarımız bazen davranışlarında duyarsız olabiliyor.

Yanlız itiraf ediyorum, ilk defa onu Selim Sırrı Tarcan'da loş  soyunma odamıza girdiğinde gördüm. Orta 1'deydim ve cüssesiyle, beni masallardaki devi görmüş kadar korkutmuştu. Konuşunca o yumuşak sesiyle, beni çok rahatlatmıştı.

Onu, kulağımda   koca cüssesinden çıkan yumuşak sesi ve  her zaman mütevazi, dost tavırlarıyla anacağım.
   
Nur içinde yatsın. erken vefatına çok üzüldüm.
 
 
MİHRİBAN OĞUZ 
Türkiye’nin en uzun boylu bayanı. 1950 yılında Ankara’da doğdu. Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisini bitirdi. Kendi deyimi ile ‘babasının dibine düştü ve boynuz kulağı geçti’. 14 yaşında başladığı basketbol hayatında üst üste altı yıl Yükseliş takımı ile Türkiye Şampiyonu olarak önemli bir başarıya imza attı. 17 yıllık basketbol kariyerinde toplam 14 kez Türkiye Şampiyonluğu yaşadı. 1976 – 1977 sezonunda Viyana’da oynadığı takımla Avusturya Şampiyonluğu’nu kazandı ve attığı 455 sayı ile sayı kraliçesi oldu. Bu kadar başarılı spor geçmişinin arasında Gülseren Gönül’ ün, yıllarca kendisine sorulan “Kaç kez milli oldun” sorusu, cevabını en zor verdiği soru oldu. Çünkü cevap sadece “5” kezdi. Zaten o zamanlarda Bayan Basketbol Milli Takımı’nın oynadığı milli maç sayısı da yediydi.

İlkokul ikinci sınıfa giderken boyu 1.93, ayakkabı numarası ise 42’ydi. Çok şanslıydı çünkü sporcu bir babanın çocuğuydu. Babasının teşviki ile 1964 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde basketbola başladı. Üç yıl Gazi Eğitim Enstitüsü’ nde oynadıktan sonra üç sezon Kolej, 6 sezon da Yükseliş takımlarının formasını giydi. 1976 – 1977 sezonunda Avusturya’da basketbol oynadı. Rahatsızlığı nedeniyle 3 yıl ara verdiği oyunculuk kariyerine 1980 – 1981 sezonunda Beşiktaş’ ta forma giyerek geri döndü. Daha sonra da iki yıl ODTÜ takımında basketbol oynadı. 1983 yılında basketbolu bırakan Gönül 1973 yılında Emniyet Spor Kulübü’ nün bayan basketbol takımını kurdu.

Çocukluğu döneminde babasının madalyalarını boynuna takarken, “Çocuk aklımla bu madalyalarla oynarken nereden bilecektim bir gün kendi madalyalarımı boynuma takacağımı. Meğerse ne büyük bir hazmış şampiyon olmak ve madalya takmak” diyor ve basketbola başladığı ilk yılları şöyle anlatıyor; “Babam tuttu elimden götürdü. Sevgili Yalım hoca topu elime verdi. Faik ve Turan hocanın katkıları ile basketbolcu oldum. İlk maçıma 29 Kasım 1964 tarihinde çıktım. Kaç sayı attım hatırlamıyorum ama genelde 30’un altına inmedim. Parmakla sayılacak kadar az faul yaptım ve bütün basketbol kariyerim boyunca sanırım 6 kez 5 faul alarak oyundan çıktım. Her maçta en az iki forma ıslattım. Öğütlere kulak verdim. Karınca gibi çalıştım. Mücadele ettim. Şımarmadım ve kazandım. İstemeyerek basketbolu bıraktım. Basketbola sadık bir eş gibi bağlanmak gerekir. Bunun karşılığı da hiçbir yere sığmayan sevinç dalgalarıdır”

Anılarını paylaşmak istediğinde o zaman ki heyecanı ile ilk milli maçını hatırlıyor. 1965 yılı salon Selim Sırrı Tarcan ve tıka basa dolu. Rakip İran. Gülseren Gönül ilk beşte sahaya çıkıyor ve bundan sonrasını hafif nemlenen gözleriyle şöyle anlatıyor;

“Maç başladı. Rakip oyuncunun elinden topu kaptım ve ilk milli maçımda hem maçın hem de kendimin ilk sayısını attım. Maçı 43 – 36 kazandık ve ben 24 sayı attım. Adeta uçuyordum. O zamanki duygularımı kelimelerle anlatmam çok zor. Bir sürü imkansızlık içinde bir şeyler başarmanın hazzını yaşıyordum. İlk basketbola başladığım yıllarda takımımda oynayan bir Amerikalı oyuncunun ayakkabılarını birkaç hafta giymiştim. Türkiye’de bana göre ayakkabı yoktu. Amerikalı oyuncu gidince de ayakkabısız kaldım. Ta ki babam bana göre bir ayakkabı yaptırana kadar çıplak ayakla oynadım”

“Bir o zamanları düşünüyorum, bir de şimdileri” diyerek bir karşılaştırma yapmaya başlayan Gönül, “Hiç unutmuyorum Ankara’da bir milli takım kampı yapılacaktı. Nerede o zamanlar şimdi olduğu gibi otellerde kamp yapmak. Biz Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nun bodrumunda kalıyorduk. Rutubetten çarşaflarımız nemlenmişti. Ankaralı oyuncuların evlerinden getirdikleri ütülerle çarşafları kuruttuk. Biz böyle bir ortamda kamp yaptık. Şimdi her olanak var. Bununla doğru orantılı olarak son yıllarda bayan basketbolu önemli aşamalar kaydetti. Tarihimizde ilk kez 2005 yılında ülkemizde düzenlenecek Avrupa Şampiyonası Finalleri’ ne katılacağız. Bu şampiyonada millilerimiz ilk dört takım arasına girerse önemli bir başarıya imza atmış olurlar. Bu da Türk Bayan Basketbolu’nu daha yukarılara taşır” diyerek sözlerini tamamlıyor.

14 Aralık 1983 tarihinde Ankara’da yaptığı jübile ile kariyerine noktalayan Gülseren Gönül’ ün sözlerini tamamlarken yüzünde beliren ifadeden, ‘Keşke şimdilerde basketbol oynasaydım’ dediği anlaşılıyordu. 

 

Yorumlar Okunma: 3575